2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 48/5. maddesine aykırılıktan ... hakkında Antalya İl Emniyet Müdürlüğü Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünün 17/01/2010 tarihli ve FM 708351 sayılı trafik ceza tutanağı ile uygulanan 548,00 Türk lirası idari para cezasına yönelik başvurunun reddine dair Antalya 6. Sulh Ceza Mahkemesinin 18/01/2010 tarihli ve 2010/148 değişik iş sayılı kararını müteakip, muterizin yargılanmanın yenilenmesi talebinin reddine dair aynı Mahkemenin 10/12/2013 tarihli ve 2013/1493 değişik iş sayılı kararma karşı yapılan itirazın keza reddine ilişkin Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 17/01/2014 tarihli ve 2014/84 değişik iş sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 15.04.2014 gün ve 26156 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29.04.2014 gün ve KYB. 2014/147151 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.
Mezkür ihbarnamede;
Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 28/05/2012 tarihli ve 2012/11996 esas, 2012/17195 sayılı ilamında da belirtildiği üzere, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 23/3. maddesindeki “Yargılamanın yenilenmesi hâlinde önceki yargılamada görev yapan hâkim aynı işte görev alamaz” şeklindeki düzenleme ile aynı Kanun’un 318/1. maddesindeki “Yargılamanın yenilenmesi istemi, hükmü veren mahkemeye sunulur. Bu mahkeme, istemin kabule değer olup olmadığına karar verir.” şeklindeki düzenlemeler karşısında, ilk kararı veren hâkimin olayla ilgili kanaatinin oluştuğu ve görüşünün ilk hükümle belirginleştiği, yeniden yargılama aşamasında ya da bu aşamaya götürecek talebin kabule değer olup olmadığına dair vereceği kararda önceki kanaat ve görüşünün etkisi altında kalabileceği, bu sebeple adil yargılama hakkının bir uzantısı olarak hiçbir önyargısı olmayan olaya tamamen yabancı, farklı bir hâkimin yargılamanın yenilenmesi talebini incelemesi gerektiği hususu gözetilmeden, itirazın bu yönden kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren temel yasalarla ceza ve ceza usul hukukunda yapılan köklü değişikliklerin en önemlilerinden birisi suç ve kabahat ayrımının kesin çizgileri ile belirlenmesi olmuş, 5271 sayılı CMK'nun l.maddesindeki “Bu kanun ceza muhakemesinin nasıl yapılacağı hususundaki kurallar ile bu sürece katılan kişilerin hak, yetki ve yükümlülüklerini düzenler” biçimindeki düzenleme gereğince yalnızca suçların yargılanması ile ilgili genel kurallar getirilmiştir.
Konumuzla ilgili olarak CMK.nun "Yargılamanın yenilenmesi" başlıklı 311.maddesinin 1. fıkrası "kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava" tanımıyla bu olağanüstü kanun yolunun ancak CMICnun 223.maddesinin 1. fıkrasında sayılmış, sınırlı sayıdaki hükümlerle ilgili davalar için kullanılabileceğini vurgulamış, devam eden maddelerde ise ancak andan davalarla ilgili yargılamanın yenilenmesi istemlerinin koşulları inceleme yöntemleri sonuçlandırılmaları ve kanun yollarının ayrıntılarını düzenlemiştir.
Eş anlatımla, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun konusu suçla ilgili yargılama olup, getirdiği düzenlemelerin kabahatlerin yargılanmasına uygulanması 5326 sayılı yasanın özel yollamaları dışında olanaklı olmadığı gibi getirdiği olağan ve olağanüstü yasa yollarına ilişkin kurallarında kabahatlerle ilgili olarak uygulanması olanak dışıdır. Vardığımız bu sonuç, kabahatlerle ilgili olarak genel ilkeler, tanımlar, karar alma süreci, idari yaptırımlarla ilgili kanun yolları idari yaptırımların yerine getirilmesi gibi hem usul hem de maddi hukuku düzenleyen 5326 sayılı Kabahatler Kanununun genel yapısıyla da doğrulanmaktadır.
Nitekim 5326 sayılı yasanın 27, 28, 29 ve 30. maddeleri kabahatlerle ilgili kararlara karşı kanun yollarını tüm ayrıntıları ile başvuru ve itiraz olarak belirlerken kabahatler hakkında CMK'nun kanun yollarına ilişkin kurallarının da uygulanacağına dair hiçbir düzenleme yapmamıştır. Zaten kabahatlerle ilgili olarak hüküm bulunmayan hallerde CMK'nun kurallarının uygulanacağını belirten genel bir yollama kuralına yer verilmemesi ve ancak yetki, tanık, bilirkişi dinlenmesi gibi konularda CMK'ya yollama yapılması da, kabahatler kanununun kabahat yargılamasını tüm yönleriyle düzenleyen CMK'dan ayrılan bağımsız bir yasa olduğunu göstermektedir.
Vardığımız bu sonuçları özetlersek,
Kabahatler kanununun 27.maddesi uyarınca bir idari yaptırıma karşı yapılan başvuru sonucunda verilen sulh ceza mahkemesi kararı kabahatle ilgili özel bir denetim sonucunda oluştuğundan ve yapılan faaliyet CMK'nun düzenlediği suçla ilgili bir dava türü olmadığı gibi varılan sonuç da CMK'nun 223/l.maddesi anlamında hüküm niteliğinde bulunmadığından, bu karara karşı CMK'nun 311 ve devamı maddelerinde düzenlenen yargılamanın yenilenmesi olağanüstü kanun yolu işletilemeyecektir.
Bu durum karşısında yargılamanın yenilenmesi istemine ilişkin dilekçesi sonrasında verilen tüm kararlar hukuken geçersiz ve yok hükmünde olduğundan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 16.07.2014 günü oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy