(1412 S. K. m. 225)
Her ne kadar Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26.3.2001 gün ve 2000/132614 s. tebliğnamesiyle takip kesinleştikten sonra 22.3.2000 düzenleme günlü taahhütnamede borç miktarının belirtilmediği bu sebeple de hukuken geçerli bir taahhüt bulunmadığı gerekçesiyle hükmün bozulması istenilmişse de, icra dosyasında borcun tamamının belirli olması karşısında tebliğnamenin 2 no.lu bendinde yazılı bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir. Ancak; sanıklara tebliğ edilen duruşma davetiyesinde CMUK. nun 225. maddesi uyarınca yazılması gereken gelmediğiniz takdirde yargılamanın yokluğunuzda yapılacağı açıklamasının bulunmaması karşısında sanıkların yokluklarında yargılama yapılarak savunma haklarının kısıtlanması, bozmayı gerektirmiş olup;
Sonuç: Sanıklar vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün kısmen istek gibi kısmen de isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 12.04.2001 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Borçlu sanıkların taahhüdünü içerir 22.3.2000 günlü tutanakta ödenecek toplam borç miktarı rakamsal olarak belirlenmemiştir. Sair bir anlatımla taahhüt esnasında takip talebi ile ödeme emrinde yer alan işleyecek faiz, icra masrafları, belirlenmemiş borçlu sanığı taahhütte bulunduğu toplam borç miktarı saptanmamıştır. Cezai sorumluluğun doğabilmesi için taahhüt esnasında ödenecek miktarın hiçbir tereddüde kuşkuya meydan verilmeksizin belirlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Takip hukukunda belirlilik esastır. Alacaklı ve borçlu her zaman takip talebinden farklı olarak aşamada borç miktarının belirleyebilirler (kısmi ödeme, takas, kısmi feragat).
Tutanakta 30.5.2000 tarihinde de borcumuzu ödemeyi kabul ve taahhüt ediyorum denildiğinden bu sebeple isnat edilen suçun unsurları oluşmayacağından beraat kararı yerine, mahkumiyet kararı verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. Bu sebeple de kararın bozulması gerektiğinden, çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy