Mahkemesi :Trabzon 2. İş Mahkemesi
Tarihi :11/03/2014
Numarası :2013/65-2014/108
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Davacı, davalıya ait bujiteri işyerinde 01.10.1987 tarihinden 30.09.2005 tarihine kadar kesintisiz olarak çalıştığını, aynı işyerinde A. B.., H.. B.. ve bu kişilerin oğulları olan O. B.. işverenliğinde, son olarak da davalı M. B.. işverenliğinde çalışmasını kesintisiz olarak sürdürdüğünü, davalının 30.09.2005 tarihinde davacının 12 yaşındaki kızı E.G.., davalının annesinin eğitim kurumu olan F. B.. eğitim kurumlarına vermemesi üzerine, davacının ruh dengesini ve psikolojisini bozacak şekilde şiddetli baskı uygulayarak, çeşitli belge ve senet imzalatarak, boş kağıtlara imzasını alarak, işçilikten doğan hiçbir hakkını ödemeyerek iş akdini haksız fesih ettiğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin, fazla çalışma, ulusal bayram genel tatil ve hafta tatili ücreti alacaklarının tahsilini istemiştir.
Davalı, davacının, ikame ettiği iş bu davanın haksız ve mesnetsiz olduğunu, zira davacının hakkettiğinden fazlasını alıp işi kendisinin bıraktığını, davacının davalı işyerini aralarındaki güven sonucu yıllardır kendisinin işlettiğini, dolayısı ile davacının maaşını fazla mesaisini ve hakkettiği tüm alacaklarını kendi kendisine verdiğini, davalının iş yoğunluğu nedeni ile Trabzon'dan ayrılıp İstanbul’da ikamet ettiğini, davalı işyeri ile bu sebeple ilgilenemediğini, davacıya olan güveni nedeni ile davalı işyerini ve deposunu mal dolu şekilde ve borçsuz olarak emanet ederek bıraktığını, ancak davacının bugüne kadar kazançlarının hiçbirisini davalıya vermediğini, davacının bir kooperatife ev almak için 30.000,00 TL vermesi, villa kiralayıp oturması, lüks araba satın alması ve davacının memleketi olan Sürmene’de dayalı döşeli daire satın alması ve şahsı adına Akbank Mumhane Şubesinde 7375639-0 nolu hesabı açarak, bu hesaplarda harcamalar yaptığını tespit etmesi üzerine, davacıya bir araya gelip dükkanın kendi sorumluluğunda bulunduğu döneme ilişkin gelir-gider hesabını yapmak üzere çağırdığını, bunun üzerine davacının bir yerde işi olduğunu bahane etmek sureti ile gittiğini ve bir daha dönmediğini, bunun üzerine davalının, komşu esnaf ve davacının kayınpederinin de bulunduğu şekilde mal sayımı yaptığını, sayım sonucu dükkanın durumunun, depo ile birlikte içindeki malların, dükkan borçlarının üçte birini karşılamayacak halde olduğunu, zira dükkanın borca batık bir halde olduğunu, davalının bilahare dükkanı kendi dükkanı gibi çalıştırdığını ve kendine ait harcamalarda bulunduğunu itiraf ettiğini bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporu ile davacının sanık olarak yargılandığı Trabzon 1. Asliye Ceza Mahkemesine ait 2007/227 E. sayılı dava dosyasında; ceza yargılamasının tüm aşamalarında sanık davacının savunma ve beyanlarında; resmi olarak katılan davalının babası adına kayıtlı olan dükkanın işletmesini 1983 yılında devraldığını, kendisinin söz konusu işyerinde sigortalı olarak gösterilmesine rağmen aslında dükkanın işletmesini kendisinin yürüttüğünü, katılan davalı ile bir ortaklığının olmadığını, dükkanın işletme hakkını gayri resmi olarak kendisine devredildiğini, 1983 yılından itibaren dükkana giren ve çıkan malda bir haklarının bulunmadığını, katılana aylık veya yıllık belli bir kira veya kar payı adı altında ödeme yaptığını beyan ettiği, bir kısım tanıkların da aynı yönde beyanda bulundukları, katılanın bu davanın davalısı, sanığının ise davacı olduğu, ceza dosyasında mahkemece ''davacı ile davalı arasında işçi işveren ilişkisinin varlığının tespit edilemediği'' gerekçesiyle sanık davacının beraatine karar verildiği, kararın Yargıtay incelemesinden de geçerek kesinleştiğinin anlaşıldığı, her ne kadar ceza mahkemesinin beraat kararının hukuk mahkemesini bağlamayacağı bilinmekte ise de ceza mahkemesince varlığı kabul edilen maddi vakıaların bağlayıcı olduğu, bu itibarla davacının sanık olarak yargılandığı Trabzon 1.Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/227 E. sayılı dava dosyasında aşamalarındaki savunmaya yönelik beyanları ile tanık anlatımları ve anılan mahkeme kararının gerekçesi nazara alındığında davacı ile davalı arasında , işçi-işveren ilişkisinin bulunmadığı, bu itibarla davacının dava konusu ettiği işçilik alacaklarından da söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve bu bağlamda iş mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununun 1 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4 üncü maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanunun uygulanacağı belirtilmiştir.
Kanunun 2 nci maddesinde bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişi işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişi ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar işveren olarak tanımlanmıştır. İşçi ve işveren sıfatları aynı kişide birleşemez.
Yasanın 8 inci maddesinin birinci fıkrasına göre iş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. Ücret, iş görme ve bağımlılık iş sözleşmesinin belirleyici öğeleridir.
İş sözleşmesini eser ve vekâlet sözleşmelerinden ayıran en önemli ölçüt bağımlılık ilişkisidir. Her üç sözleşmede, iş görme edimini yerine getirenin iş görülen kişiye (işveren-eser sahibi veya temsil edilen) karşı ekonomik bağımlılığı vardır.
İş sözleşmesini belirleyen ölçüt hukukî-kişisel bağımlılıktır. Gerçek anlamda hukukî bağımlılık işçinin işin yürütümüne ve işyerindeki talimatlara uyma yükümlülüğünü içerir. İşçi edimini işverenin karar ve talimatları çerçevesinde yerine getirir. İşçinin işverene karşı kişisel bağımlılığı ön plana çıkmaktadır. İş sözleşmesinde bağımlılık unsurunun içeriğini, işçinin işverenin talimatlarına göre hareket etmesi ve iş sürecinin ve sonuçlarının işveren tarafından denetlenmesi oluşturmaktadır. İşin işverene ait işyerinde görülmesi, malzemenin işveren tarafından sağlanması, iş görenin işin görülme tarzı bakımından iş sahibinden talimat alması, işin iş sahibi veya bir yardımcısı tarafından kontrol edilmesi, işçinin bir sermaye koymadan ve kendine ait bir organizasyonu olmadan faaliyet göstermesi, ücretin ödenme şekli, kişisel bağımlılığın tespitinde dikkate alınacak yardımcı olgulardır. Bu belirtilerin hiçbiri tek başına kesin ölçüt teşkil etmez. İşçinin işverenin belirlediği koşullarda çalışırken kendi yaratıcı gücünü kullanması ve işverenin isteği doğrultusunda işin yapılması için serbest hareket etmesi bağımlılık ilişkisini ortadan kaldırmaz. Çalışanın işyerinde kullanılan üretim araçlarına sahip olup olmaması, kâr ve zarara katılıp katılmaması, karar verme özgürlüğüne sahip bulunup bulunmaması bağımlılık unsuru açısından önemlidir.
İş sözleşmesinde işçi işveren için belirli veya belirsiz süreli olarak çalışır. Vekâlet sözleşmesinde ise vekil kural olarak uzmanlığı bakımından iş sahibinin talimatları ile bağlı değildir. İş sözleşmesinin varlığı ücretin ödenmesini gerektirir. Oysa vekâlet için ücret zorunlu bir öğe değildir. Vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümlerde iş sözleşmesinin aksine sosyal nitelikte edimlere ve koruma yükümlülüklerine rastlanmaz. Vekil bağımsız olarak iş görür, bu nedenle faaliyetini sürdüreceği zamanı belirlemede kısmen de olsa serbestliğe sahiptir. Bütün zamanını tek bir müvekkile özgülemek zorunda olmayan vekil, farklı kişilerle vekâlet sözleşmeleri yapabilir. Ekonomik olarak tek bir işverene bağımlı değildir.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1 inci maddesine göre, iş mahkemelerinin görevi “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi”dir. İşçi sıfatını taşımayan kişinin talepleriyle ilgili davanın, iş mahkemesi yerine genel görevli mahkemelerde görülmesi gerekir.
Somut olayda; Mahkemece taraflar arasında işçi işveren ilişkisi olmadığı, davacının dava konusu ettiği işçilik alacaklarından da söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de Mahkemece işçi işveren ilişkisi olmadığının kabul edilmesi nedeniyle davaya bakma görevinin genel mahkemelere ait olduğu, bu nedenle görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeksizin davanın esasına girilerek reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 24/09/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy