Mahkemesi : Havza Asliye Hukuk Mahkemesi
(İş Mahkemesi Sıfatıyla)
Tarihi : 11/04/2014
Numarası : 2012/345-2014/170
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı, davalı işyerinde teknik eleman olarak çalıştığını, iş akdinin davalı tarafından haksız ve gerekçesiz olarak feshedildiğini bildirerek kıdem ve ihbar tazminatı ile ücret, gece çalışması, fazla mesai, yıllık izin, hafta tatili ve genel tatil ücreti alacaklarının tahsilini talep etmiştir.
Davalı, işyerinin kaplıca tesisi olduğunu, kaplıca suyunun dava dışı şirket tarafından kesilmesinden sonra iş akdinin askıya alındığını, buna ilişkin dava açıldığını ve suyun tekrar verildiğini, işçilerin tekrar işe davet edildiğini, fakat davacının işe başlamadığını ve başka bir alacağının da bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasında davalının ıslah dilekçesine karşı yapmış olduğu zamanaşımı savunmasının dikkate alınıp alınmayacağı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu "eksik bir borç" haline dönüştürür ve "alacağın dava edilebilme özelliği"ni ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
4857 sayılı Kanundan daha önce yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasada ücret alacaklarıyla ilgili olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 sayılı İş Kanunun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Ancak bu Kanundan önce tazminat niteliğinde olmayan, ücret niteliği ağır basan işçilik alacakları, Borçlar Kanununun 126/1 maddesi (6098 Sayılı TBK 147) uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir.
Somut olayda, dava dilekçesi incelendiğinde davanın belirsiz alacak davası olarak değil, kısmi dava olarak açılmış olduğu anlaşılmaktadır. Davacı 10.01.2014 tarihinde ıslah dilekçesi vermiş ve 17.01.2014 tarihinde ıslah harcını yatırmıştır. Islah dilekçesi davalı tarafa 10.01.2014 tarihli duruşmada elden tebliğ edilmiş olup, davalı taraf ıslah talebine karşı aynı oturumda zamanaşımı savunmasında bulunmuştur. Mahkemece, zamanaşımına uğrayan alacak olup olmadığını tespit etmek için ek bilirkişi raporu alınmadan ilk raporda yapılan hesaplama doğrultusunda karar verilmiştir. Ancak, kısmi dava olarak açılmış davada ıslah tarihi itibarıyla bazı alacaklar zamanaşımına uğramış olup, zamanaşımı savunması değerlendirilmek suretiyle hesaplama yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, zamanaşımı savunması dikkate alınmadan hüküm kurulmuş olması isabetli olmayıp, bozma nedenidir.
3-Davacı dava dilekçesi ile ücret alacağı talebinde bulunmuş olmasına rağmen mahkemece bu hususta olumlu veya olumsuz herhangi bir karar verilmemiştir. Oysa mahkeme önüne gelen uyuşmazlıkta, 6100 sayılı HMK. 297/2. maddesi gereği her bir talebe ilişkin olarak olumlu veya olumsuz bir karar vermek suretiyle uyuşmazlığı çözmek durumundadır. Mahkemece, ücret alacağı talebine ilişkin olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş olması, bozma nedenidir.
4-Taraflar arasında davacının fazla mesai ücretinin doğru şekilde hesaplanıp hesaplanmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir. İşçiye bordro imzalatılmadığı halde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda, ihtirazi kayıt ileri sürülmemiş olması, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının yazılı delille ispatlanması gerektiği sonucunu doğurmaktadır.
Somut olayda davalının dosyaya ibraz etmiş olduğu, bila tarihli “ibraname” başlıklı belgeye göre davacıya 04.04.2007 tarihinden itibaren kırkiki (42) aylık fazla çalışma karşılığı toplam 13.005,00 TL.'nin davacıya ödendiği bildirilmektedir. Bilirkişi tarafından fazla mesai ücreti hesaplanırken bu belge değerlendirilmemiştir. Mahkemece yapılacak iş, davacı bu belge konusunda isticvab edilmek suretiyle, belgede yazılan miktarın kendisine ödenip ödenmediği sorulmalı, davacının ödemeyi kabul etmesi durumunda belgede yazılı dönem fazla mesai ücreti hesabında dışlanmak suretiyle hesaplama yapılıp, çıkacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
5-Taraflar arasında davacının yıllık izin ücretinin doğru şekilde hesaplanıp hesaplanmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Yıllık izinlerin kullandırıldığı noktasında ispat yükü işverene aittir. İşveren yıllık izinlerin kullandırıldığını imzalı izin defteri veya buna eşdeğer bir belge ile kanıtlamalıdır. Bu konuda ispat yükü üzerinde olan işveren, işçiye yemin teklif edebilir.
Somut olayda davalı davacının imzasını havi yıllık izin defterini dosyaya ibraz etmiştir. Bilirkişi raporunda davacının yıllık izin ücreti hesaplanırken yıllık izin defterinde yazılı izin günlerinin toplam yıllık izin hak edişinden mahsup edilmediği anlaşılmaktadır. Mahkemece hatalı bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle yıllık izin ücretine hükmedilmiş olması isabetsiz olmuştur.
6-Kabule göre mahkemece, davacının gece çalışması ücreti talebi reddedilmiş olmasına rağmen, reddedilen miktar üzerinden davalı yararına avukatlık ücretine hükmedilmemiş olmasıda doğru olmamıştır.
SONUÇ:Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 05.11.2014 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy