Mahkemesi : Yatağan Asliye Hukuk Mahkemesi (İş Mahkemesi Sıfatıyla)
Tarihi : 16/01/2013
Numarası : 2011/293-2013/11
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1- Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2- Davacı, 28.08.2002-06.09.2011 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde aralıksız çalıştığını, işyerinde maden mühendisi olarak çalıştığını, daha sonra ek görev olarak 2005 yılı içiresinde teknik nezaretçilik de yapmaya başladığını, fazla mesai yaptığını, hafta tatillerinde ve dini bayramlar dışında kalan resmi tatil günlerinde çalıştığını, ancak bu çalışmalarına ilişkin ücretlerinin ödenmediğini, yıllık izinlerinin eksik kullandırıldığını, aldığı ücret 1.000,00 TL iken 2009 yılı Şubat ayından itibaren ücretinin asgari ücrete düşürüldüğünü, bu nedenle fark ücret alacağı olduğunu, maden mühendisi iken teknik nezaretçilikle görevlendirilmesi nedeniyle 2005 yılı Nisan ayından itibaren teknik nezaretçilik görevini de yapmaya başladığını, ancak teknik nezaretçilik nedeniyle ödenmesi gereken ücretlerinin ödenmediğini, bu görevi nedeniyle işyerinde göçük tehlikesi olduğunu tespit edip işverene bildirdiğini, ancak bu konuda önlem alınması için talepte bulunmasına rağmen taleplerinin yerine getirilmediğini, iş sözleşmesini bu nedenlerle haklı nedenle feshettiğini ileri sürerek, kıdem tazminatı ile yıllık izin, fazla çalışma, ulusal bayram genel tatil, hafta tatili, teknik nezaretçilik ücreti ve fark ücret alacaklarının tahsilini istemiştir.
Davalı, davacının davalı işyerinde çalışmakta iken 2006 nisan ayından itibaren teknik nezaretçi olarak görevlendirildiğini, bu tarihten sonra teknik nezaretçilik işini yürüttüğünü, başka bir çalışmasının olmadığını, bu çalışması karşılığında ücretlerinin de ödendiğini, işyerinde hafta tatilinin Cuma günleri verildiğini, fazla mesai yapanların fazla mesai ücretlerinin ödendiğini, davacının resmi bayram ve genel tatil günlerinde de hiç çalışmadığını, yıllık izinlerini kullandığını, davacının ücretinin başlangıçtan itibaren asgari ücret olduğunu, davacının iş akdini istifa etmek suretiyle kendisinin feshettiğini, fesih haklı sebebe dayanmadığından kıdem tazminatına hak kazanmadığını, davacının tüm taleplerinin zamanaşımına uğradığını bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının davalıya ait işyerinde 28.08.2002-06.09.2011 tarihleri arasında çalıştığı, 2006 Nisan ayından itibaren ilaveten teknik nezaretçi olarak görev yaptığı, ücretlerinin yasa ve sözleşme gereği ödenmediği, böylelikle davacının iş akdini feshetmekte haklı olduğu, kıdem tazminatına hak kazandığı, davacının 2006 yılı Nisan ayından itibaren ilaveten yaptığı teknik nezaretçi ücretinin aralarındaki sözleşme gereği davacıya ödenmediği, ayrıca eksik ücret ödemesi yapıldığı, fazla mesai, hafta sonu tatili ücreti, genel tatil ücreti, yıllık izin ücretlerinin ödenmediği, aksinin davalı tarafça ispatlanmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davacı vekilinin dava dilekçesi ile kısmi dava açtığı, Mahkemece davacının davasının belirsiz alacak davası olduğu kabul edilerek davacı vekiline taleplerini açıklaması için süre verildiği, davacı vekilinin de bunun üzerine dava dilekçesindeki miktarların üzerine çıkarak taleplerinin belirli hale getirdiği, mahkemece davacı vekilinin bu dilekçesine göre alacaklarının hüküm altına alındığı görülmekte ise de davacının dava açtığı tarih 29/09/2011 tarihi olup bu tarih itibariyle 6100 sayılı yeni HMK yürürlüğe girmemiş olup mahkemece davacının davasının belirsiz alacak davası olarak kabul edilmesi ve davacı vekilinin açıklama dilekçesine göre davacının taleplerinin hüküm altına alınması hatalıdır. Davacı vekilinin açıklama dilekçesi ile birlikte ıslah harcı yatırmadığı da anlaşılmakla mahkemece davacının hüküm altına alınan alacaklarının dava dilekçesinde belirtilen miktarlar üzerinden kabul edilmesi gerekirken açıklama dilekçesinde talep edilen miktarlar üzerinden hüküm altına alınması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 05.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy