(4721 S. K. m. 640)
Dava: Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarda tarih ve numarası yazılı onalım davasına dair kararın temyiz incelemesi duruşmalı olarak davalı tarafından süresi içinde istenilmekle gün tayin edilerek taraflara gönderilen davetiyelerin tebliğ edilmesi üzerine 29.11.2011 günü temyiz eden davalı vekili, davalı vekili geldiler. Davacı taraftan gelen olmadı. Hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Uyuşmazlık, onalım hakkına konu edilen payın iptaliyle davacı adına tesciline ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, dava dilekçesinde, müvekkilinin davaya konu edilen payın dair bulunduğu 3648 numaralı parselde paydaş olan M. D.'in mirasçısı olup aynı taşınmazda diğer paydaş A. P.I.'ın taşınmazdaki payını 26.3.2009 tarihinde 10.500 TL bedelle davalıya sattığını 20.4.2010 tarihinde öğrendiğini, onalım hakkını kullanmak istediğini belirterek, davalı adına kayıtlı payın iptaliyle davacı adına tescilini talep etmiştir. Davalı vekili, davacının tapuda malik gözükmediğinden dava açma yetkisinin bulunmadığını, davanın süresinde açılmadığını, davacının satıştan çok önceden haberdar olduğunu, davaya konu payın gerçekte 800.000 TL bedelle alındığını, taşınmazın fiilen taksim edilerek kullanılması sebebiyle onalım hakkının kullanılamayacağını belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Önalım hakkının kullanılmasında davacının dayandığı pay elbirliği mülkiyetine konu ise tüm ortakların birlikte dava açması veya birinin açtığı davaya diğerlerinin muvafakat etmesi gerekir. Çünkü bu hallerde 11.10.1982 gün ve 3/2 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davanın tereke adına açıldığının kabulü gerekir. Muvafakat duruşmaya gelip bu konuda beyanda bulunmakla veya imzası noterce onaylı muvafakat belgesi ibraz edilmesi suretiyle yahut davacı adına davayı takip eden avukata vekaletname verilmesiyle sağlanabilir. Bu yolda ortakların tümünün muvafakati sağlanamazsa Türk Medeni Kanunu'nun 640. maddesi hükmü uyarınca miras bırakan terekesine görevli mahkemede temsilci atanması için davacıya süre verilir. Temsilci davacı dışında biri olursa davacının sıfatı biter, davayı temsilci takip eder. Dava hakkına dair bu hususun hakim tarafından kendiliğinden öncelikle nazara alınması gerekir.
Olayımıza gelince: davacının davada dayandığı pay kendi adına kayıtlı bağımsız bir pay olmayıp miras bırakanı M. D. adına kayıtlıdır. Sunulan mirasçılık belgesine göre de adı geçen paydaş 1.10.2001 tarihinde vefat ederek geride mirasçı olarak davacı oğluyla birlikte eşi Ü. D. ve diğer çocukları R. ve İ. D.'İ bırakmıştır. Bu durumda mahkemece davacının dayandığı pay elbirliği mülkiyetine konu olduğundan yukarda açıklanan esaslara göre dayanılan payın diğer ortaklarının davaya muvafakatinin sağlanması, bu mümkün olmadığı takdirde davacıya miras ortaklığına temsilci atanması için süre verilmesi, davanın tayin edilecek temsilci vasıtasıyla yürütülüp sonuçlandırılması gerekirken bu husus yerine getirilmeden işin esası incelenerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan sebeplerle temyiz itirazlarının kabulüyle 6100 Sayılı H.M.K.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3 üncü madde hükmü gözetilerek H.U.M.K.nun 428 inci maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, ve bozma sebebine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Yargıtay duruşması için kendisini vekille temsil ettiren davalı yararına takdir olunan 825.-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, istenmesi halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 29.11.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy