Mahkemesi : Mersin 1. İş Mahkemesi
Tarihi : 25/02/2014
Numarası : 2010/882-2014/84
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1- Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2- Davacı temyizi yönünden; Davacı, davalı işyerinde 04.10.2004 -21.10.2010 tarihleri arasında forklift operatörü çalıştığını, izin istemesi üzerine iş akdinin davalı tarafından haksız şekilde feshedildiğini bildirerek kıdem ve ihbar tazminatı ile ücret, fazla mesai, yıllık izin, genel tatil, hafta tatili ücreti ve sosyal haklara ilişkin ücret alacaklarının tahsilini talep etmiştir.
Davalı, davacının devamsızlık yaptığını, bu hususta tutanak tutularak ihtar gönderilmek suretiyle haklı nedenle iş akdinin feshedildiğini ve başka bir alacağının da bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasında mahkemece, davacı tarafından dava dilekçesi ile talep edilen hafta tatili ücreti ve sosyal haklara ilişkin ücret alacakları hakkında karar verilip verilmediği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Davacı tarafından verilen 04.11.2010 tarihli dava dilekçesinde talep edilen alacaklar sayılmış ve 15.03.2012 hakim havale tarihli tavzih dilekçesi ile de sayılan bu alacaklar kalemlerinin her bir alacak yönünden hangi miktarda talep edildiği açıkça bildirilmiştir. Mahkeme, önüne gelen uyuşmazlık hakkında olumlu veya olumsuz bir karar vermek zorundadır. Buna rağmen mahkemece verilen kararda davacı tarafından usulüne uygun şekilde açılmış davada talep edilmiş olan hafta tatili ücreti ve sosyal haklara ilişkin ücret alacakları yönünden her hangi bir karar verilmemiş olması hatalı olup, bozma nedenidir.
3- Davalı temyizi yönünden; Taraflar arasında davacının bazı alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu "eksik bir borç" haline dönüştürür ve "alacağın dava edilebilme özelliği"ni ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
4857 sayılı Kanundan daha önce yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasada ücret alacaklarıyla ilgili olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 sayılı İş Kanunun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Ancak bu Kanundan önce tazminat niteliğinde olmayan, ücret niteliği ağır basan işçilik alacakları, Borçlar Kanununun 126/1 maddesi (6098 Sayılı TBK 147) uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir.
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir.
Cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmemiş ya da süresi içince cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı defi davacının açık muvafakati ile yapılabilir.
1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz.
Zamanaşımı definin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür (Yargıtay HGK. 04.06.2011 gün 2010/ 9-629 E. 2011/ 70. K.).
Somut olayda, dava dilekçesi incelendiğinde davanın belirsiz alacak davası olarak değil, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak kısmi dava olarak açılmış olduğu anlaşılmaktadır. Davacı 18.10.2012 tarihinde ıslah talebinde bulunmuştur. Islah dilekçesi davalı tarafa tebliğ edilmiş olup, davalı taraf ıslah talebine karşı süresi içinde zamanaşımı definde bulunmuştur. Mahkemece, bu hususta ek bilirkişi raporu alınmasına rağmen, fazla mesai ücreti konusunda ıslah talebine karşı davalı tarafın zamanaşımı defi dikkate alınmamış ve zamanaşımı hesaplaması yapılan ek rapor yerine kök rapor doğrultusunda kabule karar verilmiştir. Ancak, kısmi dava olarak açılmış davada ıslah tarihi itibarıyla zamanaşımı defi değerlendirilip hesaplama yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, fazla mesai ve diğer ücretler yönünden zamanaşımı defi dikkate alınmadan hüküm kurulmuş olması isabetli olmayıp, diğer bir bozma nedenidir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine, 01.10.2014 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy