(4721 S. K. m. 6)
Dava: Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarda tarih ve numarası yazılı eşya alacağı davasına dair karar, davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Uyuşmazlık, ziynet ve ev eşyalarının iadesine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne, bir kısım ev ve ziynet eşyalarının aynen iadesine, mümkün olmazsa ev eşyası bedeli olarak 9.960 TL'nin, ziynet eşyası bedeli olarak 2.223 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesi üzerine hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, dava dilekçesinde, davacı kadının, davalı koca tarafından Akşehir'deki düğüne gitmek üzere evden götürüldüğünü, ekli listede bulunan ev ve çeyiz eşyalarıyla ziynetlerinin davalıda kaldığını belirterek aynen iadelerini mümkün olmaz ise bedellerinin tahsilini istemiştir. Davalı vekili, davacı vekilinin talep ettiği bir kısım ev ve ziynet eşyalarına dair talepleri kabul etmiş, fazlaya dair davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davalının kabul ettiği eşya ve ziynetlere dair davanın kabulüne, fazlaya dair taleplerin kanıtlanamadığından reddine karar verilmiştir.
Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesi hükmü uyarınca kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimsenin, iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir. Davacı kadın davaya konu edilen ziynet eşyasının davalıda kaldığını ileri sürmüş, davalı koca ise onun tarafından götürüldüğünü savunmuştur. Hayat deneylerine göre olağan olanın bu çeşit eşyanın kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir. Başka bir anlatımla bunların davalı tarafın ziynetlik ve korumasına terk edilmesi olağan durumla bağdaşmaz. Diğer taraftan ziynet eşyası rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyalardandır. Bu sebeple evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürmesi, gizlemesi her zaman mümkün olduğu gibi evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür. Bunun sonucu olarak normal koşullarda ziynet eşyalarının kadının üzerinde olduğunun kabulü gerekir.
Davacı kadın, davaya konu ziynet eşyasının varlığını, evi terk ederken bunların zorla elinden alındığını ve götürülmesine engel olunduğunu, evde kaldığını, ispat yükü altındadır. Aynı şekilde davacı, dava dilekçesinde ekli listede yazılı davalı tarafça kabul edilmeyen bir kısım ev ve çeyiz eşyasının (B harfiyle gösterilen bölüm) davalı ve ailesi tarafından davacıya hediye edildiğini savunmuştur. Davacı tarafça bu eşyaların davacıya ait oldukları ya da davalı tarafça davacıya hediye edildiklerine dair yazılı belge sunulamamıştır. Bununla birlikte dava dilekçesinin deliller bölümünde her türlü delil ibaresinin bulunması karşısında, davacının yemin deliline de dayandığı kabul edilerek mahkemece, reddine karar verilen ziynetlerin elinden alındığı, götürülmesine engel olunduğu, davalı tarafta kaldığı, reddedilen eşyalar yönünden ise bu eşyaların davacıya ait olduğu ya da davalı tarafça davacıya hediye edildiği hususlarında davacı tarafa yemin teklif etme hakkı hatırlatılarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün 6100 Sayılı H.M.K.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3. madde hükmü gözetilerek H.U.M.K.nun 428. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istenmesi halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 01.12.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy