Mahkemesi : Çaycuma 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
(İş Mahkemesi Sıfatıyla)
Tarihi : 10/04/2013
Numarası : 2009/283-2013/576
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine.
2-Davacı vekili; davacının iş akdinin, davalı işyerinin Çaycuma ve Devrek Şubelerinin birleştirilmesi sebebi ile elaman fazlalığı gerekçe gösterilerek, işyeri müdüresi olan Ayça Köken tarafından 15/06/2009 tarihi itibariyle feshedildiğinin kendisine bildirildiğini öne sürerek kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla çalışma, hafta tatili ve yıllık izin alacağı, gecikme zammı, kötü niyet tazminatı ücret alacaklarının tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının iş akdinin üç gün üst üste işe izinsiz ve mazeretsiz olarak gelmemesi üzerine İş Kanunun 25-2(g) bendi gereği feshedildiğini, davacının hiçbir alacağının bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davalı tarafından, davacının 15,16,17 Haziran 2009 tarihlerinde, izinsiz ve mazeretsiz olarak işe gelmediğine dair tutanak tanzim edildiği, ancak tutanak mümzilerinin davacı ile aynı şube personeli olduğunun davalı tarafça kanıtlanamadığı, davacının iş akdinin davalı tarafça haklı neden olmaksızın tek taraflı, bildirimsiz feshedildiği, kullanmadığı 14 gün karşılığı yıllık izin ücretinin talep koşullarının oluştuğu, davacının %30 hakkaniyet indirimli fazla çalışma ücreti talep koşullarının oluştuğu; davacının hafta tatili ücret alacağı, gecikme zammı alacağı ve kötü niyet tazminatı talep koşullarının ise oluşmadığı, ıslah talebi ile bağlı kalınmak gerektiği gerekçesiyle davanın, kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkemece istemin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu "eksik bir borç" haline dönüştürür ve "alacağın dava edilebilme özelliği"ni ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
4857 sayılı Kanundan daha önce yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasada ücret alacaklarıyla ilgili olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 sayılı İş Kanunun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Ancak bu Kanundan önce tazminat niteliğinde olmayan, ücret niteliği ağır basan işçilik alacakları, Borçlar Kanununun 126/1 maddesi (6098 Sayılı TBK 147) uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir.
818 Sayılı Borçlar Kanununun 128'inci maddesinde zamanaşımının nasıl hesaplanacağı belirtilmiştir. Bu maddenin birinci fıkrası, zamanaşımının alacağın muaccel olduğu anda başlayacağı kuralını getirmiştir. Aynı yönde düzenleme 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 151 inci maddesinde yer almaktadır.
Borçlar Kanunun 131'inci maddesi gereğince, asıl alacak zamanaşımına uğradığında faiz ve diğer ek haklar da zamanaşımına, uğrar. Diğer bir deyişle faiz alacağı asıl alacağın tabi olduğu zamanaşımına tabi olur. Türk Borçlar Kanunu’nun 152'nci maddesi de aynı doğrultudadır.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7'nci maddesinde, İş Mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447'nci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir.
Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def'i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319 uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı defi cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı definin iler sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk
2014/4121 3
Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir.
Cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmemiş ya da süresi içinde cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı defi davacının açık muvafakati ile yapılabilir.
1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz.
Zamanaşımı definin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür (Yargıtay HGK. 04.06.2011 gün 2010/ 9-629 E. 2011/ 70. K).
Somut olayda, davalı ıslaha karşı zamanaşımı definde bulunmuştur. Hükme esas alınan bilirkişi ek raporunda, 19.12.2011 tarihli celsede ıslah dilekçesinin davalıya tebliğ edildiğini, ancak bu celsede zamanaşımı definde bulunulmadığını, bu celseden ve henüz ıslah bile yapılmadan önce rapora itiraz dilekçesinde yapılan zamanaşımı definin ise usulüne uygun olmadığını belirterek ıslaha karşı zamanaşımı definin dikkate alınamayacağı görüş olarak belirtilmiş, Mahkemece de bilirkişi görüşüne itibar edilerek ıslaha karşı zamanaşımı defi dikkate alınmadan hüküm kurulmuştur.
Islah 01.12.2011 tarihinde yapılmış, ıslah dilekçesi davalıya 19.12.2011 tarihli celsede elden tebliğ edilmiştir. Davalı, 19.12.2011 tarihli celseden önce sunduğu bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde ıslah yapılması halinde zamanaşımı definde bulunduklarını beyan etmiştir. 19.12.2011 tarihli celsede ise rapora ilişkin beyanlarını tekrar ettiğini belirtmiş, ıslaha karşı beyanda bulunmak için ayrıca süre istemiştir. Mahkemece ıslaha karşı beyanda bulunması için davalıya 3 gün kesin süre verilmiş olup davalı tarafça süre geçtikten sonra 29.12.2011 tarihinde ıslaha karşı zamanaşımı definde bulunulduğu ve ıslahtan önce yapılan zamanaşımı definin ise usulüne uygun olmadığı gerekçesiyle ıslaha karşı zamanaşımı defi dikkate alınmamıştır. Ne var ki, davacı 19.12.2011 tarihli celsede rapora karşı beyanlarını tekrar etiğini belirttiğinden zamanaşımı itirazının süresinde olduğunun kabulü gerekirken davalının ıslaha karşı zamanaşımı definin dikkate alınmamış olması hatalı olup bozma nedenidir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 26.05.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy