Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı ... ve arkadaşları tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Dava niteliği itibariyle 435 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatların aidiyetinin tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve soruşturma hüküm vermeye yeterli olmadığı gibi, varılan sonuç da dosyada toplanan delillere ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.
Duraksamadan belirtmek gerekir ki; 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun mülkiyet hakkının kapsamına ilişkin 684. maddesi hükmüne göre, bir şeye malik olan o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olduğu gibi, 718. maddesi hükmüne göre de taşınmaz mülkiyeti araziyle birlikte arazinin üzerinde bulunan bütünleyici parça niteliğindeki muhtesatları da kapsar. Yine aynı Kanunun 688. maddesinde açıklandığı üzere paylı mülkiyette birden çok kimse maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla maliktir.
Bu kuralların ayrık hali olmak üzere; üzerinde ana taşınmazın değerinde artışa neden olan bina, ağaç vesaire gibi bütünleyici parça niteliğinde muhtesat bulunan taşınmazların ortaklığının satış yolu ile giderilmesinin istenilmesi halinde, muhtesatların kime ait olduğu hususunda tapu kaydında şerh bulunmaması veya tüm paydaşların bu konuda ittifak etmemesi nedeniyle açılacak tespit davası sonunda bu konuyu belirleyen kesinleşmiş bir hüküm bulunduğu taktirde, böyle bir kesin hükmün kamulaştırma davasına bakan mahkemeyi bağlayacağı ve muhtesata isabet eden bölümün sadece muhtesat sahibine, arza isabet eden bölümün de payları oranında tüm paydaşlara verilmesini sağlayacak biçimde oranlama yapılacağı kuşkusuzdur.
Öte yandan; 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesi hükmünde kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere karşı kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak dava açılamayacağı açıklanmıştır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir. Hak düşürücü süre kamu düzenine ilişkin olup, taraflarca öne sürülmese bile mahkemece kendiliğinden dikkate alınması ve davanın süre geçtikten sonra açıldığının belirlenmesi halinde esasa girilmeyerek davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.
Somut olaya gelince; dava konusu muhdesatın üzerinde bulunduğu 435 parsel sayılı taşınmazda tarafların paydaş oldukları, taşınmazın “ahşap ev ve tarla” niteliği ile tapuya kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. Dava konusu muhdesatın kadastro tespit gününden önce meydana getirildiğinin ve kadastro tespitinin kesinleşmesi ile dava tarihi arasında az yukarıda açıklanan hak düşürücü sürenin geçmiş olduğunun belirlenmesi halinde davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği açıktır. Ne var ki, dava konusu muhdesatın üzerinde yer aldığı taşınmaza ait kadastro tespit tutanağı getirtilmediğinden, davaya konu edilen muhdesat ile tapu kaydında gösterilen muhdesatın aynı olup olmadığı anlaşılamamaktadır. Eksik araştırma ve soruşturma ile karar verilemez.
O halde mahkemece; öncelikle 435 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespit tutanağı ilgili Tapu Sicil Müdürlüğünden getirtilmeli, dava konusu muhdesatın tespit tutanağında yazılı muhdesat olup olmadığının belirlenmesi açısından gerekirse taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, keşifte uzman bilirkişi tarafından düzenlenen haritalı raporda gösterilen ahşap ev ile kadastro tutanağında gösterilen ahşap evin aynı ev olup olmadığı taraflar, tanıklar ve uzman bilirkişiden sorulmalı, bu yolla davada hak düşürücü sürenin geçip geçmediği duraksamasız saptanmalı, dava konusu diğer muhdesatların da hangi tarihte, kim tarafından ve kimin nam ve hesabına yapıldığı belirlenmeli, daha sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmeli, hüküm oluşturulurken de sadece muhtesatların kim tarafından meydana getirildiğinin tespiti ile yetinilmeli, mülkiyet olgusu doğurur şekilde karar vermekten kaçınılmalıdır.
Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi, kabule göre de; muhtesatların mülkiyetinin arzın mülkiyetine tabi olduğu gözetildiğinde, sadece muhtesatın davacı tarafça meydana getirildiğinin
tespitine karar verilmekle yetinilmesi, mülkiyetin tespiti isteminin reddine karar verilmesi, öte yandan; yargılama sonunda hükmedilecek harç ve vekalet ücretinin, davalı payına isabet eden muhdesat değeri üzerinden hesaplanması gerekirken, muhdesat değerinin tamamı üzerinden belirlenmesi dahi isabetsiz, davalılardan ... ve arkadaşlarının temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde hükmü temyiz eden davalılar ... ve arkadaşlarına iadesine, 30.01.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy