(818 S. K. m. 84) (2004 S. K. m. 67) (4857 S. K. m. 8, 28)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda; hüküm süresi içinde duruşmalı olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmiş ise de; duruşma gününün taraflara tebliği için davetiyeye yapıştırılacak posta pulu bulunmadığından duruşma isteğinin reddine ve incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2- Davacı vekili, müvekkilinin davalının yanında çalışmakta iken 2009 Mart-Nisan-Mayıs-Haziran ve Temmuz aylarına ait ücretlerinin ödenmemesi nedeni ile iş akdini 03.08.2009 tarihinde haklı olarak feshettiğini davalıyla protokol yapıldığını, 31.12.2009 tarihinde 2.313,28 TL ödendiğini diğer taksitlerin ödenmediğini İşkur tarafından 7.849,56 TL ödeme yapıldığını, bu ödemelerin BK'nun 84 üncü maddesi gereğince fer'ilere mahsubunun gerektiği, bakiye alacaklara ilişkin ödeme yapılmadığından Ankara 6. İcra Müdürlüğü'nün 2011/492 Esas sayılı dosyasıyla yapılan 34.984,37 TLlik takibe itiraz edildiğinden takibin durduğunu beyan ederek itirazın iptaline takibin devamına ve %40 icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı, usulüne uygun davetiyeye rağmen davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, icra takibine yapılan itirazın kısmen iptaline karar verilmiştir.
İşçilik alacaklarıyla ilgili olarak yapılmış olan icra takibine itiraz üzerine açılan itirazın iptali davasında icra inkar tazminatına karar verilmesinin gerekip gerekmediği ve kıdem tazminatının faiz başlangıcı noktasında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Genel haciz yoluyla yapılan ilamsız icra takiplerinde, borçlunun itirazı üzerine takip durur ve alacaklının takibin devamını sağlamaya yarayan imkanlarından biri 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 nci maddesinde öngörülen itirazın iptali davasıdır.
İtirazın iptali davasında borçlunun haksızlığına karar verilmesi halinde ve alacaklının talep etmiş olması şartıyla, borç miktarının yasada gösterilen orandan az olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına hükmedilir. İcra inkar tazminatına karar verilebilmesi için alacağın belirli ya da belirlenebilir olması gerekir. Özellikle, işçinin kıdemi, ücreti gibi hesap unsurları, işverence bilinen ya da belirlenebilecek hususlardır. 4857 Yasa'nın 8 nci ve 28 nci maddelerinin, işverene bu gibi konularda belge düzenleme yükümü yüklediği de gözden uzak tutulmamalıdır. Ancak, hak tartışmalı ise icra inkar tazminatına hükmedilemez.
Somut olayda davacı işveren aleyhine yapmış olduğu icra takibinde Mart-Temmuz 2009 aylarına ilişkin ücret alacağını, kıdem tazminatını ve yıllık izin alacağını talep etmiştir. Davalı davacının hiçbir şekilde alacağının olmadığını belirterek takibe itiraz etmiştir. Mahkemece itirazın iptaline ve takibin devamına karar verilmiş, davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmemiştir. Ancak gerek dosyaya sunulan ve tarafların alacaklar konusunda anlaştığını ancak ilk taksit ödendikten sonra diğer taksitlerin ödenmediğinin belirtildiği protokol gerekse davacının talep ettiği alacak kalemlerinin niteliği göz önüne alındığında alacağının belirlenebilir olduğu, herhangi bir yargılamayı gerektirmediğinin kabul edilip takibe haksız itiraz eden davalı aleyhine icra inkar tazminatının hükmedilmesi gerekirken tazminata hükmedilmemesi isabetsiz olmuştur. Hal böyle olanca mahkemece İİK'nun 67 nci maddesinde değişiklik yapan 6352 sayılı Yasa'nın değişikliğe ilişkin maddesi Resmi Gazete'de yayımlandığı 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe girdiği ve İİK'nun 67/2 nci maddesindeki düzenleme emredici olup kamu düzenini ilgilendirdiğinden yürürlüğe girdiği andan itibaren derhal etkisini göstereceğinden ve tamamlanmamış tüm hukuki durumlara uygulanması gerekeceği dikkate alındığında, davacı yararına %20 oranında icra inkar tazminatına karar verilmesi gerekirken tazminata hükmedilmemiş olması isabetsizdir.
Ayrıca mahkemece kıdem tazminatı alacağına işlemiş faiz alacağı hesaplanırken faiz başlangıç tarihi olarak taraflar arasında düzenlenen protokole göre ödenmesi gerekip de ödenmeyen ikinci taksidin tarihi 31.01.2010 tarihi esas alınmıştır. Ancak anlaşmaya uyulmaması nedeniyle artık davacının bu protokolle bağlı olduğu düşünülemez. Bu itibarla, kıdem tazminatının taksitler halinde ödenmesini öngören anlaşmanın işverence ihlal edilmesi nedeniyle, kıdem tazminatının tamamı için fesih tarihinden itibaren faizin hesaplanarak hüküm altına alınması gerekir.
Mahkemece davanın kabulüne ve icra takibinin devamına karar verilmiştir. Ancak mahkeme bu kararı verirken alacaklara uygulanacak faiz oranlarını da (faizin nevi) göstermemiştir. Bu husus ilerde infaz aşamasında tereddüt ve karışıklıklara yol açabilecektir. Bu nedenle alacakların faiz oranlarının kararda gösterilmesi gerekirken gösterilmemesi de hatalı olmuştur.
Mahkemece bu yönler gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmiş olması bozma nedenidir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacı tarafa iadesine, 27.06.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy