(3402 S. K. m. 14, 17) (1086 S. K. m. 259, 275)
Dava ve Karar: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Kadastro sırasında davaya konu 209 ada 44 parsel sayılı 31784,71 m2 yüzölçümündeki taşınmaz zilyetlik koşulları oluşmadığından söz edilerek tarla niteliğiyle davalı Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir. Davacı R. K., tapu kayıtlarına, miras yoluyla gelen hakka ve kazandıncı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak taşınmazın belirli bölümünün miras bırakanı A. S. mirasçıları adına tescili istemiyle dava açmıştır. Mahkemece davanın kabulüne, davaya konu taşınmazın uzman bilirkişi tarafından düzenlenen 21.5.2010 tarihli rapor ve haritasında (A) harfiyle işaretli 14559,46 m2 yüzölçümündeki taşınmaz bölümünün aynı adanın son parsel numarasıyla miras bırakan A. S. mirasçısı davacı R. K. ve paydaşları adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava ve temyize konu taşınmaz bölümünün davacı tarafın tutunduğu tapu kayıtları kapsamında kalmadığı ancak; adına tescile karar verilen zilyet davacı taraf yararına 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 14 ve 17. maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğiyle taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de mahkemece yapılan araştırma ve inceleme yetersizdir.
Davacı tarafın tutunduğu 15.2.1971 tarih 6 Sayılı sicilden gelen 20.10.1992 tarih 4 Sayılı tapu kaydı ile 15.2.1971 tarih 7 Sayılı sicilden gelen 17.1.1986 tarih 7 Sayılı tapu kaydının davaya konu taşınmaz bölümünü kapsamadığı mahkemece yapılan keşif, uygulama ve toplanıp değerlendirilen delillerle belirlenmiştir. Hal böyle olunca taraflar arasındaki uyuşmazlığın zilyetlik hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
3402 Sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmüne göre bir taşınmazın kişi adına tespitine karar verilebilmesi için öncelikle taşınmazın özel mülkiyete konu olabilecek yerlerden olduğunun belirlenmesi, daha sonra diğer koşulların araştırılması, davanın taşınmazın aynına dair olduğu gözetilerek, taşınmaz başında dinlenecek tanık sözleri ve bilirkişi beyanlarının komşu parsel tutanakları ve dayanağı kayıtlarla denetlenmesi, daha sonra toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.
Somut olayda mahallinde keşif yapılmış ise de; taşınmazın kuzeyindeki komşu parsel tutanakları ve varsa dayanağı belgeler dosyaya getirtilmemiş, yerel bilirkişi ve tanık beyanları bu suretle denetlenmemiş, keşifte saptanan hukuksal olguyla tutanak içeriği çeliştiği halde tespit bilirkişileri dinlenerek çelişki giderilmemiş, öte yandan taşınmazın özel mülkiyete konu olan yerlerden olup olmadığının belirlenmesinin özel ve teknik bir bilgiyi gerektirdiği, H.U.M.K.nun 275. maddesi hükmüne göre bu olgunun bilirkişi dinlenerek saptanması gerektiği halde keşfe ziraatçi bilirkişi götürülmemiş, mahkemece tutanak içeriğiyle yetinilerek hüküm verilmiştir. Eksik araştırmayla hüküm verilmez.
O halde davada sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yansız, yerel ve uzman bilirkişi fen elemanı, uzman ziraatçi bilirkişi ve tespit tutanağı bilirkişilerinin tümü, tarafların aynı yöntemle gösterecekleri tanıklar hazır olduğu halde taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, davaya konu taşınmazın öncesinin kime ait olduğu, kimden kime kaldığı, taşınmaz üzerinde sürdürülen zilyetliğin başlangıç günü, süresi ve sürdürülüş biçimi hakkında yerel bilirkişi ve tanıklardan ayrı ayrı olaylara dayalı bilgiler alınmalı, tespitte saptanan hukuksal olgu dikkate alınarak tutanak bilirkişileri yeniden taşınmaz başında usulün 259. maddesi hükmüne uygun biçimde ayrı ayrı dinlenerek tespitte saptanan hukuksal olguyla hükme dayanak yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıkla yapılması muhtemel keşifte dinlenecek olan yerel bilirkişi ve tanıkların beyanları arasında aykırılık varsa duraksamasız giderilmeli, daha sonra uzman ziraatçi bilirkişi ve mahkeme heyeti hazır olduğu halde, taşınmaz bizzat mahkemece görülüp gözlenmeli, gözlem keşif tutanağına aynen yansıtılmalı, özellikle taşınmazın meyil durumu, fiziksel yapısı, dıştan komşu taşınmazlarla toprak mukayesesi yapılmalı, uzman bilirkişi fen elemanından keşfi izlemeye, yerel bilirkişi ve tanık sözlerini denetlemeye, uzman ziraatçi bilirkişiden ise mahkeme gözlemini yansıtmaya elverişli ayrıntılı, gerekçeli rapor alınmalı, daha sonra davanın dayanağını oluşturan 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmüne göre davacı, miras bırakan ve diğer mirasçıları adına aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden salt kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğiyle başkaca taşınmaz mal tespit ya da tescil edilip edilmediğinin Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüğüyle Kadastro ve Tapu Sicil Müdürlüklerinden ayrı ayrı sorulup saptanmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır.
Sonuç: Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davalı Hazine'nin temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde görüldüğünden kabulüyle hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde iadesine, 23.11.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy