(1086 S. K. m. 8) (4721 S. K. m. 734) (492 S. K. m. 28)
Dava: Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı önalım davasına dair karar davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: Dava, önalım hakkına konu edilen payın iptali ile davacı adına tesciline ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-) Dosya kapsamına, toplanan delillere ve delillerin takdirinde de bir isabetsizlik bulunmamasına, davacının bedelde muvazaa iddiasını kanıtlayamamasına göre temyiz eden davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-) Davacı vekilinin vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazlarına gelince; Davacı vekili, dava konusu edilen 5 parsel sayılı taşınmazda müvekkilinin 667/2400 payı bulunduğunu, davalının pay satın aldığını ortaklığın giderilmesi davası ile öğrendiğini, satış bedelinin 74.000,00 TL gösterildiğini, gerçekte satış bedelinin 18.963,00 TL olduğunu, bu bedel üzerinden önalım hakkının kullandırılması gerektiğini ileri sürerek davalının 167/300 payının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, tapuda gösterilen harç ve masrafların tümü üzerinden önalım hakkının kullandırılması halinde davayı kabul ettiklerini, bedelde muvazaa iddiasının doğru olmadığını, tapuda gösterilen bedel üzerinden pay satın aldıklarını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Önalım hakkı, paylı mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlarda payın üçüncü şahsa satılması hainde, diğer paydaşlara o payı öncelikle satın alma hakkını veren bir haktır. Bu hak, paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda vücut bulur ve payın üçüncü şahsa satılması ile de kullanılabilir hale gelir. Medeni Kanun'un 734/1 maddesi gereğince önalım hakkı alıcıya karşı dava açılarak kullanılır.
Önalım hakkını kullanan paydaş bu payı satın almak isterken tapuda gösterilen satış bedeli ile davalı tarafından ödenen harç ve masraflar toplamından ibaret önalım bedelini depo etmesi gerekir. Ancak, davacı tapuda yapılan satış sözleşmesinin tarafı olmadığından bedelde muvazaa iddiasında bulunabilir ve bu iddiasını her türlü delille kanıtlayabilir.
HUMK.'nun 8/1 maddesi uyarınca mamelek hukukundan doğan, konusu para veya para ile ölçülebilen davalarda görev, kural olarak dava konusu mal veya hakkın miktar veya değerine göre belirlenip, bu değerin gerçek değer olduğu ve görev konusunun kamu düzeniyle ilgili bulunduğu kuşkusuzdur.
492 Sayılı Harçlar Kanunu'nun (1) sayılı tarifesi uyarınca, konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden nisbi harç alınacağı açıklanmış ve 28. maddesinde de bunun dörtte birinin peşin, geri kalanının karar verilmesinden itibaren iki ay içinde ödeneceği, 30. maddesinde de noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunamayacağı hüküm altına alınmıştır.
Dava, neticeten önalım hakkı sebebiyle açılan tapu iptal ve tescil isteğine ilişkin olup, TMK.'nun 734. maddesine göre önalım hakkı, alıcıya karşı dava açılarak kullanılır. Davacı, yukarıdaki hükümler uyarınca tapuda biri 37.400.00 TL diğeri 37.000.00 TL üzerinden toplam 74.400.00 TL'ye satılan iki ayrı pay hakkında açtığı önalım sebebiyle tapu iptal ve tescil davasında dava değerini 74.400 TL olarak göstermiş ve bu miktar üzerinden peşin karar ve ilam harcını da yatırmıştır. Buna göre davanın değeri harcı yatırılan bu değerdir. Ne var ki davacı tapudaki bedelin gerçek olmadığını, önalım hakkının kullanılmasını engellemek amacıyla satış bedelinin muvazaalı olarak yüksek gösterildiğini, gerçek bedelin 18.693.00TL olduğunu iddia ederek bu bedel üzerinden önalım hakkını kullanmak istediğini bildirmiş ise de, bedelde muvazaa yapıldığı iddiasını kanıtlayamamıştır. Davacının, önalım hakkına konu olan payları tapudaki satış bedeli üzerinden almak istediğini bildirmesi üzerine mahkemece verilen uygun sürede satış bedeli depo ettirilmiş ve davanın kabulüne karar verilmiştir. Davanın değeri dava dilekçesinde gösterilen ve peşin harcı yatırılan 74.400.00'TL olduğu ve reddedilen bir kısım olmadığı halde; davalının ilk oturumdan önceki kabulü de gözetilerek davacı yararına bu miktar üzerinden nisbi avukatlık ücretine hükmedilmesi gerekirken, bedelde muvazaa iddiasında ileri sürülen 18.693.00 TL üzerinden eksik vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmediğinden hükmün davacı yararına takdir edilen vekalet ücretine hasren bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün yukarda (2) no'lu bentte yazılı nedenlerle vekalet ücretine hasren BOZULMASINA, oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Sayın çoğunluk ile azınlık arasındaki uyuşmazlık, davacının bedelde muvazaa iddiasının kanıtlanamaması üzerine vekalet ücretinin ne şekilde belirleneceğine ilişkindir.
Bilindiği üzere önalım bedeli, önalım hakkına konu payın tapuda gösterilen satış bedeliyle davalı tarafından yapılan tapu giderlerinden ibarettir. Çoğunluk görüşünde belirtildiği gibi davacı önalım bedelinin tapuda gösterilen değerden az olduğunu iddia eder ve bedelde muvazaa yapıldığını kanıtlayamazsa tapuda yazılı bedel ile gerçek satış bedeli olduğunu iddia ettiği bedel arasındaki miktar oranında haksız çıkmış sayılacağından kazanılan ve kaybedilen bu oran dahilinde taraflara yargılama gideri ve vekalet ücreti yükletilmesi gerekir.
Somut olayımızda, davacı önalım hakkına konu edilen payın satış bedelinin tapuda gösterildiği gibi 74.400.-TL olmayıp, 18.963.-TL olduğu ileri sürerek bedelde muvazaa iddiasında bulunmuş ancak bu iddiasını kanıtlayamamıştır. Bu durumda az yukarıda açıklanan ilke doğrultusunda taraflar yararına vekalet ücreti takdir edilmesi gerekir. Buna göre davacının kanıtlayamadığı miktar: 74.400.-TL - 18.693.-TL = 55.707.-TL'dir. Kazanılan ve kaybedilen bu oran dahilinde taraflar yararına vekalet ücreti takdir edilmesi ilke olarak benimsendiğine göre, davacı yararına 18.693.-TL üzerinden, davalı yararına ise 55.707.-TL üzerinden vekalet ücreti takdir edilmesi gerekir. Çoğunluk görüşünde, bir taraftan kazanılan ve kaybedilen oran dahilinde vekalet ücreti takdir edileceği benimsenirken, davacının kaybettiği bedelde muvazaa iddiası yönünden de davacı lehine vekalet ücreti takdir edilmesi diğer yandan dava değeri önalım bedeli + muvazaa bedeli, yani 76.852 TL + 55.707 TL = 132.559.-TL'ye çıkarılmış olur ki, böyle bir sonucun hukuk düzeninde kabul görmeyeceği açıktır. Tüm bu nedenlerle, yerel mahkemece kazanılan ve kaybedilen oran dahilinde taraflar yararına vekalet ücreti takdir edilmesinde bir usulsüzlük bulunmamaktadır. Ancak davalının, bedelde muvazaa iddiasını kabul etmeyip, tapudaki satış bedeli ve tapu giderlerinin ödenmesi koşuluyla davayı kabul ettiğini bildirmesi, davayı sona erdiren irade açıklaması olarak kabul edilemez. Şarta bağlı kabulün hukuki sonuç doğurmayacağı gözardı edilerek davacı yararına 1.121,58.-TL vekalet ücretine hükmedilmesi doğru değilse de bu hususta yeniden yargılama yapılmasında fayda görülmediğinden hükmün 4. bendinin çıkartılarak yerine 24.12.2009 tarihli Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 12. maddesi nazara alınarak 18.693.-TL üzerinden hesaplanan 2.243,16.-TL nispi vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine ibaresinin eklenmesi suretiyle HUMK. 438/7. maddesi gereğince hükmün düzeltilerek onanması gerektiğini düşündüğümüzden sayın çoğunluğun vekalet ücretine ilişkin bozma kararına katılmıyoruz. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy