(3402 S. K. m. 5)
Dava: Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 315, 316 ve 317 parsel sayılı sırasıyla 4200 m2, 12700 m2 ve 10.000 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak A. Sağlam adına,630, 691 ve 696 parsel sayılı sırasıyla 1219 m2, 751 m2 ve 550 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar ise davalı olduklarından söz edilerek malikâneleri açık bırakılmak suretiyle tesbit edilmiştir. Tesbit gününden önce davacı Ş. Doğan tarafından hazine ve A. Doğan aleyhine Asliye Hukuk Mahkemesine açılan elatmanın önlenmesi ve tescil davası görevsizlik kararı ile kadastro mahkemesine aktarılmıştır.
Mahkemece davanın reddine, dava konusu 315, 316, 317 parsel sayılı taşınmazların tesbit gibi tesciline, 630, 631 ve 696 parsel sayılı taşınmazların davalı A. Doğan adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı hazine tarafından temyiz edilmiştir.
İddia ve savunmaya duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere göre dava ve temyize konu 315, 316, 317, 630, 691 ve 696 parsel sayılı taşınmazlar ile hakkında olumlu ya da olumsuz bir hüküm kurulmadığı saptanan 48, 297, 338, 725 ve 726 parsel sayılı taşınmazların davalı olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Az yukarıda sözü edilen taşınmazlardan tesbit tutanakları dava dosyasına getirtilen 315, 316, 317, 630, 691 ve 696 parsel sayılı taşınmazların 3402 sayılı Kadastro Kanununun 5. maddesi hükmü uyarınca malik haneleri açık bırakılmak sureti ile tespit edildiği dosya içeriğiyle saptanmıştır. Her ne kadar 315, 316 ve 317 parsel sayılın taşınmazların malikaneleri tesbit gününden önce Asliye Mahkemesine açılan ve derdest olduğu saptanan davanın varlığı gözardı edilerek yanılgıya dayalı olarak dava dışı A. Sağlam adına doldurularak kadastroca tespit edilmiş ise de bu olgu sözü edilen taşınmazların 3402 sayılı kadastro kanunun 5. maddesi hükmü uyarınca malik haneleri açık bırakılarak tespit edilmediği anlamına gelmez. Ne var ki, yanılgı ile sözü edilen taşınmazların malik hanelerinin doldurulduğu dikkate alındığında A. Sağlam'ın davada taraf olması zorunludur. Hal böyle olunca davada yöntemine uygun şekilde taraf koşulu oluşturulmadığı kuşkusuzdur. Öte yandan 26.11.1991 günlü oturumda ve yargılamaya Darende Kadastro Mahkemesinde devam edildiği sırada duruşma tutanağına yansıyan bilgi ve belgeler ile kadastro Müdürlüğünün 26.11.1991 tarih ve 054K44050-261/716 sayılı yazıları içeriğine göre 48, 297, 338, 725 ve 726 parsel sayılı taşınmazların da davalı olduğu anlaşılmaktadır. Ne var ki, sözü edilen taşınmazlarla ilgili tutanak asılları getirtilerek dava dosyası ile birleştirilmemiş başka mahkemede davaya konu olup olmadıkları gereği gibi araştırılmamıştır. Davada taraf koşulu oluşturulmadan böylesine yetersiz araştırma ve soruşturma ile hüküm kurulamaz.
O halde mahkemece sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için öncelikle 48, 297, 338, 725 ve 726 parsel sayılı taşınmazların tespit tutanağı asılları bulundukları Tapu Sicil Müdürlüğü ya da Kadastro Müdürlüğünden getirtilmeli, davalı iseler dava dosyaları getirtilmeli, davalı iseler usulün 45. ve onu izleyen maddeleri hükmü uyarınca dava dosyalarının birleştirileceği düşünülmeli, malikhaneleri yanılgı ile doldurulmuş ise tespit maliklerinin davada taraf olacağı dikkate alınmalı, malik haneleri boş ise sözü edilen taşınmazların tutanakları dava dosyası ile birleştirilmeli, bundan sonra 30 günlük askı ilanı yapılmadan kadastro hakiminin duruşma oturumunu açamayacağı dikkate alınarak 48, 297, 338, 725 ve 726 parsel sayılı taşınmazlar hakkında yöntemine uygun şekilde 30 günlük askı ilanı yapılmalı, 315, 316 ve 317 parsel sayılı taşınmazların tespit maliki olarak gözüken dava dışı A. Sağlam ile 630, 691 ve 696 parsel sayılı taşınmazların tespit tutanağı edinme sütununda adı geçen ve ölü olduğu belirtilen H. Bulut gerçekten ölmüş ise mirasçılarının davada taraf olacakları gözönünde tutularak mirasçılarının kimlik ve tebliğe elverişli adresleri belirlenerek adı geçenlere dava dilekçesi ve duruşma günü yöntemine uygun şekilde tebliğ edilmeli, adı geçenler yargılamaya geldiklerinde kendilerinden davaya karşı diyecekleri, delilleri ayrı ayrı sorulup saptanmalı, gösterecekleri deliller toplanmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır.
Sonuç: Mahkemece taraf koşulu oluşturulmaksızın ve az yukarıda açıklanan hukuksal olgular gözardı edilerek işin esası hakkında yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi kabule göre de 315, 316 ve 317 parsel sayılı taşınmazların malikanelerinin yanılgıyla doldurulmuş olmasının hukuksal bir değer taşımadığı, göz ardı edilerek sözü edilen taşınmazların tesbit gibi tesciline karar verilmesi dahi isabetsiz, davalı hazinenin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenlerine göre de sair yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 18.11.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy