(1086 S. K. m. 567) (3194 S. K. m. 18)
Dava: Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarda tarih ve numarası yazılı paydaşlığın giderilmesi davasına dair karar, davalılardan A. S. tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Dava, bir adet taşınmazın ortaklığının giderilmesine ilişkindir. Mahkemece satış suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verilmiş, hüküm davalı A. S. tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılar vekili dava dilekçesinde davaya konu edilen parselde davacı ve davalıların paylı mülkiyet esaslarına göre malik olduklarını taraflar arasında anlaşma yoluyla ortaklığın giderilmesinin mümkün bulunmadığını belirterek satılarak ortaklığın giderilmesini istemiştir. Duruşmaya katılan A. S. ise taşınmaz üzerindeki evin kendisine ait olduğun satılarak ortaklığın giderilmesini istemiştir.
Paydaşlığın (ortaklığın) satış suretiyle giderilmesine dair davalarda taşınmaz üzerinde bulunan bina, ağaç gibi bütünleyici parçanın (muhtesat) kime ait olduğu konusunda uyuşmazlık olup da bunlar üzerinde bazı paydaşların (ortaklar) hak iddia etmeleri ve öncelikle bu uyuşmazlığın giderilmesini istemeleri halinde eğer bunların değeri sulh mahkemesinin görevine giriyorsa olay bir hadise olarak, sulh mahkemesinde çözümlenir. Aksi halde o paydaşa görevli mahkemede dava açmak üzere H.U.M.K.nun 567. maddesi hükmü uyarınca on (10) günlük yasal süre verilmelidir. Yasadan doğan bu süre kesin olup kısaltılamaz ve uzatılamaz. Bu süre içerisinde dava açılırsa sonucun beklenmesi, açılmaz ise o konuda uyuşmazlık yokmuş gibi davaya devam edilmesi gerekir.
Olayımıza gelince; Dava konusu edilen ve satışına karar verilen 1241 ada 5 parselin tapu kaydının beyanlar hanesinde ev A. S.'e aittir hükmü bulunmaktadır. Alanya Belediye başkanlığının 5.2.2010 tarihli cevabı yazısında davaya konu edilen parsel üzerine kayıtlı ruhsat ve iskan bulunmadığını, ancak 3194 Sayılı imar kanunun 18 madde uygulamasından önce parsel numarası 490 ada 4 parsel iken R. S., A. A. ve A. Ç. adına ruhsatlarının bulunduğunu belirtmiştir. Mahkemece mahallinde yapılan keşifte bilirkişi tarafından düzenlenen 24.2.2010 tarihli bilirkişi raporunda parsel üzerinde paftasında eski bina belirtilmiş olup, bu binaya eklentiler ve kat ilavesi yapıldığı ve yapının tamamının davalı A. S.'e ait olduğu belirtilmiştir. Davacı vekilinin itirazı üzerine aynı bilirkişiden alınan 30.6.2010 tarihli ek bilirkişi raporunda ise tapu kaydında A. S.'e ait olduğu beyan edilen evin 2 katlı binanın bilirkişi raporundaki krokide A harfiyle göstermiş olduğunu, bu bölümün dışında kalan B ve C harfiyle gösterilen bölümlerin ana taşınmaza sonradan yapılan eklentiler olduğunu, Krokide A harfiyle gösterilen binanın dava tarihi itibariyle çıplak arza 12.000 TL civarında değer kattığını belirtmiştir. Bu sebeple tapuda gösterilen bina dışında sonradan bu binaya yapılan eklentilerin davalı A. S.'e ait olup olmadığı üzerinde durulması gerekirse mülkiyet tesbiti davası açması için davalıya mehil verilmesi ve bu eklentilerinde davalı A. S.'e ait olduğu tesbit edildiğinde yukarıdaki esaslar çerçevesinde oran kurularak satış bedelinin bu oranlar dahilinde dağıtılması gerekirken yazılı şekilde dağıtılması doğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Hükmün yukarda açıklanan sebeple BOZULMASINA, istenmesi halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 05.12.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy