Mahkemesi: Konya 2. İş Mahkemesi
Tarihi: 19/06/2014
Numarası: 2013/183-2014/311
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
I-Davacı, davalı Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünde kadroya geçmeden önceki dönem mevsimlik işçi olarak çalıştığı hizmetlerinin kıdemine sayılmadığını, 2011-2013 yıllarını kapsayacak 3. Dönem TİS’in geçici 4. maddesi gereği önceki işyerlerinde geçen çalışmaların da davalı işyerinde geçmiş gibi kabul edileceğine dair düzenleme gereği derece ve kademesinin tespiti ile yeni derece ve kademesi dikkate alınarak ilk kadroya geçişlerinden itibaren TİS’den kaynaklanan ücret farkı, yıpranma primi, ilave tediye farkı ve ikramiye farkı alacaklarının ödetilmesini istemiştir.
Davalı, davacıya sözkonusu hakların 2011-2013 yıllarını kapsayan TİS ile tanındığını, bu nedenle geçmişe yönelik olarak talebinin yerinde olmadığını, derece ve kademe tespitinde hata olmadığını, gerekli ödemelerin TİS’lere göre zaten yapıldığını savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, davacının bilirkişi tarafından hesaplanan mevsimlik işçi olarak çalıştığı dönem yönünden hak ettiği derece ve kademenin tespitine, yeni derece ve kademeye göre 5 yıllık zamanaşımı süresi dikkate alınarak alması gereken ücret farklarının davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesi uyarınca, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi zorunludur. Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, hükmün infazında zorluklara ve tereddütlere, yargılamanın ve davaların gereksiz yere uzamasına, davanın tarafı bulunan kişi ve kurumların mağduriyetlerine sebebiyet verecek ve kamu düzeni ve barışını olumsuz yönde etkileyecektir.(Hukuk Genel Kurulu-2007/14-778 E, 2007/611 K sayılı kararı).
Somut olayda mahkemece, hüküm altına alınan alacaklar yönünden toplam rakam yazılmak suretiyle hüküm kurulmuştur. Ancak bu yazım tekniği, usul ve yasaya aykırıdır.
Mahkemece gerekirse davacıya talepleri tek tek açıklattırılıp buna göre her alacak ile ilgili ayrı ayrı hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması hatalı olup bozma nedenidir.
II-Kabule göre de;
1-Taraflar arasında davacının derece kademe tespitinin doğru olup olmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Somut olayda, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacının davalı işyerinde mevsimlik işçi olarak 6 yıl 237 gün çalışmasının bulunduğunu, bu çalışmaya karşılık olarak her iki yılda bir derece ve her yıl bir kademe alacağını, davacının eklenmesi gereken derece ve kademesinin 3/7 olduğunu, derecesinin ilk intibarının 1/1 yerine 4/8 derece/kademeden yapılması gerektiğini, 01.03.2008 tarihi itibariyle olması gereken derece ve kademesinin 6/14 olarak tespiti gerektiği belirtilerek zamanaşımı savunmasına göre dava tarihinden geriye doğru 5 yıl için alacak hesabı yapılmıştır. Daha sonra alınan ek raporunda ise ilk raporda maddi hata yapıldığından bahisle 2008 yılı itibariyle davacının 8/15 derece ve kademede olması gerektiğini belirterek yeniden hesaplama yapılmıştır. Mahkemece hüküm verilirken ilk davadaki derece ve kademe tespiti hükme esas alınmış, ancak alacaklar ikinci raporda hesaplandığı şekilde yüksek derece ve kademeden yapılmıştır. Bu durumda karar, kendi içinde çelişkilidir.
Ayrıca davacının işyerinde uygulanan TİS gereği olarak davacının tam bir yıl çalışmasının karşılığı 1 kademe, 2 yıl çalışmasının karşılığı da 1 derecedir. Davacının pozisyonunun düz işçi olması nedeniyle TİS hükümleri gereği pozisyonun derecesinin üst sınırı 01.03.2012 tarihine kadar 8 derece olarak belirlenmiştir. Bilirkişi tarafından 01.03.2010 tarihinde 9 derece olarak hesaplanması nedeniyle tüm hesaplamalar hatalı olmuştur ve hatalı raporun hükme esas alınması da isabetsizdir.
2-Davacının yasal ilave tediye alacağının 4857 sayılı Yasada düzenlenen ücret alacaklarından olmadığı, bu nedenle en yüksek banka mevduat faizine değil, davacının talebi ile bağlı kalınarak yasal faiz oranını aşmamak üzere en yüksek banka mevduat faizi ile tahsiline karar verilmesi gerektiği göz ardı edilerek, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.
3-Davacının yıpranma primi alacağından takdiri indirim yapılıp yapılmayacağı konusu taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının yıpranma primi alacağından takdiri indirim yapılmadığı ve bu hususun mahkemenin takdirine bırakıldığı bildirilmiş olup, mahkemece herhangi bir indirim yapılmadan hesaplanan meblağ hüküm altına alınmıştır.
Her ne kadar davacı vekili talep artırım dilekçesinde, takdiri indirim yapılmasının zorunluluk olmadığı gibi davacı için haksızlık olacağını bildirmiş ise de, aynı mahkemede hükme bağlanan ve başka bilirkişi tarafından raporu hazırlanan birçok dosyada davacılar aleyhine olarak yıpranma prim alacağından %30 takdiri indirim yapılmış ve bu kararlar davacılar tarafından itiraz edilmeyerek bu yönüyle kesinleşmiştir. Hal böyle olunca, aynı işyerine aynı işi yapan işçiler yönünden bilirkişiye göre değişen ve birbirine zıt uygulamaların yerleşmesi uygulama birliğini ve adalet duygusunu incitecek sonuçlara sebep olacaktır. Bu nedenle, davacının yıpranma prim alacağı hakkında, alacağın uzun bir süre için hesaplanması ve davacının izinli ve raporlu olduğu zamanların bulunacağı gözönünde tutularak Yargıtay’ca son yıllarda takdiri indirim yapılması gerektiği istikrarlı uygulama halini almış olması nedeniyle uygun görülecek oranda bir takdiri indirimin yapılması gereklidir.
4-Taraflar arasında taraflara verilen avukatlık ücretinin tutarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Mahkemece, karar tarihinde yürürlükte bulunan 2014 tarihli Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi dikkate alınmadan bir yargı kararına atıfla taraflar yararına dilekçe yazım ücreti tutarında avukatlık ücretine hükmedilmesi de yanlış olmuştur.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde taraflara iadesine, 01.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.