MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : 5411 Sayılı Kanununa Aykırılık
HÜKÜM : Hükümlülük
Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;
1. Sanık hakkında takdiri indirim uygulanırken uygulama maddesi olarak TCK'nun 62/1. madde ve fıkrası yerine TCK'nun 62. maddesinin gösterilmesi ve doğrudan verilen adli para cezasının günlüğünün 20,00 TL üzerinden hesaplanması sırasında tatbik maddesinin 5237 sayılı TCK'nun 52/2. madde ve fıkrası yerine TCK'nun 52. maddesi olarak yazılması suretiyle CMK'nun 232/6. maddesine aykırı davranılması,
2. 24.11.2015 tarihli 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı iptal kararı ile 5237 sayılı TCK'nun 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptal edilmesi nedeniyle, anılan maddenin yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden ve bu hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nun 322. maddesi uyarınca;
1. Hükmün sanık hakkında takdiri indirim nedeni uygulanmasına ilişkin bendinden "TCK'nın 62." ibaresi çıkartılarak yerine "TCK'nun 62/1." ibaresinin ve hükmün gün para cezasının adli para cezasına çevrildiği fıkrasından "TCK 52" ibaresinin çıkartılarak yerine "52/2." ibaresinin eklenmesi,
2. Hükümden TCK'nun 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün çıkarılması, yerine “24/11/2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarihli ve 2014/140 E., 2015/85 K. sayılı kararındaki iptal edilen hususlar gözetilerek, 5237 sayılı TCK'nun 53/1-2-3. madde ve fıkralarının tatbikine,” ifadesinin eklenmesi suretiyle sair yönleri aynen bırakılan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 09/12/2019 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(Karşı Düşünce)
KARŞI DÜŞÜNCE
Bankacılık zimmeti suçundan ... hakkında kurulan mahkumiyete ilişkin hükmün, sanık müdafiinin temyizi üzerine sayın çoğunluğun düzeltilerek onamaya ilişkin kararı yerinde değildir. Şöyle ki;
Sanık ... aşamalardaki savunmalarında özetle, ara kasada muhafaza ettiği sağlık karnesini almak için kasayı açtığında ana kasada bulunması gereken yabancı parayı gördüğünde, ana kasayı kapatmış olmaları ve şubede teftiş olması nedeniyle müfettiş kontrolünde ara kasaya bakılması sonucu işlem yapılacağı korkusuyla yanına alarak şubeden ayrılarak eve gittiğini, ertesi gün kasaya koymayı planladığını, evde kimsenin olmadığını, ara kasa anahtarı ile birlikte suça konu parayı annesinin sandığına koyarak kimseye haber vermeden (psikiyatriye gittiğini utandığından kimseye söyleyemediği için) taksiyle... iline gittiğini, o gece...’da otelde kaldığını,...’da hastanede olması nedeniyle işe gelemeyeceğini arkadaşlarına mesajla bildirdiğini,...’daki doktorunun yönlendirmesi ile İstanbul’a gittiğini... dönüşü suça konu para ve ara kasa anahtarını şubeye teslim ettiğini, parayı kullanmadığını, zimmet kastının olmadığını, kendisi...’da iken ailesinin suça konu para miktarı kadar parayı bankaya iade ettiklerini söylemiştir.
Dosyaya sunulan rapor ve reçetelerden, sanığın suç tarihi ve öncesinde “majör depresyon” tanısıyla tedavi gördüğü anlaşılmaktadır.
Dosyada bulunan 06.06.2009 tarihli tutanaktan, sanığın suça konu paralar ile kasa anahtarını aynen bankaya teslim ettiği anlaşılmaktadır. Ayrıca sanığın akrabaları tarafından suça konu para miktarı kadar para 04.06.2009 tarihinde bankaya iade edilmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 04/04/2006 tarih, 2006/3-35 E, 2006/97 K sayılı ilamı ile buna benzer birçok ilamında da“… ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan “in dubio pro reo” kuşkudan sanık yararlanır kuralı uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır. Şüpheli ve aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak hüküm tesis edilemez. Ceza mahkûmiyeti bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat teorikte olsa hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermektir. O halde ceza yargılamasında mahkûmiyet, büyük veya küçük bir ihtimale değil, kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmalıdır.”
Tüm bu anlatılanlar ile sanığın aşamalardaki istikrarlı savunmalarında, suça konu paraları zimmetine geçirmek kastıyla hareket etmediğini, müfettiş olması nedeniyle ana kasada olması gereken paranın ara kasada unutulması nedeniyle işlem yapılacağı kaygısıyla yanına aldığını, aynı gün psikolojik tedavi nedeniyle... ve İstanbul’a gitmesi karşısında bir gün sonra işe gidememesi dolayısıyla parayı bankaya iade edemediğini söylemesi, ...ye dönüşünde sanığın suça konu para ile kasa anahtarını aynen iade etmiş olması, ayrıca ailesinin sanık dönmeden bankaya suça konu para miktarı kadar ödeme yapmış olmaları, sanığın suç tarihi ve öncesinde psikolojik tedavi gördüğüne ilişkin belge ibraz etmesi ve dosya kapsamına göre sanığın suça konu parayı zimmetine geçirmek kastı ile aldığına yani müsnet suçtan cezalandırılması için savunmasının aksine somut, şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilememesi ile şüpheden sanık yararlanır ilkesi nedeniyle beraatine karar verilmesi gerekçesiyle kurulan hükmün bozulması yerine, yerel mahkemenin kararının düzeltilerek onanmasına dair sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum. 09.12.2019
Full & Egal Universal Law Academy