Mahkemesi : Mut Asliye Hukuk Mahkemesi(İş Mahkemesi Sıfatıyla)
Tarihi : 03/10/2013
Numarası : 2012/257-2013/651
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Davacı, davalı işyerinde kaynakçı-tornacı olarak çalışırken iş akdinin işveren tarafından sonlandırıldığından bahisle fazla mesai ve ulusal bayram ve genel tatil alacaklarının ödetilmesini istemiştir.
Davalılar, davacının tüm haklarının ödendiğini ve kendisinden ibraname alındığını, hiçbir alacağı olmadığını savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, dosyaya sunulan ibranameye göre davacının tüm alacağını aldığı ve davalıyı ibra ettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Türk Hukukunda ibra sözleşmesi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, kabul edilen Yasanın 132 inci maddesinde “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” şeklinde kurala yer verilmiştir.
İş ilişkisinde borcun ibra yoluyla sona ermesi ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde öngörülmüştür. Sözü edilen hükme göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması gerekir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren bir ay içinde yapılan ibra sözleşmelerine geçerlilik tanınmayacağı bildirilmiştir. Aynı maddede, alacağın bir kısmının ödenmesi şartına bağlı ibra sözleşmelerinin (ivazlı ibra), ancak ödemenin banka kanalıyla yapılmış olması halinde geçerli olacağı öngörülmüştür. 4857 sayılı İş Kanununun 19 uncu maddesinde, feshe itiraz bakımından bir aylık hak düşürücü süre öngörülmüş olmakla, feshi izleyen bir ay içinde işçinin işe iade davası açma hakkı bulunmaktadır. Bu noktada feshi izleyen bir aylık süre, işçinin eski işine dönüp dönmeyeceğinin tespiti bakımından önemlidir. O halde feshi izleyen bir aylık sürede işverenin olası baskılarını azaltmak, iş güvencesinin sağlanması için de gereklidir. Geçerli ve haklı neden iddialarına dayanan fesihlerde dahi ibraname düzenlenmesi için feshi izleyen bir aylık sürenin beklenmesi gerekir. Bir aylık bekleme süresi kısmi ibra açısından işçinin bir kısım işçilik alacaklarının ödenmesinin bir ay süreyle gecikmesi anlamına gelse de temelde işçi yararına bir durumdur. Hemen belirtelim ki bir aylık bekleme süresi ibra sözleşmelerinin düzenlenme zamanı ile ilgili olup ifayı ilgilendiren bir durum değildir. Başka bir anlatımla işçinin fesih ile muaccel hale gelen kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve izin ücreti gibi haklarının ödeme tarihi bir ay süreyle ertelenmiş değildir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun değinilen maddesinde, işverence yapılacak olan ödemelerin banka yoluyla yapılması zorunluluğunun getirilmesi, ibranamenin geçerliliği noktasında sonuca etkilidir. Ancak banka dışı yollarla yapılan ödemelerde de borç ibra yerine tamamen veya kısmen ifa yoluyla sona ermiş olur.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri için yasal koşulların varlığı aranmalıdır. Ancak 6098 sayılı Borçlar Kanununun yürürlükte olmadığı dönemde imzalanan ibranamenin geçerliliği sorunu, Dairemizin konuyla ilgili ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. İbranamenin feshi izleyen bir aylık süre içinde düzenlenmesi ve ödemelerin banka kanalıyla yapılmamış oluşu 01.07.2012 tarihinden önce düzenlenen ibra sözleşmeleri için geçersizlik sonucu doğurmaz.
Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir. Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz .
Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır .
İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir. Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir.
İbraname savunması, hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir(Yargıtay HGK .27.1.2010 gün 2009/9-586 E,2010/31 K.)
Somut olayda, davacının, tarihsiz, ama 02.09.2010 tarihinde ya da sonrasında düzenlendiği içeriğinden anlaşılan ve imzasını taşıyan ibraname ile, kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin ücretinin ödendiğini, fazla çalışma alacağı olarak 226,00 TL’yi, ulusal bayram ve genel tatil alacaklarının tamamını aldığını beyan ederek tüm alacaklarından feragat ettiğini, işvereni ibra ettiğini bildirdiği anlaşılmaktadır. Ancak, davacı vekili, 2.11.2012 tarihli dilekçesi ile, ibranamede yazılı miktarları aldığını ve bunların dava konusu yapılmadığını, ancak miktar yazılı olmayan alacaklar için hiçbir ödeme yapılmadığını beyan etmiştir.
İbranamede, ulusal bayram ve genel tatil alacaklarının tamamının ödendiğinin bildirilmesine rağmen, bordo ile bazı aylarda ulusal bayram genel tatil alacağının ödemesi yapılsa da, tanık beyanlarından, ödeme yapılamayan genel tatil günlerinde de çalışma yapıldığı anlaşılmaktadır. Yine, davalılar, fazla çalışma ücretlerinin tamamının ödendiklerini savunmasına rağmen, sunulan ücret bordrolarının bir kısmında yapılmış bir ödemenin bulunmadığı ve tanık beyanları ile ödemesi yapılan süreden daha çok, fazla çalışma yapıldığının ispatlanmasına göre, ibraname, davalının savunması ve gerçek çalışma koşulları ile çelişmektedir. Bu durumda, ibranameye, makbuz olarak değer verilip, sadece ödenen 226.00 TL fazla çalışma ücretinin, bilirkişi tarafından hesaplanan meblağdan mahsubu ile, geri kalan fazla mesai ve ulusal bayram ve genel tatil alacakların ödetilmesine karar verilmesi gerektiği düşünülmeden hatalı yorum ile yazılı şekilde davanın reddine dair hüküm kurulması isabetsiz olup bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine 23.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy