Mahkemesi : Mersin 3. İş Mahkemesi
Tarihi : 26/12/2013
Numarası : 2012/599-2013/505
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacının tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı, muhasebe sorumlusu olarak 05/10/2006 tarihinden itibaren davalı işyerinde çalışmaya başladığını, iş aktinin 30/04/2011 tarihinde işveren tarafından bildirimsiz bir şekilde ve haksız bir şekilde feshedildiğini iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai, yıllık izin ve ulusal bayram genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesini istemiştir.
Davalı cevabında, benzin istasyonu olan işyerinde davacının asgari ücretle çalıştığını, ihbar ve kıdem tazminatının hesaplanarak ödendiğini, herhangi bir alacağı kalmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, işverence davacıya kıdem ve ihbar tazminatı bordrosu düzenlenerek ödeme yapıldığından iş sözleşmesinin işverence geçerli nedenle feshedildiğinin kabul edildiği gerekçesiyle ödenen miktar mahsup edilerek bakiye kıdem ve ihbar tazminatı ile ödenmeyen fazla çalışma, yıllık izin ve genel tatil ücretlerinden oluşan istemlerin kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir.
4857 sayılı Yasanın 8 inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37 nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt
dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir.
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut olayda, davacı en son net maaşının 1500,00 TL olduğunu iddia etmiş, davalı ise asgari ücret ile çalıştığını savunmuştur. Davacı tanıklarından davacıdan bir yıl önce işten ayrılan M.. G.. davacının 1500,00-1700,00 TL civarlarında maaş aldığını belirtmiş ise de diğer davacı tanıkları bu konuda bilgileri olmadığını bildirmişler, mahkemece de davacının kıdemi ve yaptığı iş gözetilerek alabileceği ücret konusunda herhangi bir araştırma yapılmamıştır. Hükme dayanak yapılan bilirkişi raporunda ise davacının SGK İl Müdürlüğü'ne verdiği dilekçe ekindeki kendisinin hazırladığı belgedeki aylık net (1500,00 TL) ücret aldığı kabul edilerek hesaplama yapılmıştır.
Hal böyle olunca, herhangi bir emsal ücret araştırması yapılmaksızın eksik inceleme sonucu verilen karar doğru değildir. Şu durumda, mahkemece davacının meslekte geçirdiği süre, yaptığı iş, eğitim durumu vs. belirtilerek ilgili meslek odasından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalıve sonucuna göre karar verilmelidir. Bu yönün gözetilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde davalıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının davacıya yükletilmesine, 29/05/2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy