(3402 S. K. m. 20)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşılmakla dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu, tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi gereği görüşüldü:
Karar: Hükmüne uyulan bozma ilamında özetle eksik inceleme sonucu ve yanılgıya dayanan bilirkişi raporuna göre verilen hükmün isabetsiz olduğu belirtilerek davacının tapu kaydının yüzölçümü ile geçerli kayıtlardan olduğu, miktar fazlasının niteliği itibari ile zilyetlik yolu ile edinilemeyecek taşınmazlardan olduğu ve tapu kayıtlarının tek bir kaydın intikallerine ilişkin pay kayıtları olduğu göz önüne alınarak değişmez sınırlardan başlanmak ve diğer sınırlarla başlanmak suretiyle kaydın kapsamının belirlenmesi, kayıt kapsamında kalan kesimin davacı taraf adına, kalan bölümlerin ise Hazine adına tapuya tesciline karar verilmesi gerektiğine değinilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, teknik bilirkişi Muammer Yıldırım tarafından düzenlenen 18.9.2000 tarihli rapor ve eki haritada 38 sayılı parselin ( A ) harfi ile gösterilen 14227 m2'lik kesimi ile 37 parselin tamamının Hazine adına 31, 32, 33, 34 parseller ile 38 sayılı parselin kalan 16233 m2'lik kesiminin ise davacı taraf adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece bozma kararına uyulmuştur. Bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına kazanılmış hak aynı doğrultuda yerel mahkeme için zorunluluk doğar. Hükmüne uyulan bozma kararında davacıların tutunduğu tapu kaydının değişebilir ve genişletilmeye elverişli sınırlı olduğu 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20. maddesi hükmü uyarınca kapsamının yüzölçümü ile belirlenmesi zorunlu olduğu kayıt miktar fazlasının kaçak ve yitik kişilerden kaldığının kabulü ile davalı hazine adına tesciline karar verilmesi gereğine değinilmiştir. Bu hukuksal olgu bozma kararına uyulmakla yerel mahkemenin de kabulündedir. Davacı tarafın dayandığı tapu kaydı ilk kez 1304 tarih 48 sayılı sicilde oluşmuş kayıtta yön belirtilmeksizin sınırlar tarif edilmiş yüzölçümüde 45 dönüm olarak gösterilmiştir. Kuşkusuz kaydın oluştuğu tarih dikkate alındığında bir dönümün karşılığı 919 m2'dir. Bu olguda yerel mahkemenin kabulündedir. Kaydın tedavüllerinde yüzölçüm ve sınırlar değişmemiş sınırlar tarif edilirken yön belirtilmiştir. Temmuz 1304 tarih 48 sayılı kök tapu kaydının tedavüllerinden olan 14.9.1929 tarih 34 sayılı sicilin 3/4 pay için, 3.7.1951 tarih 2 sayılı sicilin ise 1/4 pay için oluştuğu dosya içeriği ile saptanmıştır. Ne varki mahkemece deliller değerlendirilirken yanılgıya düşülerek 3/4 pay için oluşturulan 14.9.1929 tarih 34 sayılı sicil ile 1/4 pay için oluşturulan 3.7.1951 tarih 2 sayılı sicil pay tapu kayıtları olduğu ve aynı kökten geldiği halde ayrı ayrı tapu kayıtları gibi mahkemece algılanarak tapu kaydına, yüzölçümü ile iki kez kapsam belirlenmiştir. O halde bozma kararına uyulduğuna göre sağlıklı bir sonucuna varılması bozma gereklerinin tam olarak yerine getirilmesi için tapu kaydında tarif edilen "iğdeli savak harkı" ve güneyde tarif edilen tarik ( yol sınırı ) esas alınarak bir başka deyişle, doğu ve güney sınırları esas alınmalı, bu açı içerisinde 41355 m2'lik bölümün davacılar adına payları oranında tesciline karar verilmesi gerekir. Her ne kadar 1/4 pay için oluşturulan 3.7.1951 tarih 2 sayılı sicilde kök tapu kaydında 45 dönüm olarak belirtilen yüzölçümün 41.355 m2'ye tekabül ettiği açık ve seçik olduğu halde kayda 41.368 m2 olarak yazılmış olması da sonucu etkilemez. Bu nitelikteki yüzölçümlü bir tapu kaydı gerçeği yansıtmayan yolsuz intikal işlemi sonucu oluşan sicil niteliğindedir.
O halde sözü edilen tapu kaydına 41.355 m2 olarak kapsam belirlenmesi zorunludur. Önceki bozma kararında bu olguya değinilmemiş olması maddi yanılgıya dayalı olduğundan kazanılmış hakta oluşturmaz. O halde kayıt miktar fazlasından oluşan kesimin ise kaçak ve yitik kişilerden kanunları uyarınca devlete kalan taşınmazlardan olduğu bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetliğin süresi ne olursa olsun hukuksal bir değer taşımayacağı dikkate alınarak davalı Hazine adına tesciline karar verilmelidir.
Sonuç: Mahkemece delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz davalı Hazinenin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 20.1.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy