(3402 S. K. m. 18)
Dava: Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacı hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 101 ada 97 parsel sayılı 4909,79 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak davalı İ. Karakoç adına tespit edilmiştir. Hazine taşınmazın öncesinin orman sayılan yerlerden olduğunu hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerden olduğunu M. Bulutsuz ve arkadaşları ise tapu kayıtları bulunduğunu öne sürerek ayrı ayrı dava açmışlardır. Mahkemece davalar birleştirilerek yapılan yargılama sonunda davaların reddine, taşınmazın davalı adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm davacı hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece dava ve temyize konu 101 ada 97 parsel sayalı taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığı, tespit gününde adına tescile karar verilen zilyet davalı taraf yararına 3402 sayılı kadastro kanunun 14. maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de, yerel mahkemenin vardığı sonuç dosya içeriğine uygun düşmemektedir.
Dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede tespit gününden önce yapılan ve kesinleşen orman sınırlandırma harita ve tutanağının kapsamı dışında kaldığı, bu nedenle orman sayılan yerlerden olmadığı dosya içeriği ile belirlenmiştir. Ne var ki, kadastro tespitine bir kayıt ve belge esas alınmamış, davalı taraf yargılama sırasında herhangi bir kayıt ve belgeye de dayanmamıştır. Dava konusu taşınmazın doğu, batı ve güney sınırını oluşturan 277 parsel sayılı taşınmazın sivri kulübeler devlet ormanı olarak tespit gördüğü ve taşınmaza eylemli biçimde arada doğal ya da yapay bir sınır yeri olmaksızın sıkı sıkıya komşu olduğu anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, dava ve temyize konu taşınmazın orman bütünlüğünü bozduğunun kabulü gerekir. Davalı taraf mülkiyet belgesi sayılabilecek bir kayıt ve belgeye dayanmamıştır. Kaldı ki, önceki günlü yapılan keşiflerde hazır bulunan uzman bilirkişi, ziraat teknisyeninin raporu içeriğine göre taşınmazın kültür arazisi niteliğinde olmadığı da raporda duraksamasız açıklanmıştır. Ziraat mühendisi V. Diriker tarafından düzenlenen haritada ise taşınmazın kuzeyinde eğimin %35-40'a güneye doğru eğimin %15-20'ye düştüğü taşınmaz içerisinde 5 adet meşe ağacının bulunduğu açıklanmıştır. Her ne kadar bu olgular saptandıktan sonra mahkemece daha sonra 14.4.2005 tarihinde mahallinde keşif yapılarak, mahkemenin gözlemi keşif tutanağına geçirilmiş ise de yapılan gözlem 14.4.2005 tarihindeki gözlemdir. Az yukarıda taşınmazın fiziksel durumuna ilişkin uzman bilirkişiler aracılığıyla saptanan fiziki olguların, daha sonra değiştirildiği anlaşılmaktadır. Kaldı ki, kadastro tespitinin yapıldığı gün, davanın açıldığı gün ve mahkemenin hükme dayanak yaptığı keşfin yapıldığı, 14.4.2005 günleri arasında uzunca bir süre geçmiştir. Az yukarıda saptanan hukuksal olguların ışığı altında dava ve temyize konu taşınmazın orman bütünlüğünü bozduğu kültür arazisi niteliğinde olmadığı taşınmaz üzerinde davalı tarafın zemini ekonomik amacına uygun olarak kullanmak koşulu ile iktisap sağlayan süreye ulaşan zilyetliğinin bulunmadığı dosya kapsamı ile anlaşılmaktadır.
Sonuç: Mahkemece bu olgular dikkate alınarak hazinenin davasının kabulüne dava ve temyize konu taşınmazın 3402 Sayılı Kadastro Kanunun 18. maddesi hükmü uyarınca taşınmazın davacı hazine adına tesciline karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz davacı hazinenin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 25.10.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy