(765 S. K. m. 102) (5237 S. K. m. 247) (4389 S. K. m. 22) (YCGK. 31.05.2005 T. 2004/11-158 E. 2005/58 K.)
Dava: Zimmet suçundan şüpheliler Yenal Ansen, Ali İhsan Elgin, Osman Nuri Ertuğ, Hasan Özcan, Hüsnü Barbaros Olcay, Turan Kalaycıoğlu, Halil Sarıaslan, Muazzez Ela, Kenan Kotan, H. Uğur Kınay ve Füsun Alanya haklarındaki soruşturma evresi sonucunda, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 24.10.2005 günlü ve 2005/127358-72569 s. kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın reddine ait mercii Sincan Ağır Ceza Mahkemesi Başkanınca verilen, 26.04.2006 günlü ve 2006/398 değişik iş, 2006/1081 müteferrik s. kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 26.06.2007 tarih ve 33551 s. yasa yararına bozma istemini içeren dava dosyası Cumhuriyet Başsavcılığının 02.08.2007 tarih ve KYB. 2007-148951 s. ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.
Mezkür ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre, Türkiye Halk Bankası A.Ş.vekillerinin 12.10.2005 günlü ve 1748 s. yazısı ile Türkiye Halk Bankası genel müdürü ve yönetim kurulu üyeleri olan sanıklar tarafından Gürsan Demir Çelik Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ne usulsüz krediler kullandırılarak Bankanın zarara uğratıldığından bahisle, haklarında kamu davası açılmasının talep edildiği,
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan hazırlık soruşturması sonucunda, sanıkların eylemleri görevi kötüye kullanmak ve hizmet nedeniyle emniyeti suistimal olarak nitelendirilmek suretiyle, suçun türü ve tarihi itibarıyla 4616 s. Yasa kapsamında kaldığı ve 765 s. Türk Ceza Kanunu'nun 102/4. maddesinde yazılı 5 senelik olağan dava zaman aşımı süresinin geçtiği gerekçesiyle takipsizlik kararı verildiği, anılan takipsizlik kararına yönelik itirazın mercii Sincan Ağır Ceza Mahkemesi Başkanınca reddedildiği,
Adı geçen Banka vekili tarafından verilen 12.10.2005 günlü dilekçe ile sanıkların eyleminin, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 31/05/2005 günlü ve 2004/11-158 esas; 2005/58 s. ilamı doğrultusunda, 4389 s. Bankalar Kanunu'nun 22/3. maddesinde belirtilen zimmet suçunu oluşturduğu ve dava zaman aşımı süresinin 15 yıl olup, 4616 s. Yasa kapsamında bulunmadığı belirtilerek, sanıkların 5237 s. Türk Ceza Kanunu'nun 247 ve 4389 s. Kanun'un 22/3. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları için kamu davası açılmasının talep edildiği, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, daha önce kesinleşen takipsizlik kararının ele alınabilmesi için, yeni delillerin ortaya çıkması ve itirazı reddeden mahkeme başkanının dava açılması için izin vermesi gerektiğinden bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğinin anlaşılması karşısında;
Sanıkların eylemleri ile ilgili olarak kamu davası açılması için yeterli delil bulunduğu ve mevcut delillerin mahkemesince değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden itirazın kabulü yerine yazılı biçimde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 s. Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu yasa yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;
Sonuç:Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yasa yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden Sincan Ağır Ceza Mahkemesinin 26.04.2006 tarih ve 2006/398 değişik iş, 2006/1081 müteferrik s. kararının CMK. nun 309/4-a maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yapılmasına, 30.01.2008 günü oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI DÜŞÜNCE
Kanun yararına bozma talebi ile Halk Bankası genel müdürü, yönetim kurulu üyeleri ile ticari krediler müdürü ve şube müdürü olan şüphelilerin usulsüz kredi verdiklerine dair delil bulunduğu için haklarında bu konuda daha önce verilen takipsizlik kararına yapılan itirazın reddi hakkında Ağır Ceza Mahkemesi Başkanınca verilen kararın kaldırılarak dava açılmasına karar verilmesi istenmiştir.
Halk Bankası, Ziraat Bankası ve tasfiye edilmiş bulunan Emlak Bankası personelinin, 29.1.1990 tarih ve 20417 mükerrer s. Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 399 S. Yasa Hükmünde Kararnamenin 3771 s. Yasanın 3. maddesiyle yeniden düzenlenen 11/b maddesine göre banka paralarına karşı işledikleri suçlardan dolayı memur sayılarak haklarında 765 s. TCK. nun 2.kitap üçüncü ve altıncı bablarındaki hükümler uygulanacaktır. Bu hükme göre Halk Bankası personelinin de banka parasına karşı işledikleri suçlar sair koşulların varlığı halinde zimmet suçunu oluşturacaktır.
Öte yandan 23.6.1999 gününde yürürlüğe giren 4389 s. Bankalar Yasanın 22/11. maddesi hükmünde ise kamu bankası personellerinin zimmet suçlarında, daha ağır hükümler bulunan 765 s. Türk Ceza Yasanın zimmetle ilgili hükümlerinin uygulanacağı belirtilmektedir.
Bu düzenlemelere göre kamu bankası görevlilerinin banka paralarına karşı işledikleri suçlarda, 765 s. Türk Ceza Yasanın zimmetle ilgili 202. maddesi hükmü uygulanacağından kuşku bulunmamaktadır.
Ancak 25.11.2000 gününde yürürlüğe giren 4603 s. yasanın 1. maddesinin 5.bendinde yapılan düzenleme ile 399 s. Yasa Hükmünde Kararnamenin bankalar hakkında uygulanmayacağı hükmü getirilmiştir. Bu hüküm gereği hiçbir banka personeli, banka parasına karşı işlenen suçlardan dolayı memur gibi cezalandırılamayacaktır. Bu düzenleme lehe yapılmış bir düzenlemedir. Lehe düzenlemelerin, gerek 765 s. Türk Ceza Yasanın 2. maddesi ve gerekse 5237 s. Türk Ceza Yasanın 7/2. maddesi uyarınca önceden işlenen suçlara da uygulanması gerekmektedir. Bu konu ile ilgili öğretide baskın görüş de bu yöndedir. Örneğin Onursal Yargıtay Üyesi Sayın Erol Çetin Memur Suçları isimli kitabının 2.baskısının 392 sahifesinde aynı görüşe yer vermektedir.
Bu açıklamalar ışığında somut olayı değerlendirdiğimizde; 4603 s. Kanunla getirilen lehe düzenleme geriye yürüyeceğinden Halk Bankası personeli olan adı geçen şüphelilerin memur sayılmalarına kanuni olanak bulunmamaktadır. Bu sebeple 765 s. ve 5237 s. Türk Ceza Kanunlarında düzenlenen zimmet suçlarından yargılanmaları mümkün değildir.
Öte yandan bu şüphelilerin eylemleri 4389 s. Bankalar Yasasının yürürlük tarihi olan 23.6.1999 gününden önceki tarihlerde gerçekleşmiş olduğundan haklarında Bankalar Yasası hükümleri de uygulanamayacaktır.
Bu durum karşısında şüphelilere yükletilen eylemler, sair koşulların da varlığı halinde hizmet nedeniyle emniyeti suistimal suçunu oluşturabilecektir. Söz konusu eylemlerin işlenme tarihlerine göre ise dava zaman aşımı süresi soruşturma evresinde dolmuştur. Bu sebeple verilen takipsizlik kararı ve bu karara yönelik itirazın reddine dair verilen Ağır Ceza Mahkemesi Başkanın kararı yerindedir.
Bu gerekçelerle yasa yararına bozma talebinin reddi yerine kabulüne dair çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy