Mahkemesi : Gümüşhane Asliye Hukuk Mahkemesi(İş Mahkemesi Sıfatıyla)
Tarihi : 21/11/2013
Numarası : 2012/420-2013/455
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı, 01.12.2011-16.02.2012 tarihleri arasında davalı firma ile yapmış oldukları belirli süreli iş akdi çerçevesinde çalıştığını, iş akdinin davalı tarafından ihtar çekilmek suretiyle fabrika kurulmadığı, proje onayı alınmadığı ve fiilen bir çalışma yapılmadığı gerekçesi ile sonlandırıldığını bildirerek haksız fesih tazminatı ve manevi tazminat ile ücret alacaklarının tahsilini talep etmiştir.
Davalı, davacının pestil ustası olduğunu ve pestil fabrikasının bazı nedenlerden dolayı kurulmadığını, bu sebeple davacının hiç bir çalışması olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Uyuşmazlık taraflar arasındaki ilişkinin belirli süreli iş sözleşmesinin unsurlarını taşıyıp taşımadığı ve buna bağlı olarak da davacının bakiye süre ücretine hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır.
Belirli süreli iş sözleşmesinden söz edilebilmesi için sözleşmenin açık veya örtülü olarak süreye bağlanması ve bunun için objektif nedenlerin varlığı gerekir.
Fesih tarihinde yürürlükte bulunan mülga Borçlar Kanununun 338 inci maddesinde, “Hizmet akdi, muayyen bir müddet için yapılmış yahut böyle bir müddet işin maksut olan gayesinden anlaşılmakta bulunmuş ise, hilafı mukavele edilmiş olmadıkça feshi ihbara hacet olmaksızın bu müddetin müruriyle, akit nihayet bulur” kuralı mevcuttur. Anılan hükme göre tarafların belirli süreli iş sözleşmesi yapma konusunda iradelerinin birleşmesi yeterli görüldüğü halde, 1475 sayılı Yasa uygulamasında, Yargıtay kararları doğrultusunda belirli süreli iş sözleşmelerine sınırlama getirilmiş ve sürekli yenilenen sözleşmeler bakımından ikiden fazla yenilenme halinde, sözleşmenin belirsiz süreli hale dönüşeceği kabul edilmiştir
İş güvencesi hükümlerinin yürürlüğe girmesiyle belirli - belirsiz süreli iş sözleşmesi ayrımının önemi daha da artmıştır.
4857 sayılı İş Kanununun 11 inci maddesinde “İş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılmadığı halde sözleşme belirsiz süreli sayılır. Belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi belirli süreli iş sözleşmesidir. Belirli süreli iş sözleşmesi, esaslı bir neden olmadıkça, birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamaz. Aksi halde iş sözleşmesi başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edilir. Esaslı nedene dayalı zincirleme iş sözleşmeleri, belirli süreli olma özelliğini korurlar” şeklinde düzenleme ile bu konudaki esaslar belirlenmiştir. Borçlar Kanunundaki düzenlemenin aksine iş ilişkisinin süreye bağlı olarak yapılmadığı hallerde sözleşmenin belirsiz süreli sayılacağı vurgulanarak ana kural ortaya konulmuştur.
Sözü edilen normatif dayanaklar uyarınca, işçinin niteliğine göre sözleşmenin belirli ya da belirsiz süreli olarak değerlendirilmesi imkânı ortadan kalkmıştır. Buna karşın, yapılan işin niteliği belirli süreli iş sözleşmesi yapılabilmesi için önem arzetmektedir. Yasada belirlisüreli işlerle, belirli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak “belirli süreli iş sözleşmesi” yapılabilecektir.
Somut olayda tarafların 01.12.2011 tarihli ve 5 yıl süreli, davacının pestil ustası olarak çalışacağını ön gören iş sözleşmesi imzalandığı anlaşılmaktadır. Yukarıda yazılı ilkeler çerçevesinde, taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesinde her ne kadar "belirli süreli iş sözleşmesi" yazıyor ise de davacının yapacağı iş ve çalışma koşulları dikkate alındığında davacı ile davalı arasında belirli süreli iş sözleşmesi yapılmasını gerektirir objektif bir neden bulunmamaktadır. Bu sebeple taraflar arasında ki iş sözleşmesinin belirli süreli iş sözleşmesi olarak nitelendirilmesi ve buna bağlı olarak da bakiye süre alacağı talebinin kabul edilmesi mümkün olmayıp, mahkemece bu hususlar gözetilmeden bakiye süre alacağı talebinin reddi gerekirken kabulüne karar verilmiş olması hatalı olup bozma nedenidir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 04.06.2014 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy