(3402 S. K. m. 14, 20)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacı Hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Karar: Hükmüne uyulan daire bozma kararında özetle önceki günlü bozma ilamına uyulmuş olmasına rağmen tapu kayıtlarının sabit sınırlı olduğu kabul edilerek hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu belirtilerek bozma ilamında yazılı hususların yerine getirilmesi, davalı taraftan dayandıkları vergi kayıtlarının hangi parsellere ait olduğunun sorulup saptanması suretiyle uygulanmasının mümkün olduğuna ve davalı tarafın göstereceği zilyetlik delillerinin toplanması, tutanak bilirkişileri ve davalı tanıklarının taşınmazlar başında dinlenilmesi, sözlerindeki çelişkilerin giderilmesi, teknik bilirkişiye keşfi, uygulamayı gösterir harita çizdirilmesi, dava konusu parseller dışında kalan diğer dava konusu taşınmazlar hakkında toplanan deliller ve oluşturulan hükümlerin de delillerin değerlendirilmesinde gözönünde tutulması ve davaların birlikte çözümlenmesi gerektiğinin düşünülmesi hususlarına değinilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda hazinenin davasının reddine, taşınmazların tespit gibi tapuya tescillerine karar verilmiş, hüküm davacı hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, dava ve temyiz konusu taşınmazların davalıların dayandığı kadastro tespitlerine dayanak yapılan tapu kaydının değişmez nitelikteki sınırlarıyla kapsamında kaldığı, tespit gününde adlarına tescile karar verilen zilyet davalılar yararına 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 13 ve 14.maddesi hükmünde öngörülen taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de yapılan araştırma ve soruşturma hüküm vermeye yeterli bulunmadığı gibi yerel mahkemenin vardığı sonuç dosya içeriğine de uygun düşmemektedir. Mahkemece bozma kararına uyulmuştur. Kural olarak bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına kazanılmış hak, aynı doğrultuda yerel mahkeme için zorunluluk doğar. Öte yandan, bozma dışında kalan yönlerin ise kesinleştiği kuşkusuzdur. Bu olgunun ışığı altında deliller değerlendirildiğinde bozma kararı gereklerinin aynen yerine getirilmediği dosya içeriğiyle belirlenmiştir. Dosya kapsamına göre, davalıların dayandığı tespite dayanak yapılan tapu kaydı ilk kez Mart 1309 tarih 243 sayılı sicilde oluşmuştur. Kaydın sınırları yön belirtilmeksizin Varhabir, Tulik ve Sedbik, Sırtmaa Hanefse ve Abbas olarak tarif edilmiştir. Kök tapu kaydının tedavülü olan 13.12.1941 tarih 2 ve 3 sayılı tapu kayıtları incelendiğinde kök tapu kaydının ifraz gördüğü, 13.12.1941 tarih, 2 sayılı müfrez tapu kaydının dava dışı 1 ilâ 5 parsel sayılı taşınmazlara revizyon gördüğü, 13.12.1941 tarih 3 sayılı ifraz yoluyla oluştuğu belirlenen sayılı müfrez tapu kaydının ise 6 ve 7 parsel sayılı taşınmazlar ile 11 ilâ 27 parsel sayılı taşınmazlara revizyon gördüğü belirlenmiştir.
Kural olarak, tapu kaydı yada tapu kayıtlarının ifraz görmesi halinde müfrez kayıtların, bir başka deyişle ifraz yoluyla oluşan tapu kayıtlarının kapsamının kök tapu kaydı kapsamı içinde aranması zorunludur. Az yukarda vurgulanan ilkelerin ışığı altında değerlendirme yapıldığında Mart 1309 tarih 243 sayılı kök tapu kaydı ile bu kaydın tedavülü olan ve ifraz yoluyla oluşan 13.12.1941 tarihli 2 ve 3 sayılı müfrez tapu kayıtlarında tarif edilen sınır yerleri dikkate alındığında tespitlere dayanak yapılan davalıların dayandığı tapu kayıtlarının değişmez nitelikteki sınırlı kayıtlardan olduğunun kabulüne olanak bulunmamaktadır. Gerçekten, tapu kaydında batıda Sırtmaa Hanefse ve Abbas hududu tarif edilmiştir. "Sırt sınırı" kural olarak değişebilir ve genişletilmeye elverişli sınırlardandır. Kaldıki, tapu kaydının güney sınırı da açık kalmıştır. Hal böyle olunca, davalıların dayandığı tapu kayıtlarının kapsamının revizyon gördüğü dava dışı parseller de dikkate alınarak yüzölçümü ile belirlenmesi zorunludur. Bu hukuksal olgunun doğal sonucu olarak davalıların dayandığı kadastro tespitlerine dayanak yapılan tapu kaydının miktar fazlasından oluşan bölümler üzerinde yeterli biçimde zilyetlik araştırması yapılması gerekir. Nitekim, hükmüne uyulan bozma kararında da bu yön açıkça vurgulanmıştır. Bilgilerine başvurulan yerel bilirkişi ve tanıkların zilyetlikle ilgili beyanları olaylara dayanmayan hayatın olağan akışına aykırı soyut nitelikteki sözlerden ibarettir.
O halde, sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yerel ve uzman bilirkişi, tarafların aynı yöntemle gösterecekleri tanıklar hazır olduğu halde taşınmazlar başında yeniden keşif yapılmalı, davalı tarafın dayandığı tespite dayanak yapılan tapu kaydının değişebilir ve genişletilmeye elverişli sınırlı kayıtlardan olduğu kabul edilerek kapsamının yüzölçümü ile belirlenmesi, ifraz yoluyla oluşan müfrez kayıtlarının kök tapu kaydı kapsamında aranması gerekeceğinin gözönünde tutulması, kök tapu kaydına kapsam belirlenirken değişmez nitelikteki sınır yerleri esas alınmalı, ayrıca arz üzerindeki doğal yada yapay sınır yerlerinden de yararlanılmalı, tapu kayıt miktar fazlasından oluşan taşınmazlar üzerinde zilyetliğin başlangıç günü, süresi, sürdürülüş biçimi hakkında olaylara dayalı olarak yerel bilirkişi ve tanıklardan bilgi alınmalı, önceki günlü keşiflerde dinlenen bilirkişi ve tanık sözleri ile keşifte dinlenecek olan bilirkişi ve tanık sözleri arasında aykırılık bulunduğu takdirde çelişki giderilmeli, taşınmazların yüzölçümleri ve hayatın olağan akışı karşısında zilyetliğin başlangıç günündeki tarımsal teknik imkanlar da göz önüne alınarak takdiri delil niteliğindeki tanık beyanları hüküm yerinde takdir, tahlil ve tartışılarak değerlendirilmeli, kök kaydın ilk oluştuğu günden sonra kök tapu kaydının ifraz gördüğü dikkate alınarak müfrez kayıtların oluştuğu gün ve tapu dışı paylaşmanın yapıldığı günler ile kadastro tespitlerinin yapıldığı günler arasında bağımsız 20 yıllık iktisap sağlayan sürenin dolup dolmadığı da incelenmeli, bundan sonra kayıt miktar fazlası üzerinde davalılar yararına 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 14.maddesi hükmünde öngörülen taşınmaz edinme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılmalı, dava konusu taşınmazlara dıştan komşu taşınmazların tespit tutanakları ve dayanakları kayıtlar davalı iseler dava dosyaları getirtilerek keşifte dinlenen bilirkişi ve tanık sözleri denetlenmeli, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
Sonuç: Mahkemece bozma kararına uyulduğu halde gerekleri tam olarak yerine getirilmeksizin ve orada öngörülen biçimde araştırma ve soruşturma yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davacı hazinenin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmediğinden kabulü ile hükmün BOZULMASINA 26.12.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy