Mahkemesi : Bursa 3. İş Mahkemesi
Tarihi : 25/12/2013
Numarası : 2013/295-2013/780
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi taraflarca istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2- Davacı vekili, davacının davalı işyerinde çalışmakta iken iş akdinin eylemli bir şekilde işverence feshedildiğini, bu nedenle Mahkemenin 2011/736 Esas sayılı dava dosyası ile işe iade davası açtıklarını, davanın kabulüne karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini, işe iade başvurusunda bulunduklarını, ancak işverence davacının işe alınmadığını, hak ettiği alacaklarının da ödenmediğini, bu nedenle Bursa 4. İcra Müdürlüğü'nün 2013/2190 sayılı takip dosyası ile icra takibi yaptıklarını, ancak davalı tarafça takibe itiraz edildiğini öne sürerek yapılan itirazın iptali ile takibin devamını ve % 20 oranında icra inkar tazminatının da davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, davaya konu alacağın likit olmadığını, bu nedenle takibe itiraz ettiklerini, işe iade kararına istinaden yapılan iş başvurusunun kabul edilmediğini, davacının işsizlik sigortasından yararlanmış olduğunu bu nedenle 4 aylık boşta geçen süre ücretinin reddine karar verilmesi gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, işe iade kararı çerçevesinde işverence yasal başvuruya rağmen işe başlatılmaması nedeniyle davacının, hukuki fesih tarihi olan 21.01.2013 tarihi itibariyle kıdem tazminatına, ihbar tazminatı, işe iade kararının feri sonuçlarından olan 4 aylık iş güvencesi tazminatı, yine 4 aylık boşta geçen süre ücretine hak kazandığı; kıdem, ihbar tazminatı, iş güvencesi tazminatı alacaklarını hukuki fesih tarihi olan 21.01.2013 tarihindeki emsali işçinin ücret ve sosyal hakları çerçevesinde, 4 aylık boşta geçen süre ücretini ise fesih tarihi olan 13.10.2011 tarihi ve bu tarihi takip eden 4 aylık süredeki ücretler ve sosyal haklar, yine bu işçilik kalemlerindeki artışlar çerçevesinde talep edebileceği, prim alacağı ile ilgili iddiaların ise somut delillerle kanıtlanmadığı, takibe konu alacakların yargılamayı gerektirdiği ve likit olmadığı sabit olduğundan İİK 67. maddedeki inkar tazminatı şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın, kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasında davacının prim alacağı olup olmadığı hususunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununun 32 nci maddesinin ilk fıkrasına göre, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır. Yasada ücretin eklerinin neler olduğu müstakilen düzenlenmemiş olmakla birlikte, değinilen maddenin ikinci fıkrasındaki “…banka hesabına yatırılacak ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakının..” ibaresi gereğince, ücretin yanı sıra prim, ikramiye ve bu nitelikteki her türlü ödemelerin banka hesabına yatırılması öngörüldüğünden, “prim” ve “ikramiye” ücretin eki olarak İş Kanununda ifadesini bulmuştur.
Prim, işçinin mal veya hizmet üretiminde daha istekli hale gelmesi ve başarısının artması için işverence ödül niteliğinde verilen ek ödemeler şeklinde tanımlanabilir. Prim ödemesinden amaç, işçinin dava verimli bir şekilde çalışmaya özendirilmesidir. Pirimin kişiye özgü olması sebebiyle ikramiyeden farklı olarak prim ödemelerinin genel bir nitelik taşıması gerekmez. Bununla birlikte, işveren tarafından ayrımı haklı kılan geçerli nedenler olmadığı sürece pirim uygulaması yönünden de işverenin eşit davranma borcu söz konusudur.
İşçinin prime hak kazanması için işyerinde pirim ödemesini gerektiren dönemin sonuna kadar çalışmış olması gerekmez. İşyerinde çalışılan süreyle sınırlı olmak üzere işçinin prim talep hakkı vardır.
Prim uygulaması, bireysel ya da toplu iş sözleşmeleri ile de kararlaştırılabilir. İş sözleşmesinde kararlaştırılmamış olsa dahi, işverence tek taraflı olarak düzenli şekilde yapılan prim ödemesi “işyeri şartı” niteliğindedir. Her durumda uygulamanın tek taraflı olarak işverence ortadan kaldırılması ya da azaltılması doğru değildir. Prim uygulaması yönünden işçi aleyhine çalışma koşullarında değişiklik, 4857 sayılı Yasanın 22 nci maddesi kapsamında gerçekleştirilmelidir. Toplu iş sözleşmesi ile öngörülen primler yönünden değişiklik ise, işçinin bireysel feragati ile dahi geçerli değildir. Toplu iş sözleşmesini imzalamaya yetkili olan kişilerce bu yönde yapılabilecek değişiklik, ancak ileriye dönük olarak hüküm ifade eder.
İşçinin işe iade kararı üzerine çalıştırılmadığı dört aya kadar boşta geçen süreye ait yasada geçen “diğer haklar” kavramına primler de dahildir. Başka bir anlatımla işçinin 4857 sayılı Yasanın 21 inci maddesinin üçüncü fıkrasında sözü edilen çalışmadığı en çok 4 aya kadar süre için bu dönemde çalışıyormuş gibi prim talep hakkı vardır. Hesaplama işçinin çalıştığı sıradaki ortalama mal veya hizmet üretimi verilerine göre yapılabilir.
Primlerin ödendiğini ispat yükü işverene aittir. 4857 sayılı Kanunun 5754 sayılı Yasayla değişik 32 nci maddesine göre, belli bazı işyerleri bakımından prim ödemeleri işçi adına açılan banka hesabına yatırarak gerçekleştirilmelidir.
Prim ödeme günü taraflarca açıkça kararlaştırılmamışsa Borçlar Kanunun 101 inci maddesi uyarınca temerrüt için işçinin ihtarına gerek vardır.
Prim uygulaması bireysel iş sözleşmesinden veya işyeri uygulamalarından doğmaktaysa, gününde ödenmeyen primler için 4857 sayılı Yasanın 34 üncü maddesinde öngörülen bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faiz uygulanmalıdır. 1475 sayılı Yasa döneminde doğan prim alacakları bakımından temerrüt tarihinden 4857 sayılı İş Kanununun yürürlüğe girdiği 10.6.2003 tarihine kadar yasal faize, bu tarihten sonrası için ise bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faize karar verilmelidir.
Kıdem tazminatına esas alınacak olan ücretin tespitinde, Yasanın 32 nci maddesinde sözü edilen asıl ücrete ek olarak işçiye sağlanan para veya para ile ölçülebilen menfaatler göz önünde tutulur. Buna göre devamlılık gösteren prim ödemeleri kıdem tazminatı hesabında dikkate alınmalıdır.
Prim alacakları, Borçlar Kanununun 126.ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir.
Somut olayda; davacı, çalıştığı dönem boyunca her senenin sonunda prim sosyal hakkından faydalanmış olduğunu, 10.10.2011 olan fesih tarihinin üzerine boşta geçen 4 ay eklendiğinde 10.02.2012 tarihine kadar doğacak ücret ve diğer hakların kendisine ödenmesi gerektiğini, bu nedenle ödenmeyen 2011 yılı prim alacağının da davalıdan tahsili gerektiğini iddia etmiştir.
Dosya içerisinde bulunan maaş bordoları incelendiğinde; davacıya, Ocak 2011 ayında 3.765,12 TL performans primi ve 1.822,35 TL performans primi-2 adı altında ödeme yapıldığı görülmektedir. Davacı, Ocak 2011 ayında ödenen prim alacağının 2010 yılına ait olduğunu iddia etmektedir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, primlerin hangi kriterlere göre belirlendiği ve 2011 yılı prim alacağına hak kazanma koşullarına ilişkin dosyada bilgi olmadığından hesaplama yapılmadığı belirtilmiştir. Mahkemece bu nedenle davacının prim alacağı olduğunu ispatlayamadığı gerekçesiyle talebin reddine yönelik hüküm kurulmuş ise de; davacıya daha önce prim ödemesi yapıldığı dosya kapsamı ile sabit olduğuna göre, primlerin hangi kriterlere göre belirlendiği ve 2011 yılı prim alacağına hak kazanma koşullarının araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde talebin reddine karar verilmesi hatalı olup bozma nedenidir.
3- Taraflar arasında, İİK 67. maddesinde düzenlenen icra inkar tazminatı koşullarının oluşup oluşmadığı hususu da ayrı bir uyuşmazlık konusudur.
İtirazın iptali davasında borçlunun haksızlığına karar verilmesi halinde ve alacaklının talep etmiş olması şartıyla, borç miktarının Yasada gösterilen orandan az olmamak kaydıyla icra inkâr tazminatına hükmedilir. İcra inkâr tazminatına karar verilebilmesi için alacağın belirli ya da belirlenebilir olması gerekir. Özellikle, işçinin kıdemi, ücreti gibi hesap unsurları, işverence bilinen ya da belirlenebilecek hususlardır. 4857 Yasanın 8 inci ve 28 inci maddelerinin, işverene bu gibi konularda belge düzenleme yükümü yüklediği de gözden uzak tutulmamalıdır. Ancak, hak tartışmalı ise icra inkâr tazminatına hükmedilemez (Yargıtay HGK. 4.3.2009 gün 2009/ 9-57 E, 2009/ 110 K).
Borçlu belirli bir alacak için yapılan icra takibinde borcun bir kısmına itiraz etmek istediğinde, itiraz ettiği kısmı açıkça göstermek zorundadır. Borçlu buna uymaz ve borcun tamamına itiraz ederse, itirazın iptali davası sonucunda borçlu olduğu miktar bakımından icra inkâr tazminatı ödemekle yükümlüdür
Alacağın likit olması şartıyla, itirazın iptali davası sonunda borçlunun itirazının kısmen kabulü halinde dahi, kabul edilen kısım bakımından icra inkâr tazminatına hükmedilmelidir.
İcra inkâr tazminatı, asıl alacak bakımından söz konu olur. İşlemiş faiz isteği yönünden icra inkâr tazminatına hükmedilmesi mümkün değildir.
İcra takibinde işlemiş faiz için de takip tarihinden itibaren faiz talep edilmiş olması durumunda, itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesi, faize faiz yürütülmesi anlamına gelir ki, Borçlar Kanununun 104/son maddesi ile 3095 sayılı Yasanın 3 üncü maddesi uyarınca faize faiz yürütülmesi mümkün olmaz. Bu halde, asıl alacak bakımından takip tarihinden itibaren faiz yürütülmesine karar verilmelidir.
Somut olayda; Mahkemece davaya konu taleplerin yargılamayı gerektirdiği, bu nedenle alacağın likit olmadığı kabul edilerek icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. İşçinin kıdemi, ücreti gibi hesap unsurları, işverence bilinen ya da belirlenebilecek hususlar olduğundan alacağın likit olmadığından sözedilemez ise de, davacının prim alacağı olup olmadığı alacağın likit olup olmadığının tespitinde önem arz etmektedir. Bu nedenle, davacının prim alacağı olup olmadığı mahkemece netleştirildikten sonra alacağın likit olup olmadığı yeniden değerlendirilmelidir. Mahkemece, davacının prim alacağı olduğunun belirlenmesi halinde, prim ödemeleri işçinin performasına bağlı ise yargılama gerektireceği, düzenli olarak ödenmekte ise alacağın likit kabul edilmesi gerektiği düşünülmelidir. Davacının prim alacağı bulunmadığı sonucuna ulaşılması halinde ise, alacak likit kabul edilerek davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmelidir. Mahkemece bu hususlar gözetilmeden alacağın likit olmadığı kabul edilerek icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmesi isabetsizdir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının davalıya yükletilmesine, 12.05.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy