(3402 S. K. m. 9, 14, 20, 21)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacı hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 95 ve 96 parsel sayılı, sırasıyla 742750 m2, 776250 m2 yüzölçümündeki taşımazlar tapu ve vergi kaydına dayanılarak davalılar adına tespit edilmiştir. İtirazı kadastro komisyonunca reddedilen davacı hazine tapu kaydı yüzölçümü fazlası için dava açmıştır. Mahkemece davanın reddine, taşınmazların komisyon kararı gibi davalılar adına payları oranında tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davacı hazine tarafından temyiz edilmiştir.
İddia ve savunmaya mahkemece toplanıp değerlendirilen delillere duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere göre hazinenin davası kayıt miktar fazlasına yöneliktir. Hal böyle olunca dava konusu taşınmazların kadastro tespitine dayanak yapılan davalı tarafın tutunduğu tapu ve vergi kayıtlarının dava konusu taşınmazlara ait olduğu yanlar arasında uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık kadastro tespitine dayanak yapılan davalıların dayandığı tapu ve vergi kayıtlarının değişmez nitelikteki sınırları ile dava ve temyize konu taşınmazları kapsayıp kapsamadığı yönünde toplanmıştır.
Mahkemece dava ve temyize konu taşınmazların tespite dayanak yapılan davalı tarafın dayandığı tapu ve vergi kayıtlarının değişmez nitelikteki sınırları ile kapsamında kaldığı gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de yerel mahkemenin vardığı sonuç dosya içeriğine uygun düşmemektedir.
Tespite dayanak yapılan T.evvel 1295 tarih 28 sayılı sicilden gelen Eylül 1946 tarih 8 sayılı tapu kaydı ile 1937 tarih 22 tahrir sayılı vergi kaydında tarif edilen sınır yerleri dikkate alındığında, sözü edilen kayıtların değişmez nitelikteki sınırları ile dava konusu taşınmazları kapsamadığı anlaşılmaktadır. Dayanılan tapu kaydı 11031 m2 yüzölçümünde vergi kaydının yüzölçümü ise 35 hektardır. Tapu ve vergi kaydının iç içe girdiği kuşkusuzdur. Kural olarak kayıtların iç içe girmesi halinde yüzölçümü büyük olan kayda değer verilmesi zorunludur. Tapu kaydında tarif edilen sınır yerlerinden bir bölümü nokta sınır niteliğinde olduğu gibi bir bölüm sınır yeri de istikamet gösteren sınır yerlerindendir. Hal böyle olunca dayanılan tapu ve vergi kaydının değişebilir ve genişletilmeye elverişli sınırlı kayıtlardan olduğu kapsamlarının 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20. maddesi hükmü uyarınca yüzölçümü ile belirleneceği ve yüzölçümü daha büyük olan vergi kaydına değer verileceği tartışmasızdır. Sözü edilen kayıtların değişmez nitelikteki sınırlı kayıtlardan olduğunun kabul edilebilmesi için dava ve temyize konu olan taşınmazların çevresini oluşturan komşu taşınmazların tespitlerine bir kayıt ve belge esas alınması, sözü edilen kayıt ve belgelerde nizalı parseller yönünün davalıların dayandığı tapu ve vergi kayıtlarının malikini ya da maliklerini sınır okuması gerekir. Dava konusu taşınmazlar üzerinde kayıtların oluştuğu günden kadastro tespitlerinin yapıldığı 8.6.1964 tarihine kadar 20 yılı aşkın süre ile davalıların zilyet bulundukları dosya kapsamıyla belirlenmiştir.
Hal böyle olunca, mahkemece, yüzölçümü daha büyük olan vergi kaydında tarif edilen sınara sınırı (Şaşak Köyünde) tespit gördüğü saptanan 19 parsel sayılı taşınmaz ile güneyde tarif edilen meşkoktan kanuna giden yol (Yumrucuk Sinnara yolu) kuzeyde tarif edilen cerdui ve meşkok sınırı (Küçük ayrık köyü) sınırları içinde tespit gören 51 ve 52 parsel sayılı taşınmaz yerleri esas alınarak daha açık bir anlatımla vergi kaydının doğu, güney ve kuzey sınırı esas alınarak batıya doğru vergi kaydına yüzölçümü ile kapsam belirlenmeli ve vergi kaydının yüzölçümünün 35 hektar bir başka anlatımla 350 dönüm olduğu gözönünde tutulmalıdır. Öte yandan davanın dayanağını oluşturan tespitin yapıldığı 8.6.1964 gününden sonra 11.10.1987 tarihinde yürürlüğe giren ve 2613 ve 766 sayılı yasaları yürürlükten kaldıran ve zilyetlerine yeni düzenlemeler getiren 3402 sayılı Kadastro kanununun 14/son maddesi hükmünde aynı çalışma içerisinde bir kişinin kayıtsız ve belgesizden kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile edinebileceği toplam taşınmaz miktarı sulu toprak 40 kuru toprak 100 dönümdür. Mahkemece bu olgular eşliğinde ve davalı tarafın bir paylaşmaya dayanmadığı dava ve temyiz konusu 95 ve 96 parsel sayılı taşınmazların öncesinin bir bütün olduğu dikkate alınarak koşullarının varlığı halinde davalılar adına kayıtsız ve belgesizden kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüm daha taşınmaz malın tespit ve tescil edilebileceği düşünülmeli, davalılar ve miras bırakanları ile vergi kayıt malikinin ve mirasçılarının kimliklerinden söz edilerek aynı çalışma alanı içerisinde ilgilileri adına kayıtsız ve belgesizden adlarına başkaca mal tespit ya da tescil edilip edilmediği Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüğü, Tapu Sicil Müdürlüğü ve Kadastro Müdürlüğünden ayrı ayrı sorulup saptanmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
Sonuç: Mahkemece delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi kabule göre de davacı hazinenin itirazı kadastro komisyonunca reddedildiğine göre taşımazların tespit gibi tesciline karar verilmesi gerekirken taşınmazların komisyon kararı gibi tesciline karar verilmesi dahi isabetsiz, davacı hazinenin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 20.06.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy