(3402 S. K. m. 12, 20)
Dava: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacı hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Karar: Dava niteliği ve içeriği itibariyle 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesi hükmüne dayalı kesinleşen kadastroya karşı açılan dava niteliğindedir.
Davacı hazine kadastro sırasında, davalı taraf adına tesbit edilen dava konusu 118 parsel sayılı taşınmazın tesbitine dayanak yapılan değişebilir ve genişletmeye elverişli sınırlı tapu kaydının yüzölçümünden fazlasıyla çekişmeli taşınmaza revizyon görüldüğünü öne sürmüş ayrıca dava konusu taşınmazın hazine adına tapuda kayıtlı olduğunu öne sürerek dava açmıştır.
Davacı hazine somut olayda birden fazla tapu kaydına dayanmıştır. Mahkemece sözü edilen tapu kayıtlarından hangisine dayandığı hazineye açıklattırılmadığı gibi davalı tarafın dayandığı kadastro tesbitine dayanak yapılan tapu kayıtlarının da uygulaması yetersizdir. Hükme dayanak yapılan keşifte bir yerel bilirkişi dinlenmiş tanık dinlenmemiş varsa yasal nedenleri hüküm yerinde gerekçeleriyle gösterilmemiştir.
Davalı tarafın dayandığı tapu kaydının tescil hükmüyle oluştuğu dayanağı ilam ve eki haritanın bulunduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Kural olarak 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 20. maddesi hükmü uyarınca kayıtların haritaya dayanmaları halinde kapsamlarının haritasına göre belirlenmesi zorunludur. Mahkemece bu olgu üzerinde de gereği gibi durulmamıştır.
Öte yandan çekişmeli taşınmazın sınırında bulunan 383 ve 388 parsel sayılı taşınmazların mera niteliğiyle sınırlandırılmak suretiyle tesbit edildiği dikkate alındığında sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için dava ve temyiz konusu 118 parsel sayılı taşınmazın kamu malı niteliğinde mera olup olmadığı da duraksamasız belirlenmesi gerekir.
Ne var ki mera yönünden yöntemine uygun bir araştırma ve soruşturma da yapılmamıştır.
Kural olarak, mahkemece bir yerin mera olarak kabul edilebilmesi için taşınmazın yetkili idari merciler tarafından mera olarak tahsis edilmesi ya da taşınmazın öncesinin bilinmeyen bir zamandan beri geleneksel biçimde kamu malı niteliğinde mera olarak kullanılmış olmasına bağlıdır.
Bu olgular eşliğinde, iddia ve savunma ile duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere göre saptanan dava niteliği dikkate alındığında, mahkemece yapılan araştırma ve soruşturma hüküm vermeye yeterli değildir. Davalı tarafın dayandığı tapu kaydının uygulamasına ilişkin yerel bilirkişi sözleri dıştan komşu taşınmazların tespit tutanağı içeriği ve varsa dayanakları kayıtlarla denetlenmediğinden soyut nitelikte gerekçesiz sözlerden ibaret olduğu gibi uzman bilirkişi tarafından düzenlenen rapor ve eki harita, keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan vermediğinden yetersizdir. Öte yandan davacı hazinenin tutunduğu tapu kayıtlarının tarih ve sayısı kendisine açıklattırılarak tutunduğu tapu kayıtları Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ve Tapu Sicil Müdürlüğünden oluşma nedenlerini gösterecek biçimde tüm tedavülleriyle birlikte varsa haritalarıyla birlikte getirtilmemiştir.
O halde saptanan dava niteliği dikkate alındığında sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için öncelikle davacı hazinenin tutunduğu tapu kayıtlarının tarih ve sayısı ve oluşma nedenleri saptanarak hazinenin tutunduğu tapu kayıtları ilk oluştuğu günden itibaren tüm tedavülleri ile birlikte ve oluşma nedenlerini gösterecek biçimde ve varsa haritasıyla birlikte Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ve Tapu Sicil Müdürlüğünden getirtilmeli, bundan sonra taşınmazın bulunduğu bölgede yetkili idari merciler tarafından 4753 ve 5618 sayılı yasalar uyarınca mera tahsisi yapılmış ise mera tahsis harita ve eki belgeler Özel İdare Müdürlüğünden, 4342 Sayılı Yasa uyarınca mera tahsisi yapılmış ise mülki amirlikten mera tahsis haritası ve eki belgeler getirtilmeli, daha sonra dayanılan tapu kayıtlarının dava dışı başka taşınmaz yada taşınmazlara revizyon görüp görmediği, Tapu Sicil Müdürlüğü ve Kadastro Müdürlüğünden ayrı ayrı sorulup saptanmalı, revizyon görmüş ise dava konusu taşınmazla birlikte revizyon gördüğü dava dışı taşınmazları ve bu taşınmazlara da dıştan komşu taşınmazları bir arada gösterecek şekilde geniş kapsamlı birleşik harita Kadastro Müdürlüğünden getirtilmeli, bundan sonra dıştan komşu taşınmazların tespit tutanakları ve varsa dayanakları kayıtlar davalı iseler dava dosyaları da getirtilmeli, dayanılan tapu kayıtlarının dava dışı başka taşınmazlara revizyon gördüğü ve davalı olduğu saptandığı takdirde usulün 43 ve onu izleyen maddeleri hükmü uyarınca dava dosyalarının birleştirilip birleştirilmeyeceği yönü üzerinde durulmalı, vurgulanan bu olgunun dava ekonomisi ve tapu kayıtlarının kapsamının sağlıklı biçimde belirlenebilmesi için zorunlu olduğu özellikle dikkate alınmalı, daha sonra yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yansız, dava sonucunda yararı olmayan taşınmazın bulunduğu köye komşu belde yada köyler halkından seçilecek yerel ve uzman bilirkişi, tapu fen memuru, tutanak bilirkişilerinin tümü, tarafların aynı yöntemle göstereceği tanıklar hazır olduğu halde dava konusu taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, taşınmazın bulunduğu bölgede mera tahsisi yapılmış ise mera tahsis haritası ile davacı hazinenin tutunduğu tapu kayıtlarının varsa dayanağı haritaların ölçekleri ile davalı tarafın dayandığı tescil hükmüyle oluşan tapu kaydının dayanağı haritanın ölçeği kadastro paftasının ölçeği ile eşitlenerek 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 20. maddesi hükmü dikkate alınarak yerel bilirkişi yardımı uzman bilirkişi eliyle haritalar çakıştırılarak yerine uygulanmalı, uygulamada haritalarda tarif edilen belli poligon ve röper noktalar ile arz üzerindeki doğal yada yapay sınır yerlerinden varsa değişmez nitelikte sınır yeri sayılabilecek kişi taşınmazlardan varsa haritalardaki kenar uzunluklarından yararlanılmalı bu yolla dava ve temyize konu 118 parsel sayılı taşınmazın taraflardan hangisinin tutunduğu tapu kaydı ile mera tahsis haritasının kapsamında kalıp kalmadığı duraksamasız belirlenmeli, hazinenin dayandığı tapu kayıtlarının haritası bulunmadığı takdirde tapu kayıtlarında tarif edilen sınır yeri esas alınarak yerel bilirkişi yardımı uzman bilirkişi eliyle hazinenin tutunduğu tapu kayıtları yerel bilirkişi yardımı uzman bilirkişi eliyle ayrı ayrı yerine uygulanarak kapsamları belirlenmeli, tapu kayıtları ifraz görmüş ise ifraz yoluyla oluşan müfrez tapu kayıtlarının kapsamının kök tapu kaydı içerisinde aranmasının zorunlu olduğu düşünülmeli, öte yandan tapu kayıtlarının iç içe girmesi halinde önceki günlü doğru temele dayanan hukuksal değerini yitirmeyen tapu kaydına değer verileceği dikkate alınmalı, tapu kayıtlarının kapsamı dışında kalan taşınmaz yada taşınmaz bölümleri varsa sözü edilen taşınmaz yada taşınmazların veya taşınmaz kesimlerinin mera tahsis haritasının kapsamında kalıp kalmadığı göz önünde tutulmalı, kayıtlarda tarif edilen sınır yerlerinden yerel bilirkişice bilinmeyen sınır yerleri bulunduğu takdirde taraflara bu konuda tanık dinletme olanağı sağlanmalı, dava konusu taşınmazın tümünün yada bir bölümünün dayanılan tapu kayıtlarının kapsamında kalmadığı ve taşınmazın bulunduğu bölgede yetkili idari merciler tarafından mera tahsisi yapılmadığı saptandığı takdirde taraf tapu kayıtlarının kapsamında kalan taşınmaz ya da taşınmaz kesimlerinin öncesinin bilinmeyen bir zamandan beri geleneksel biçimde kullanılagelen kamu malı niteliğinde mera olup olmadığı yolunda yerel bilirkişi ve tanıklardan ayrı ayrı olaylara dayalı bilgi alınmalı, taraf tapu kayıtlarının kapsam dışında kalan taşınmaz ya da taşınmaz bölümlerinin kamu malı niteliğinde mera olmadığı saptandığı takdirde sürdürülen zilyetliğin başlangıç günü süresi ve sürdürülüş biçimi hakkında da yerel bilirkişi ve tanıklardan ayrı ayrı olaylara dayalı bilgiler alınmalı deliller değerlendirilirken davalı tarafın dayandığı tescil hükmü ile oluşan tapu kaydının dayanağı ilamda hazinenin taraf olduğu göz önüne alınarak taraflar arasında koşulları usulün 237. maddesi hükmünde öngörülen biçimde kesin hüküm bulunduğu, kesin hükmün kamu düzenine ilişkin istek olmasa bile yargılamanın her aşamasında mahkemece resen gözetilmesi gerekli olumsuz dava koşulu olduğu, taraflar arasında kesin hükmün bulunması hallerinde aynı taşınmaz ya da taşınmazlara ilişkin sonraki günlü uyuşmazlıkların, önceki günlü kesin hükme göre çözümleneceği düşünülmeli, hükme dayanak yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanık sözleri ile tesbit tutanağı bilirkişilerinin beyanları çeliştiği takdirde tesbit tutanağı bilirkişileri de taşınmaz başında ayrı ayrı dinlenerek çelişki duraksamasız giderilmeli, uzman bilirkişiden keşfi izlemeye bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan verecek şekilde ayrıntılı gerekçeli rapor alınmalı, dıştan komşu taşınmazların tesbit tutanakları varsa dayanakları kayıtlar yerel bilirkişi ve tanık sözleri denetlenmeli bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
Sonuç: Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davacı hazinenin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 07.02.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy