Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine.
2-Davacı, davalı işyerinde 1992 yılından 24.8.2010 tarihine kadar kesintisiz olarak plastik doğrama işinde kesim ustası olarak çalıştığını, hatta 1991 yılında çıraklık okuluna da davalının yanında başladığını, çalışmasının hiçbir şekilde kesintiye uğramadığını, ancak ... da giriş çıkış yapılmış gibi gösterildiğini, son ücretinin 1.000,00 TL net olduğunu, iş akdinin hiçbir gerekçe gösterilmeden işveren tarafından feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı ile bazı işçilik alacaklarının ödetilmesini istemiştir.
Yapılan yargılama sırasında davacı, yıllık izin kullanmadığı ve iş akdinin feshi nedeniyle 5.000,00TL dışında para almadığına dair yemin etmiştir.
Davalı, davacının ihbar öneli verilerek iş akdinin sonlandırıldığını ve tüm haklarının ödendiğini, son ücretinin asgari ücret olan 760,50L olduğunu, ibraname alındığını savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, davacının iş akdinin kıdem tazminatını gerektirmeyecek bir nedenle sona erdirildiğinin işverence ispatlanamaması nedeniyle, davacının 1.1.1995-24.8.2010 tarihleri arasında kesintisiz ve asgari ücretle çalıştığını ve ihbar önelinin eksik verilmiş olması nedeniyle tüm ihbar önelinin ücretinin hesaplanması gerektiği gerekçesiyle davacının davasının kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununda 32. maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir.
4857 sayılı Yasanın 8 inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37 nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır.
Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir.
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut olayda, davacı son olarak 1.000,00 TL net ücret aldığını bildirmesine rağmen davalı işveren 760.50 TL net ücret aldığını iddia etmiş, bilirkişi takdiri mahkemeye bırakarak ikili bir hesaplama yapmış ve mahkemece, davacının 1999 yılında asgari ücret aldığını beyan eden tanık beyanını esas alarak davacının asgari ücretle çalıştığını kabul ettiğini bildirmiştir. Ancak davacının mahkeme kabulüne göre işe girdikten sonra 4.yılda asgari ücret alması 15 yıllık bir usta iken de asgari ücretle çalışacağı kabulü ile hesaplama
Yapılması anlamını taşımaktadır. Bu durumda ilk işe girmiş eleman ile 15 yıllık usta arasında ücret farkı olmadığının kabulü zorunludur ki, bu husus hem hayatının olağan akışına hem de iş hayatının standartlarına açıkça aykırıdır. Asgari ücret, hiçbir vasfı olmayan işçiler için öngörülmüş bir ücret olup, bu ücretten daha aşağı miktarda ücret ile işçi çalıştırılması yasaklanmıştır. Ancak iş hayatının genel kabullerine göre; işçinin işteki kıdemi, buna bağlı olarak da mesleki bilgisinin ve tecrübesinin artması nedeniyle ücretinin de artacağı yerleşik bir kuraldır. Bu nedenle mahkemece emsal ücret araştırması yaparak buna göre ücreti belirlemesi ve çıkacak sonuca göre bir karar vermesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozma nedenidir.
3-Ayrıca davacının hizmet süresi yönünden de,taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır. Mahkemece dinlenilen ve mahkemece de beyanları hükme esas alınan davacı tanıkları ... ve ... beyanlarında, davacının çıraklık okuluna davalı tarafından bildirildiğini ve 1991 tarihindeki bu girişinden sonra hiç ayrılmadığını beyan etmişlerdir. Dosyaya sunulan çıraklık okulu sözleşmesinden de açıkça anlaşıldığı üzere davacı 27.8.1991 tarihinde davalı işveren yanında çırak olarak çalışmaya başlamıştır.
Mahkemece yapılacak ... Merkezinden davacının okuldan çıkış tarihinin sorularak bu tarihten sonra kesintisiz çalışmasını ispat ettiği hususu da gözönünde tutularak işçilik alacakları hesabına esas alınacak kıdem süresini yeniden belirlemek yeni bir bilirkişi raporu almak ve tüm delilleri birlikte değerlendirerek bir sonuca varmaktan ibarettir.
O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde, davacıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının davalıya yükletilmesine, 23.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy