Mahkemesi : Dörtyol 1. İş Mahkemesi
Tarihi : 20/02/2014
Numarası : 2012/329-2014/56
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalının, aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine
2-Davacı, davalı işyerinde forklift operatörü olarak çalışırken iş akdinin işveren tarafından haksız olarak sonlandırıldığından bahisle kıdem ve ihbar tazminatı ile bazı işçilik alacaklarının ödetilmesini istemiştir.
Davalı, davacının kendi işçisi olmadığını, davanın husumetten reddi gerektiğini, alacaklardan sorumlu tutulmaması gerektiğini, tüm haklarının ödendiğini hiçbir alacağı olmadığını savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, iş akdinin haklı nedenle sona erdirildiğinin davalı tarafından ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davacının işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konularında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu "eksik bir borç" haline dönüştürür ve "alacağın dava edilebilme özelliği"ni ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
4857 sayılı Kanundan daha önce yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasada ücret alacaklarıyla ilgili olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 sayılı İş Kanunun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Ancak bu Kanundan önce tazminat niteliğinde olmayan, ücret niteliği ağır basan işçilik alacaklar, Borçlar Kanununun 126/1 maddesi (6098 Sayılı TBK 147) uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7 nci maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447 inci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir.
Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def'i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319 uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı defi cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı definin iler sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir.
Cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmemiş ya da süresi içince cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı defi davacının açık muvafakati ile yapılabilir.
1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz.
Zamanaşımı definin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür (Yargıtay HGK. 04.06.2011 gün 2010/ 9-629 E. 2011/ 70. K.).
Somut olayda, davalı vekili 24.10.2012 tarihli süre uzatım talepli ilk cevap dilekçesinde süresi içinde zamanaşımı ve husumet itirazında bulunmuş ve ek süre talep etmiş; daha sonra verdiği cevap dilekçesinde, zamanaşımı hususuna değinmemiştir. Dosyanın yapılan yargılamasında, ilk dilekçe, gerek hesaplamayı yapan bilirkişinin gerekse mahkemenin gözünden kaçmış ve sanki davalının cevap dilekçesinde zamanaşımı savunması yokmuş gibi kabul edilerek hesaplama yapılmıştır.
Yine, davalı vekili davacının yaptığı ıslah üzerine süresi içinde UYAP sistemi üzerinden, ıslah edilen miktar yönünden zamanaşımı savunmasında bulunmuş, bunun üzerine 3.12.2012 tarihli 4. Celsede “davalı vekilinin ıslaha karşı yaptığı zamanaşımı itirazı nedeniyle bilirkişiden ek rapor alınmasına” karar verilmiş, ücret takdiri dahi yapılmıştır. Daha sonraki celsede, davacı vekilinin bu beyan dilekçesine karşı muvafakatı sorularak, muvafakatının olmadığına dair beyanı üzerine, ara kararından dönülerek, sebebi anlaşılamaz bir şekilde, aynı mahkemenin 2012/350 ve 2012/348 esas sayılı dosyalarında bu itirazlar kabul edilip buna göre bilirkişiden ek rapor alınmasına rağmen bu dosyada, elektronik imza ile imzalanmamış olması ve ıslak imzalı aslının da süresinde sunulmaması nedeniyle zamanaşımı savunmasının süresinde yapılmadığı kabul edilerek talebin reddine karar vererek hüküm kurulmuştur. .
Uyap sistemi üzerinden taraf vekillerinin beyan dilekçeleri vermeleri ve bu dilekçelerinin mahkeme işlemlerine esas alınması; ilgili sistemin kurulmasının asıl amaçlarından biri olup yargılamanın hızlandırılması, usul ekonomisi ilkesinin hayata geçirilmesi ve adil yargılanma hakkının bir uzantısı olarak düzenlenmiştir. Mahkemece, diğer iki dosyada geçerli kabul edilen bir hususun, bu dosyada kabul edilmemesi, kendi içinde çelişkili ve tutarsız bir durum olmuştur. Verilen dilekçenin ilgili dosyaya ait olduğu konusunda bir ihtilaf bulunmamaktadır ve ıslak imzalı sureti de, itirazı takip eden ilk celsede mahkemeye sunulmuştur. Bu durumda yapılacak şey, davalı vekilinin hem ilk cevap dilekçesi ile hem de ıslah ile artılan miktar yönünden süresi içinde yapılan zamanaşımı def’ini dikkate alarak yeniden bilirkişi incelemesi yaptırmak ve çıkacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.
O halde davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ:Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde, davalıya iadesine, 9.6.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy