(3402 S. K. m. 14, 20) (1319 S. K. m. 13, 24)
Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacılar İbiş ve Bektaş M. tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında dava ve temyize konu 101 ada 9, 120 ada 28, 102 ada 3, 119 ada 7 parsel sayılı sırasıyla 19800 m2, 23,400 m2, 9600 m2, 8617,66 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar arazi emlak beyannamesinin tesis tarihi ile tesbit tarihi arasında kazandırıcı zamanaşımı süresinin dolması ve halende zilyetliğinde olması nedeniyle Battal B. adına, birleştirilen dava dosyasında dava konusu olan 115 ada 3 ve 24 parsel sayılı sırasıyla 4238.88 m2, 16.000 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar miras yoluyla gelen hakka kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak Battal B. adına tesbit edilmiştir. Davacı İbiş M. miras bırakanından gelen hakka paylaşmaya dayanarak; Sırma mirasçıları adına birleştirilen dava davacıları İbiş ve Bektaş M. miras bırakanlarından gelen hakka dayanarak dava konusu 115 ada 3 ve 24 nolu parsellerin Hacıbekir ve Satı mirasçıları adına payları oranında tapuya tescili için dava açmışlardır. Mahkemece açılan davaların reddine, çekişmeli parsellerin tesbit gibi tesciline karar verilmiş, hüküm davacılar İbiş ve Bektaş Maviş tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece emlak kayıtları gerekçe gösterilmek suretiyle davanın reddine karar verilmiş ise de yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Öncelikle gerek vergi kayıtları gerekse özellikle taşınmazlardan gelir temin edilmesi için vergi yasası hükümlerine uygun olarak oluşturulan emlak kaydının mülkiyet belgesi olmadığı tartışmasızdır. Emlak kaydına mülkiyet belgesi olan tapu kaydı gibi değer verilerek hüküm kurulması hukuka ve yasalara uygun bulunmamaktadır. Diğer yönden Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 1997/7-5, 1997/438 karar sayılı 21.5.1997 günlü kararında taşınmazların yüzölçümünün belirlenmesi işlemi devlete ait bir görev olup uzman elemanlarca gerçekleştirilmesi gereken teknik bir iş olduğu bu nedenle emlak beyannamelerinde taşınmaz sınırlarının yazılması konusunda yasal bir hüküm bulunmadığı belirtilmiştir. Diğer yönden dava konusu taşınmazların yanların kök miras bırakanı Hacı Bekirden kaldığı konusunda yanlar arasında herhangi bir çekişme bulunmamaktadır. Taşınmazlar davalı Battal adına zilyetlik nedeniyle tesbit edilmiş ise de davalı Baddal dahi taşınmazların kök miras bırakan Hacı Bekirden kaldığını kabul etmiştir. Şu hale göre yanlar arasındaki çekişme; Hacı Bekirin ölümünden sonra terekesinin yöntemine uygun olarak paylaşılıp paylaşılmadığı, paylaşılmış ise dava konusu taşınmazların mirasçılardan kimin payına isabet ettiği noktasında toplanmaktadır. Dinlenen tanıklar 1940 yılında paylaşma yapıldığını, paylaşmanın Hacı Bekir mirasçıları olan Zekeriye, Sırma ve Battal arasında olduğunu, bu nedenle taşınmazlarda Battalın zilyet bulunduğunu haber vermişlerdir. Ne var ki paylaşma konusunda dinlenen tanıklar başka taşınmazlar bulunup bulunmadığı Sırma ve Zekeriyaya terekeden hangi taşınmazlar isabet ettiğini haber vermedikleri gibi bu konuda mahkemece de herhangi bir araştırma yapılmamıştır. Paylaşmanın 1940 yılında yapıldığı haber verildiğine göre mirasçılarından Zekiye 1934 yılında diğer bir anlatımla paylaşmadan önce ölmüştür. Kocası Kasım mirasçı olarak hayatta bulunmaktadır. Adı geçenin paylaşmaya dahil edilip edilmediği araştırılmamış, 1940 yılında yapılan paylaşma gözönünde tutulduğunda davacının annesi olan Hacı Bekir karısı Satı hayattadır. Sonradan Durak isimli bir kişi ile evlenen Satı 1955 yılında ölmüştür. Bu durumda paylaşma tarihinde Battalın Bekir terekesinde mirasçı olması diğer bir anlatımla payı bulunması olanaksızdır. Hal böyle olunca 1940 yılında yapılan paylaşmaya değer verilemez. Kaldı ki niza dışı 103 ada 54 parsel sayılı taşınmaz Satıdan kalmış olup Satı terekesi dahi paylaşılmamış olmakla Satı mirasçıları adına tapuya tesciline karar verilmiş olduğu gözönünde tutularak Hacı Bekir terekesinin paylaşılmadığının kabulü gerekir. Bu durumda dava konusu taşınmazların Hacı Bekir mirasçıları adına payları oranında tapuya tesciline karar verilmesi icap eder. Mahkemece yazılı biçimde karar verilmesi isabetsiz, davacıların bu nedenlerle yerinde olan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 30.05.2002 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy