Mahkemesi: Mersin 5. İş Mahkemesi
Tarihi: 29/11/2013
Numarası: 2013/141-2013/494
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine.
2-Davacı vekili, davacı ve davalı arasında 14/05/2011 tarihli tam gün statüde personel iş sözleşmesi adı altında hizmet akdinin kurulduğunu, sözleşmeden kaynaklanan işçilik haklarının (ücret alacağı) tahsili amacı ile 23/11/2012 tarihinde Mersin 2. İcra Müdürlüğü'nün 2012/10357 sayılı takip dosyası ile icra takibine başlandığını, davalının 27/11/2012 tarihinde lehlerine Mersin 2 Asliye Ticaret Mahkemesi 2011/59 Esas sayılı dosyada tedbir kararı olduğundan ve borcun bulunmadığından bahisle borca ve tüm ferilerine itiraz edildiğini öne sürerek icra takibin durdurulması için yapılan itirazın iptalini ve %40'tan aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatının tahsilini talep etmiştir.
Davalı, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davacının 14/05/2011 tarihli iş akti ve SGK kayıtları uyarınca davalı nezdinde çalıştığının sabit olduğu, sunulan belgeler itibariyle davacının alacaklı olduğu ve davalının bu alacakları ödediğini kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın, kabulüne, itirazın iptaline takibin devamına, işin halli yargılamayı gerektirdiğinden davacı yararına tazminat tayinine yer olmadığına, karar verilmiştir.
İflasın açılması, maddi hukuka ilişkin ilişkileri ve hükümleri cebri şekilde etkilediği gibi medeni usul ve icra hukuku kuralları üzerinde de etki meydana getirir. Bu etkilerden biri de görev kurallarında meydana gelen değişikliktir. Görev kurallarındaki değişikliği dava açıldıktan sonra işverenin iflas etmesi hali ve iflas kararı verdikten sonra işçinin işverene dava açması hali bakımından ayrı ayrı incelemek gerekir.
İflasın açılması ile müflisin taraf olduğu hukuk davalarının ikinci alacaklılar toplantısından on gün sonrasına kadar duracağı genel kural ise de, yine bu hükmün müstacel haller, tazminatsız ceza davaları, şeref ve haysiyete tecavüzden ve cismani zararlardan doğan tazminat davaları ile evlenme, ahvali şahsiye veya nafaka davalarının uygulanamayacağı kabul edilmiştir. 2004 sayılı Kanun'un 194. maddesinde ayrık tutulan "Müstacel haller" den maksat, acele görülmesi gereken ve durduğu takdirde verilecek hükmün faydasız kalacağı gerçeğidir. Bu davalarda hakim takdir hakkını kullanarak müstaceliyet kararı vermek suretiyle yargılamaya devam eder. İşçinin alacaklı olduğu iş hukukuna ilişkin bir dava, işçinin sosyal durumu itibariyle 2004 sayılı Kanun'un 194. maddenin gayesine uygun görülerek acele işlerden sayılmalı ve ikinci alacaklılar toplantısı beklenmeksizin yargılamaya devam edilmelidir. Bunun yanında kanunun lafzına göre davacıların müflise karşı davaya devam edeceği izlenimi hasıl olmakta ise de masaya dahil mal ve haklar bakımından müflisin yetkisiz kalması keyfiyeti, kendisinin, müstacel de olsa bu davalara taraf olmaya devam etmesine manidir. Bu durum karşısında birinci alacaklılar toplantısı yapılmış ve iflas idaresi teşekkül etmişse, müstacel davalar ikinci alacaklılar toplantısı beklenmeden iflas idaresine karşı; birinci alacaklılar toplantısı henüz yapılmamış ve işin müstaceliyeti icabı iflas idaresinin seçimini dahi beklemeye durum müsait değilse, bu takdirde iflas idaresi müflisin yerini alarak davaya iflasın açılmasından önce davanın görüldüğü iş mahkemesinde devam olunur. Böylece işçinin alacağının tahsili amacıyla iş mahkemesinde açılan davadan sonra işverenin iflasına karar verilmesi mahkemenin görevini etkilemez ise de, işveren müflisin yerine geçecek olanı etkiler.
İflas kararı verildikten sonra işçi işçilik haklarından doğan alacağının dayanağını ve miktarını iflas idaresine bildirir. Alacaklıların alacaklarını kaydettirmeleri için 2004 sayılı Kanun'un 219/2. maddesinde öngörülen bir aylık sürenin bitiminden sonra, iflas idaresi alacakların doğru olup olmadığını incelemeye başlar. Maddi yönden inceleme sonucu kabul edilen her alacak tespit edilen sıraya göre sıra cetveline kaydedilir. Kabul edilmeyen alacaklar da red sebebleri ile birlikte sıra cetvelinde gösterilir. İflas idaresi 2004 sayılı Kanun'un 232. maddesinde öngörülen sürede düzenlediği sıra cetvelini iflas idaresine verir ve alacaklıları aynı Kanun'un 166/2. maddesindeki usule göre ilan yoluyla haberdar eder. Ayrıca iflas masasına müracaat sırasında tebligatı gösterir adres ve tebligat masrafları için avans yatıranlara sıra cetveli tebliğ edilir. Sıra cetveline itiraz davalarında dava açma süresi, görev ve yetki 2004 sayılı Kanun'un 235. maddesinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre dava açma süresinin ilandan itibaren başlayacağı belirtildikten sonra, ayrıca 2004 sayılı Kanun'un 223/3. maddesi hükmünün saklı olduğu belirtilmiştir. Saklı tutulan hükme göre, iflas masasına müracaat eden alacaklılar tebligatı kabule elverişli adres gösterir, yazı ve tebligat masrafları için avans yatırmışlarsa sıra cetveline itiraz davası açma süresi bu alacaklılar hakkında sıra cetvelinin kendilerine tebliğinden itibaren başlar. Davanın onbeş gün içinde açılması gerekmektedir. Bu süre hak düşürücü süre olup mahkemece kendiliğinden dikkate alınır. 2004 sayılı Kanun'un 235/1. maddesine göre sıra cetveline itiraz davası iflas kararı veren ticaret mahkemesinin bulunduğu yerdeki herhangi bir ticaret mahkemesinde açılabilir. Görevin belirlenmesinde dava değerinin önemi olmadığı gibi, buradaki mahkemenin yetkisi de kamu düzenine ilişkindir.
Bu durum karşısında iş mahkemesinde görülmekte olan, işçi alacaklarına yönelik dava sırasında, işverenin iflası halinde dahi, 2004 sayılı Kanun'un 194. maddesi uyarınca, davaya iş mahkemesinde devam edileceği, işverenin işçi alacaklarına ilişkin dava açılmadan önce iflası halinde ise yukarıda belirtilen şekilde hareket ile alacağın iflas masasına kaydedilmemesi halinde, asliye ticaret mahkemesinde kayıt kabul davası olarak açılması gerekir.
Somut olayda davalı şirkete karşı icra takibi 22.11.2012 tarihinde yapılmış olup, davalı şirket tarafından şirketin 27.11.2012 tarihinde iflasına karar verildiği gerekçesiyle takibin durdurulması talep edilmiş, icra memurluğunca İİK.nun 193. Maddesi gereğince takibin durdurulmasına karar verilmesi üzerine 05.02.2013 tarihinde bu dava açılmıştır. Mersin 2. Asliye Ticaret Mahkemesince 27.11.2012 tarihli karar ile şirketin iflasına karar verildiği, verilen kararın Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 21.06.2013 tarihli kararı ile onandığı ve dosyanın karar düzeltme aşamasında olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, bu davanın açıldığı 05.02.2013 tarihinde ortadan kesinleşmiş bir iflas kararı bulunmamaktadır.
Mahkemece, yapılacak iş; verilen iflas kararının kesinleşip kesinleşmediğini, kesinleşmiş ise iflasın açılıp açılmadığı, açılmış ise ikinci alacaklılar toplantısının yapılıp yapılmadığını araştırmak, iflas idare memurlarına dava dilekçesini duruşma gün ve saatini tebliğ etmek, davalı şirketin iflasına ilişkin dosyanın suretini getirtmek, dava konusu alacaklar eğer itiraz olunmayan sırasına kaydedilmişse davanın konusuz kaldığına karar vermek, aksi taktirde davayı esastan sonuçlandırarak alacağın varlığının tespiti halinde, tahsil şeklinde değil; mükerrer tahsilata yol açılmamak üzere alacakların masaya kaydına şeklinde hüküm oluşturmaktır. Mahkemece hatalı değerlendirme ve eksik inceleme sonucun yazılı şekilde karar verilmiş olması bozma nedenidir.
2-Taraflar arasında davacının ücret alacağı olup olmadığı hususu da uyuşmazlık konusudur.
4857 sayılı İş Kanununun 37 nci maddesine göre, işçiye ücretin elden ya da banka kanalıyla ödenmesi durumunda, ücret hesabını gösteren imzalı ve işyerinin özel işaretini taşıyan “ücret hesap pusulası” verilmesi zorunludur.
Uygulamada çoğunlukla “ücret bordrosu” adı altında belgeler düzenlenmekte ve periyodik ödemelerde işçinin imzası alınmaktadır. Banka aracılığı ile yapılan ödemelerde banka kayıtları da ödemeyi gösteren belge niteliğindedir.
Ücretin ödendiğinin ispatı işverene aittir. Bu konuda işçinin imzasını taşıyan bir ödeme belgesi yeterli ise de, para borcu olan ücretin ödendiğinin tanıkla ispatı mümkün değildir.
4857 sayılı Yasanın 32 nci maddesinde, “Çalıştırılan işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakının özel olarak açılan banka hesabına yatırılmak suretiyle ödenmesi hususunda; tabi olduğu vergi mükellefiyeti türü, işletme büyüklüğü, çalıştırdığı işçi sayısı, işyerinin bulunduğu il ve benzeri gibi unsurları dikkate alarak işverenleri veya üçüncü kişileri zorunlu tutmaya, banka hesabına yatırılacak ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakının, brüt ya da kanunî kesintiler düşüldükten sonra kalan net miktar üzerinden olup olmayacağını belirlemeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığından sorumlu Devlet Bakanlığı müştereken yetkilidir. Çalıştırdığı işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakını özel olarak açılan banka hesapları vasıtasıyla ödeme zorunluluğuna tabi tutulan işverenler veya üçüncü kişiler, işçilerinin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkaklarını özel olarak açılan banka hesapları dışında ödeyemezler” şeklinde kurala yer verilmiştir. Anılan hükme göre, belli koşulların varlığı halinde ödemeler işçi adına açılacak banka hesabına yatırılmalıdır.
Uzun süre ücretlerinin ödenmediği iddiası karşısında, işverence cevap dilekçesinde dayanılmak kaydıyla yemin teklifi hakkının olduğu hatırlatılmalı ve gerekirse bu yönde usulü işlemler tamamlandıktan sonra sonuca gidilmelidir. Dairemizce, çok uzun süre ücret ödenmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu belirtilerek, hakimce resen yemin teklifinde bulunulabileceği de kabul edilmektedir.
Somut olayda; Mahkemece, icra takibine konu edilen 09.10.2012 tarihli A.. A../personele borçlar başlıklı belgeden davalının 54.529,13TL alacaklı olduğu en son Eylül ayı maaşının muhasebeleştirildiği Ekim ayı maaşının davalı tarafından ödendiği ispat edilemediğinden 7.000,00TL Ekim ayı maaşının da eklenmesi ile davacının bakiye alacağının 61.529,13TL olduğu; Mersin 2 İcra Müdürlüğü 2012/10357 sayılı takip dosyasında takip miktarının 60.529.13 TL olduğu ve bu alacağın davacının hak ettiği maaş alacağını geçmediği, davalı mesul Müdür Dr. Yılmaz Güler imzası ve davalının kaşesi ile tasdik edildiğinden sözü edilen evrakın ilamsız icra takibine konu edilebilecek bir belge olduğu kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de; yapılan araştırma eksiktir. Eksik inceleme ile hüküm kurulamaz.
Davacının hangi döneme ilişkin ücret alacağı talebi olduğu netleştirilmediği gibi 30.04.2012-30.10.2012 tarihleri arasındaki döneme ilişkin banka hesap ekstresi de istenmemiş; sadece davacı tarafından icra takibine konu edilen 09.10.2012 tarihli A.. A../personele borçlar başlıklı belge esas alınarak hazırlanan ve ücret alacağının hangi ayda ne kadar eksik ödendiğine ilişkin bilgi içermeyen, denetime elverişli olmayan bilirkişi raporuna itibar edilerek hüküm kurulmuştur.
Mahkemece, davacının çalıştığı dönem belirlenerek, tüm çalışma dönemine ilişkin banka hesap ekstreleri getirtilmeli, bundan sonra denetime elverişli rapor aldırılarak davacının ücret alacağı olup olmadığı ve varsa miktarı yukarıdaki ilkeler doğrultusunda belirlenmeli sonucuna göre bir karar verilmelidir. Bu husus gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup ayrı bir bozma nedenidir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine 12.05.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.