(3402 S. K. m. 5, 10, 11, 14, 20, 46) (3083 S. K. m. 2) (1086 S. K. m. 45)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 256, 257, 258, 259, 260, 261, 263, 264, 265, 282 ve 522 parsel sayılı yüzölçümleri tutanaklarında gösterilen taşınmazlar davalı olduklarından söz edilerek malik haneleri açık bırakılmak suretiyle tespit edilmiştir. Tespitten önce davacılar Sabri, Yusuf ve Hüseyin (Hüseyin Fehmi) Demir ile davacı Mehmet Yıldız tarafından 4753 ve 5618 sayılı yasalar uyarınca hazine adına oluşturulan tapu kayıtlarının iptali istemiyle Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı ile Hazine hasım gösterilmek suretiyle açılan dava görevsizlik kararıyla Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır. Yargılama sırasında Abdurrahim Demir mirasçısı Celal Demir de davacılar yanında aynı hukuksal nedenlere dayanarak davaya katılmıştır. Mahkemece davacı Sabri, Yusuf, Hüseyin ve katılan Celal Demir'in davalarının kısmen kabulüne, kısmen reddine, 522 ve 260 parsel sayılı taşınmazların mera olarak sınırlandırılmasına, dava konusu diğer taşınmazların payları da gösterilmek suretiyle Sabri mirasçıları, Yusuf mirasçıları ile Abdurrahim mirasçıları olan davacı Hüseyin ve Celal Demir ile paydaşları adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Kadastro sırasında dava ve temyize konu taşınmazlar 4753 ve 5618 Sayılı Yasalar uyarınca davalı hazine adına oluşan tapu kaydının kapsamında kaldığı belirtilerek ve davalı olduklarından söz edilerek malikhaneleri açık bırakılmak suretiyle 3402 Sayılı Kadastro Kanunun 5.maddesi hükmü uyarınca tespit edilmiştir. Taşınmazların kadastro tespitlerinin yapıldığı günden önce Asliye Mahkemesine açılan tapu iptali ve tescil davasının görevsizlik kararı ile kadastro mahkemesine aktarıldığı duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
Kural olarak görevsizlik kararları işten el çekme niteliğinde olup, bu nedenle temyizi kabil kararlardandır. Ne var ki, Asliye Hukuk Mahkemesince oluşturulan görevsizlik kararının taraflarına tebliğ edilip edilmediği, kesinleşip kesinleşmediği dosya içeriğinden anlaşılamamaktadır. Kural olarak Kadastro Mahkemesince oluşturulan görevsizlik kararları kesinleşmedikçe kadastro hakiminin tespitin yapıldığı hukuksal nedenlere göre 30 günlük askı ilanlarını yapamayacağı, askı ilanları yapılmadıkça duruşma oturumunu açamayacağı ve yargılamaya devam edemeyeceği kuşkusuzdur. Sözü edilen hukuksal olgular kamu düzenine ilişkin olup istek olmasa bile yargılama sırasında kadastro hakiminin bu olguları resen gözetmesi zorunludur. Öte yandan dava konusu taşımazların tespitinin yapıldığı günden önce genel mahkemeye açılan ve görevsizlik kararı ile kadastro mahkemesine aktarılan davanın taraflarından Mehmet Yıldız'a kadastro mahkemesinde davanın görülmekte olduğu evrede duruşma günü yöntemine uygun şekilde tebliğ edilmemiş, taraf koşulu da oluşturulmamıştır. Taraf koşulunun oluşturulmamış olması başlı başına bozma nedenidir. Öğretide ve uygulamada kararlılık kazanan görüşlere göre davanın tarafı olan gerçek ya da tüzel kişinin karar başlığında taraf gösterilmemiş olması adı geçenin taraf niteliğini etkilemeyeceği gibi davanın gerçek tarafı olmayan tüzel yada gerçek kişinin karar başlığında taraf olarak gösterilmesi kendisine taraf niteliği kazandırmaz. Ne var ki, mahkemece bu yönler üzerinde de gereği gibi durulmamıştır. Davalı hazine 4753 ve 5618 Sayılı Yasalar uyarınca oluşan tapu kayıtlarına, davacı taraf ise tapu ve vergi kayıtlarına ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanmıştır. Mahkemece toplanıp değerlendirilen delillere ve dosya içeriğine göre davalı Hazinenin tutunduğu kadastro tespitlerine dayanak yapılan 4753 ve 5618 Sayılı Yasalar uyarınca oluşan tapu kayıtlarının dava konusu taşınmazları kapsadığı belirlendiği gibi esasen yanlar arasında bu konuda bir uyuşmazlıkta bulunmamaktadır. Yanlar arasındaki uyuşmazlık davacı tarafın dayandığı tapu ve vergi kayıtlarının dava ve temyize konu taşınmazlara ait olup olmadığının saptanması, davacı tarafın tutunduğu tapu ve vergi kayıtlarının kapsamı dışında kalan taşınmazlar yönünden ise Hazine tapusunun oluştuğu dönemden önce taşınmazlar üzerinde zilyetleri davacılar ile davaya katılanlar yararına 3402 Sayılı Kadastro Kanunun 14 ve 46/1 maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesinden ibarettir. Ne var ki, davacıların tutunduğu tapu ve vergi kayıtlarının uygulamasına ilişkin yerel bilirkişi sözleri soyut nitelikte olaylara dayanmayan gerekçesiz sözlerden ibaret olduğu gibi uzman bilirkişi tarafından düzenlenen haritada davacı tarafın tutunduğu tapu ve vergi kayıtlarında tarif edilen sınır yerlerinin yöntemine uygun biçimde gösterilmediği dikkate alındığında, uzman bilirkişi tarafından düzenlenen rapor ve eki haritada keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye, imkan vermediğinden yetersizdir. Öte yandan kural olarak usulün 45 ve onu izleyen maddeleri hükmüne göre davalardan biri hakkında verilecek hükmün, diğer davanın sonucunu etkileyeceğinin belirlenmesi halinde davalar arasında fiili ve hukuki irtibatın varlığının kabulü gerekir. Hal böyle olunca, aynı hukuksal nedenlere dayanılarak açılan davaların hukuki ve fiili irtibat nedeniyle birlikte görülmesi zorunludur. Saptanan bu olgu sağlıklı sonuca varmanın temel koşulu olduğu gibi dava ekonomisine de uygundur. Kaldı ki somut olayda davacı tarafın tutunduğu tapu ve vergi kayıtlarının kapsamının sağlıklı biçimde belirlenmesi ve tutunulan kayıtların dava konusu taşınmazların tümünü ya da bir bölümünü kapsamadığının belirlenmesi halinde uyuşmazlığın zilyetlik hükümlerine göre çözümleneceği ve bu durumda davanın dayanağını oluşturan 3402 sayılı Kadastro Kanunun 14/son maddesi hükmünde öngörülen kısıtlamalarla ilgili olarak etkili bir denetim ve kontrol yapılabilmesi için davaların birleştirileceği de kuşkusuzdur. Az yukarıda açıklanan olgulara aykırı düşecek şekilde mahkemece dava dosyalarının tefrik edilmesi de doğru görülmemiştir. Öte yandan hazine tapusunun temelini oluşturan belirtmelik tutanaklarda saptanan hukuksal olgulara göre dava konusu taşınmazların davacı tarafın tutunduğu tapu ve vergi kayıtlarının miktar fazlasından oluştuğu dikkate alındığında hükme dayanak yapılan, keşifte saptanan hukuksal olgular ile belirtmelik tutanaklarında saptanan hukuksal olgular arasında aykırılık bulunduğu tartışmasızdır. Ne var ki mahkemece bu çelişki üzerinde de gereği gibi durulmamıştır. Dava konusu taşınmazların kadastro tespitleri 3402 Sayılı Kadastro Kanunun 5. maddesi hükmü uyarınca malikhaneleri açık bırakılmak suretiyle yapıldığı dikkate alındığında yöntemine uygun şekilde yapılacak askı ilan süresi içerisinde itiraz edenler varsa adı geçenlerin davada taraf olmalarının zorunlu olduğu da dikkate alınmamıştır. Gerçekten askı ilan süresi içerisinde taşınmazların tespitine karşı itiraz edenler varsa adı geçenlerin davada taraf olmaları zorunludur. Açıklanan nedenlerle askı ilan süresi içerisinde tespite itiraz edenler bulunduğu takdirde adı geçenlere dava dilekçesi ve duruşma gününün yöntemine uygun biçimde tebliğ edileceği, husumetin bu yolla yaygınlaştırılarak adı geçenler yönünden de davada taraf koşulunun oluşturulacağı kuşkusuzdur. Böylesine yetersiz ve sağlıksız soruşturma ile hüküm kurulamaz. O halde mahkemece sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için öncelikle az yukarıda açıklanan maddi ve hukuksal olgular dikkate alınarak yöntemine uygun şekilde davada taraf koşulu oluşturulmalı, bundan sonra 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 10. maddesi hükmü aracılığı ile aynı yasanın 11.maddesi hükmü uyarınca taşımazlar hakkında yöntemine uygun şekilde 30 günlük askı ilanları yapılmalı, askı ilan süresinin dolumundan sonra duruşma oturumu açılarak yargılamaya başlanılmalı, taraflara 7201 Sayılı Tebligat Kanunu ve Nizamnamesi uyarınca duruşma günü tebliğ edilmeli, gelenlerden davaya karşı diyecekleri delilleri sorulup saptanmalı, gösterecekleri deliller toplanmalı, daha sonra davacı tarafın tutunduğu tapu kaydı ilk oluştuğu günden itibaren tüm tedavülleri ile birlikte Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ve Tapu Sicil Müdürlüğünden getirtilmeli, bundan sonra sözü edilen tapu kayıtlarının kadastro sırasında dava dışı başka taşınmaz yada taşınmazlara revizyon görüp görmediği, Kadastro Müdürlüğü ve Tapu Sicil Müdürlüğünden ayrı ayrı sorulup saptanmalı, revizyon görmüş ise sözü edilen taşınmazlar ile dava konusu taşınmazları ve bu taşınmazlara dıştan komşu taşınmazları bir arada gösterecek şekilde geniş kapsamlı birleşik harita Kadastro Müdürlüğünden getirtilmeli, daha sonra dıştan komşu taşınmazların tespit tutanakları ve dayanakları kayıtlar davalı iseler dava dosyaları da getirtilmeli, davacı tarafın dayandığı tapu ve vergi kayıtlarının dava dışı başka bir taşınmaz yada taşınmazlara revizyon görmesi halinde kaydın kapsamının sağlıklı biçimde belirlenebilmesi için revizyon gördüğü dava dışı taşınmazların da uygulamada gözönünde tutulacağı dikkate alınarak davalı iseler bu dava dosyası ile birleştirilip birleştirilemeyeceği düşünülmeli, kesinleşenler var ise uygulamada kesinleşen bu yöne ilişkin hukuksal olguların gözönünde tutulacağı düşünülmeli, dava konusu taşınmazların tümünün yada bir bölümünün, davacı tarafın tutunduğu tapu ve vergi kayıtlarının kapsamı dışında kaldığının belirlenmesi halinde kayıtların kapsamı dışında kalan taşınmazların öncesinin kamu malı niteliğinde mera olup olmadığı yöntemine uygun şekilde araştırılmalı, kamu malı niteliğinde mera ise meralar üzerinde sürdürülen zilyetliğin süresi ne olursa olsun hukukça değer taşımayacağı düşünülmeli, davacı tarafın tutunduğu kayıtların kapsamı dışında kalan taşınmazların 4753 ve 5618 Sayılı Yasalar uyarınca hazine adına oluşan tapu kaydının kapsamında kaldığı, bu nedenle taşınmazın türünün yetkili idari merciler tarafından değiştirildiği dikkate alınarak Hazine tapusunun oluştuğu dönemden önce kamu malı niteliğinde mera olan bir taşınmazda sürdürülen zilyetliğin süresi ne olursa olsun hukuksal değerinin bulunmadığı dikkate alınarak 3402 Sayılı Kadastro Kanunun 16/B maddesi hükmü uyarınca sözü edilen taşınmaz yada taşınmaz bölümünün mera niteliği ile sınırlandırılmaksızın hazine tapusuna değer verilerek hüküm kurulacağı da gözönünde tutulmalıdır. O halde az yukarıda saptanan maddi, hukuki ve usule ilişkin hukuksal olgular gözönünde tutularak ve gerekleri aynen yerine getirildikten ve dava dosyası keşfe hazır hale geldikten sonra yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yansız, yerel ve uzman bilirkişi tarafların aynı yöntemle göstereceği tanıklar belirtmelik tutanağı bilirkişileri ile tespit tutanağı bilirkişilerinin tümü hazır olduğu halde taşınmazlar başında yeniden keşif yapılmalı, öncelikle taşınmazlar hakkında tespit gününden önce Asliye Hukuk Mahkemesine açılan ve görevsizlik kararı ile Kadastro Mahkemesine aktarılan davanın kapsamı dava dilekçesi yerel bilirkişi yardımı, uzman bilirkişi eliyle yerine uygulanarak, aktarılan davanın kapsamı belirlenmeli, bundan sonra davalı Hazinenin tutunduğu tapu kayıtlarının dava konusu taşınmazlara ait olduğu dikkate alınarak davacı tarafın tutunduğu tapu ve vergi kayıtları yerel bilirkişi yardımı, uzman bilirkişi eliyle 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 20. maddesi hükmü uyarınca yerel bilirkişi yardımı, uzman bilirkişi eliyle yerine uygulanarak kapsamları duraksamasız belirlenmeli, kayıtlarda tarif edilen sınır yerlerinden yerel bilirkişice bilinemeyen sınır yerleri var ise taraflara bu konuda tanık dinletme olanağı sağlanmalı, uzman bilirkişiye tapu ve vergi kayıtlarında tarif edilen sınır yerleri haritasında ayrı ayrı işaret ettirilmeli, uzman bilirkişiden keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan verecek şekilde ayrıntılı gerekçeli rapor alınmalı, uygulamada davacı tarafın tutunduğu tapu ve vergi kayıtlarının revizyon gördüğü dava dışı taşınmazlar var ise bunlarda gözönünde tutulmalı, dava konusu taşınmazların tümü ya da bir bölümü dayanılan tapu ve vergi kayıtlarının kapsamı dışında kaldığı takdirde sözü edilen taşınmaz kesimleri ile ilgili olarak yeterli biçimde zilyetlik araştırması yapılmalı, zilyetliğin başlangıç günü, süresi, sürdürülüş biçimi hakkında yerel bilirkişi ve tanıklardan olaylara dayalı bilgi alınmalı, hükme dayanak yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanık sözleri ile tespit tutanağı ve Hazine tapusunun temelini oluşturan belirtmelik tutanağı bilirkişilerinin beyanlarının çeliştiği dikkate alınarak belirtmelik tutanağı ve tespit tutanağı bilirkişileri de taşınmazlar başında ayrı ayrı dinlenerek aykırılık giderilmeli, davacı tarafın tutunduğu tapu ve vergi kayıtlarının kapsamı dışında kalan taşınmazlarla ilgili olarak davanın dayanağını oluşturan 3402 Sayılı Kadastro Kanunun 14/ son maddesi hükmü dikkate alınarak davacılar ve miras bırakanlarının açık kimliklerinden söz edilerek aynı çalışma alanı içerisinde ilgililer adına kayıt ve belgesizden kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yolu ile başkaca taşınmaz mal tespit ya da tescil edilip edilmediği Tapu Sicil Müdürlüğü, Kadastro Müdürlüğü ve Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüğünden sorulup saptanmalı, ayrıca 3083 Sayılı Yasanın 2/G maddesi hükmü uyarınca taşınmazların sulu ya da kuru toprak niteliğinde olup olmadığı DSİ bölge müdürlüğünden sorulup saptanmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
Sonuç: Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın hüküm kurulması isabetsiz, davalı hazinenin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 28.04.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy