(2004 S. K. m. 67) (818 S. K. m. 183)
Dava: İcra mahkemesince verilmiş Bulunan yukarda tarih ve numarası yazılı karar davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı alacaklı tarafından davalı borçlu aleyhine kira alacağının tahsili amacıyla başlatılan tahliye istekli icra takibine davalı borçlunun itiraz etmesi üzerine davacı alacaklı icra mahkemesine başvurarak itirazın kaldırılması, kiralananın tahliyesi ve icra inkar tazminatı isteminde bulunmuştur. Mahkemece, davacının sözleşmenin tarafı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine karar davacı alacaklı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, dava dilekçesinde; davalının kiracı olarak oturduğu taşınmazı satın aldığını, bu hususun Mersin 5. Noterliğinden gönderilen 4.12.2008 gün ve 30853 yevmiye numaralı ihtarnameyle davalıya bildirildiğini, hakkında yapılan icra takibine itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın kaldırılmasına ve kiralananın tahliyesine karar verilmesini istemiştir. Davalı, taraflar arasında akdedilmiş bir kira sözleşmesi bulunmadığını, kiralananın S. Z. tarafından kiraya verildiğini ve ödenmemiş kira borcu bulunmadığını bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Davalı kiracının takibe dayanak yapılan 3.9.2007 başlangıç tarihli iki yıl süreli kira sözleşmesine dayanarak kiralananda oturduğu ve kiralananın davacı tarafından satın alındığı konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacı, kiralananı 14.10.2008 tarihinde satın almak suretiyle kiralananın maliki olmuştur. Borçlar Kanununun 183. maddesi uyarınca satış anından itibaren taşınmazın nefi ve hasarı yeni malike geçtiğinden kiralarında bu tarihten itibaren ona ödenmesi gerekir.
Davacı alacaklı önceden malik olduğunu bildirmek suretiyle 27.5.2010 tarihinde başlattığı haciz ve tahliye istekli icra takibinde sözleşmeye göre yıllık peşin olarak ödeneceği kararlaştırılan 3.9.2009 tarihinde başlayan yıllık kira parasının tahsilini istemiştir. Bu durumda davacının takip ve dava açmasında bir usulsüzlük bulunmamaktadır. Mahkemece işin esasının incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, davacının takip ve dava açma hakkı bulunmadığı gerekçesiyle isteğin reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Karar bu sebeple bozulmalıdır.
Sonuç: Kararın yukarda açıklanan sebeplerle bozulmasına, istenmesi halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 15.03.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy