Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava Türü : İşe iade
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Davacı, yürütülen soruşturma sonucu iş akdinin feshine karar verildiğinin davalı işverence bildirildiği, istifa ederse daha rahat iş bulacağının ve tazminatlarının da ödeneceği baskısı altında 06.06.2013 tarihinde ama geri tarihli olarak 22.05.2013 tarihli istifa dilekçesinin alındığını, iradesi sakatlandığından feshin geçersizliğine ve işe iadesi ile 21. maddedeki haklarının belirlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı işveren vekili, davacının kendi iradesiyle istifa ederek ayrıldığını, baskı yapılmadığını ve yapılan soruşturma nedeniyle davacının haklı nedenle işten çıkartılmasına karar verildiğini, davacı hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, iş akdinin haklı nedenle feshedileceğini öğrenen davacının istifa etmek yolunu seçtiğini, banka için her halukarda tazminat verilmeyeceğinden istifa ve haklı fesih sonucu eşdeğer olduğundan bundan bankanın bir çıkarı olmadığını ve davacının 19 yıllık banka çalışanı ve şube yöneticisi olması nedeniyle attığı imzanın sonuçlarını bilebilecek durumda olduğunu davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece; davacı tarafından istifa dilekçesinin 22.05.2013 tarihinde değilde 06.06.2013 tarihinde bankanın iş sözleşmesini haklı nedenle feshedileceğini bildirmesi üzerine 06.06.2013 tarihinde istifa dilekçesini geçmiş tarihli olarak 22.05.2013 tarihini yazarak bankaya verdiği, istifa dilekçesinin 06.06.2013 tarihinde kayıt altına alındığı, davacıya 06.06.2013 tarihi itibari ile iş sözleşmesi feshinin haklı nedenle feshedildiğinin bildirildiğini, olayların gelişimi dikkate alındığında davacının istifa dilekçesini geçmiş tarihli olarak 06.06.2013 tarihinde düzenleyerek bankaya verdiğini, davanın süresinde açıldığı, davacı kendisine kıdem ihbar tazminatı ödeneyeceğinin söylenmesi ve başka bankadan iş bulabileceğinin söylenmesi üzerine istifa dilekçesi yazdığını bildirdiği, davalı bankanın dayandığı fesih nedenleri nedeni ile ... Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmaların takipsizlikle sonuçlandığı, davacı tarafından geçmiş tarihli verilen istifa dilekçesinin geçmiş tarihli olarak kabul edilmesinin iradesinin sakatlandığını gösterdiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
İşçinin iş güvencesi hükümleri uyarınca feshin geçersizliğini isteyebilmesi için iş sözleşmesinin işveren tarafından feshedilmesi gerekir. İşçinin haklı nedenle dahi iş sözleşmesini feshetmesi, feshin geçersizliği ve işe iade isteğinde bulunma hakkı vermez. Keza iş sözleşmesinin karşılıklı anlaşma ile sona erdirilmesinde taraf iradeleri birleştiği için, işçi iradesi fesada uğratıldığını iddia etmediği sürece feshin geçersizliği ve işe iade isteminde bulunamaz.
İşçi ve işveren iradelerinin iş sözleşmesinin feshi konusunda birleşmesi, bir tarafın feshi niteliğinde değildir. İş Kanununda bu sona erme türü yer almasa da, taraflardan birinin karşı tarafa ilettiği iş sözleşmesinin karşılıklı feshine dair sözleşme yapılmasını içeren açıklamasının ardından diğer tarafın da bunu kabulü ile bozma sözleşmesi (ikale) kurulmuş olur. Bir işçinin bozma sözleşmesi yapma konusundaki icap veya kabulde bulunmasının ardından, işveren feshi haline özgü iş güvencesi hükümlerinden yararlanmak istemesi ve yasa gereği en çok bir ay içinde işe iade davası açmış olmasını bu kapsamda değerlendirmek gerekecektir. Özellikle 4857 sayılı İş Kanunu’nun 21. son maddesinin bozma sözleşmesinde de titizlikle dikkate alınması gerekir. Zira anılan maddeye göre feshin geçersizliği istemi, işe başlatmama tazminatının alt ve üst sınırlarını belirleme ve boşta geçen süre ücretinin belirlenmesinde maddedeki kuralların sözleşmelerle değiştirilemeyeceği, aksi sözleşmelerin geçersiz olacağı belirtilmiştir. Her şeyden önce bozma sözleşmesi yapma konusunda icapta bulunanın makul bir yararının olması gerekir. Bu noktada, işveren feshinin karşılıklı anlaşma yoluyla sona erme gibi gösterilmesi suretiyle iş güvencesi hükümlerinin dolanılması şüphesi ortaya çıkmaktadır. Bu itibarla irade fesadı denetimi dışında tarafların bozma sözleşmesi yapması konusunda makul yararının olup olmadığının da irdelenmesi gerekir. Makul yarar ölçütü, bozma sözleşmesi yapma konusunda icabın işçiden gelmesi ile işverenden gelmesi ve somut olayın özellikleri dikkate alınarak ele alınmalıdır.
Dosya içeriğine göre; davacı banka tarafından yürütülen müfettişlik soruşturması sonucu teftiş raporunda işten haklı nedenle çıkartılmasına karar verilip banka Yönetim Kurulu tarafından da onaylanan haklı nedenle feshe dair 06.06.2013 tarihli fesih bildirimini imzalamıştır. Ardından bankaya 22.05.2013 tarihli olup "24.05.2013 tarihi mesai bitimi itibariyle iş sözleşmesini fesh etmek istiyorum." Şeklinde istifa dilekçesini imzalamış ve kuruma sunmuştur. Kurum tarafından istifa dilekçesi 10.06.2013 tarih ve 1644 sayılı Banka Yönetim Kurulu tarafından onaylanmıştır. Davacı; fesih tarihinde, geçmiş tarihli istifa dilekçesi yazmasına rağmen davalı banka istifanın tarihi ile ilgilenmeyip normal prosedürünü uygulamıştır. Davacının istifa ederse iş bulabileceği aksi takdirde iş bulamayacağı yönündeki iddiası elinde haklı fesih nedeni ve bu iddiayı destekleyen soruşturma raporu bulunan davalı banka için makul bir iddia değildir. Davacı 19 yıllık banka çalışanı olup, banka yöneticisi olarak da çalışmış mesleki bilgi ve tecrübesi yanında aynı zamanda dosyada bulunan dava dilekçesini de kendisi yazabilecek kadar hukuki bilgiye sahip bir çalışandır. Davacı kendisine baskı yapıldığını, istifa dilekçesini baskı ile imzaladığını ve iradesinin sakatlandığını ispat edebilecek bir delil sunamamıştır. İstifa dilekçesinin geri tarihli verilmesi tek başına baskı yapıldığı anlamını taşımaz. Kaldıki işverence haklı fesih yönünde alınmış bir karar da bulunmaktadır. Bütün bunlar birlikte değerlendirildiğinde istifanın gerçekleştiğinin kabulü gerekirken ispat edilemeyen ve mahkemece istifa dilekçesinin geçmiş tarihli olarak kabulünün iradesinin sakatlandığını gösterdiği yönündeki gerekçesiyle yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
4857 sayılı İş Yasasının 20/3 maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda belirtilen nedenlerle;
1-Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2-Davanın REDDİNE,
3-Alınması gerekli 25.20 TL harçtan peşin alınan 24.30 TL harcın mahsubuyla kalan 0.90 TL harcın davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
4-Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı 17.20 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,
5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre 1.500,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Artan gider ve delil avansının ilgilisine iadesine,
7-Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, 10.09.2014 tarihinde oybirliğiyle KESİN olarak karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy