(818 S. K. m. 263) (2004 S. K. m. 67)
Dava: Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı itirazın iptali davasına dair karar davacılar tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, kira bedelinin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali ve kiralananın tahliyesi istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, dava dilekçesinde, davalının 15.11.1999 başlangıç tarihli sözleşme ile kiracı olduğunu, 2006 yılına kadar kira paralarını düzenli olarak ödediğini, ancak 15.11.2006 -15.11.2007 dönemi kira paralarını ödememesi üzerine davalı hakkında icra takibi başlatıldığını, davalının haksız olarak takibe itiraz ettiğini belirterek itirazın iptaline, kiralananın tahliyesine ve %40 icra inkar tazminatının tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, davalının oto galeri ve ziraat aletleri alım satım işi yaptığını gayrimenkul üzerinde davacıların hissedar olduklarını beyan etmeleri üzerine davacılara ait hissenin ileride gerekebileceği düşüncesi ile davacılar ile kira sözleşmesi düzenlendiğini, ancak bu hisseye ihtiyaç duyulmadığından kira süresinin sonu olan 15.11.2006 tarihinde sözleşmenin yenilenmediğini, bu nedenle de borcu olmadığını belirterek davanın reddine ve davalı lehine %40 inkar tazminatı verilmesini savunmuştur.
Davaya dayanak yapılan ve hükme esas alınan 15.11.1999 başlangıç tarihli ve 3 yıl süreli kira sözleşmesi ve 15.11.2002 başlangıç tarihli ve 3 yıl süreli yenilenen kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sözleşme kiralayan olarak S. T. ve N. S. ile kiracı İ. A. tarafından imzalanmıştır. Sözleşmede kiralananın boş arsa olarak kiralandığı ve ziraat aletleri alım satım yeri olarak kullanılacağı belirtilmiştir. Bu haliyle kiralananın Borçlar Kanununun adi kira hükümlerine tabi olduğu anlaşılmaktadır. Kural olarak tahliye davaları kiralayan tarafından açılır. Zira kiralayan sözleşmenin tarafı olup dava açma ve yetkisini sözleşmeden almaktadır. Sözleşmeden kaynaklanan bu yetkinin kullanılabilmesi için kiralayanın malik olması şart değildir. Kiralayan tarafından açılan davada kiralananın paylı veya elbirliği halinde mülkiyete konu olmasının önemi bulunmamaktadır. Zira kiralayanın açtığı davada pay ve paydaş çoğunluğunun ve iştirakin sağlanmasına gerek yoktur. Kiralayanın malik olması gerekmediğinden taraflar arasında yapılan kira sözleşmesi geçerli olup bu sözleşme tarafları bağlar. Kiralanan boş arsa vasfında olup Borçlar Kanunun adi kira hükümlerine tabidir. Mahkemece, Dairenin bozma ilamından sonra verilen hükümde kira sözleşmesinin 2005 yılından sonra yenilenmediği, ortada bir kira sözleşmesi kalmadığı, bu nedenle de davalının kira borcu bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, davalı kiracının 15.11.2002 başlangıç tarihli ve 3 yıl süreli kira sözleşmesinin bitiminden önce sözleşmenin 11. maddesine uygun olarak bir feshi ihbar göndermediği ve takip konusu dönem kirasının kiralayanlara ödenmediği davalının da kabulündedir. Kira sözleşmesi ya taraflarca feshedilmesi ile ya da mahkemece verilecek akdin feshine ilişkin bir hükümle sona erer. Bu nedenle kira sözleşmesi geçerlidir ve tarafları bağlar. Borçlar Kanunu'nun 263. maddesi ve 15.11.2002 tarihli kira sözleşmesinin 11.maddesinde düzenlenen feshi ihbar düzenlemesine uyulmaması karşısında akdin kendiliğinden yenilendiğinin kabulü gerekir. Bu durumda, davalı tarafça takip konusu dönem kira parasının ödendiği savunulmadığı gibi, ödeme belgesi de sunulmadığından davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile istemin reddine karar verilmesi doğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenle hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 15.09.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy