Mahkemesi : Alanya İş Mahkemesi
Tarihi : 23/01/2014
Numarası : 2012/307-2014/32
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1- Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2- Davacı davalı işyerinde 15/05/2003 - 30/04/2012 tarihleri arasında kuyumculukla iştigal eden davalının İstanbul'daki işlerinin yürütülmesini yaptığını, iş akdinin davalı tarafından haksız şekilde sonlandırıldığını bildirerek kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin, fazla mesai ve genel tatil ücreti alacaklarının tahsilini talep etmiştir.
Davalı, davacının tüm hakları ödenmek suretiyle iş akdinin sonlandırıldığını ve başka bir alacağının da olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece davacının yıllık izin ücreti alacağı dışındaki tüm taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Taraflar arasında davacının aldığı ücretin miktarı hususunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir.
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından ve özellikle ilgili meslek odasından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut olayda davacı 2.816,00 TL. net aylık ücret aldığını iddia etmiş, davalı ise asgari ücret ödendiğini savunmuştur. Mahkemece Alanya Ticaret ve Sanayi Odasından alınan emsal ücret araştırması hükme esas alınarak davalı savunması doğrultusunda hüküm kurulmuştur. Ancak davacı İstanbul'da kuyumcu temsilcilisi olarak çalışıyor olup, davalı şirkette 9 yıla yakın kıdemi bulunmaktadır. Böyle bir işte asgari ücret ile çalışmak hayatın olağan akışına aykırıdır. Davacının alabileceği ücret davacının kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri belirtilmek suretiyle İstanbul Kuyumcular Odasına veya İstanbul'da bulunan emsal bir meslek kuruluşuna sorularak sonucuna göre karar vermek gerekirken eksik araştırma ile davalı savunması doğrultusunda hüküm kurulmuş olması hatalı olup bozma nedenidir.
3- Taraflar arasında yargılama esnasında tahkikat aşamasının bitirildiği bildirilip sözlü yargılama aşamasına geçilmeden karar verilmek suretiyle davacıya davasını ıslah etme fırsatı verilmeyerek, davacının savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 184 ve 186 maddelerinde tahkikat ve sonlandırılmasına yönelik olarak; hâkimin, tarafların iddia ve savunmalarıyla toplanan delilleri inceledikten sonra, duruşmada hazır bulunan taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için söz vereceği, tarafların tahkikatın tümü hakkındaki açıklamalarından sonra, tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığını görürse, tahkikatın bittiğini taraflara tefhim edeceği , tahkikatın bitiminden sonra, sözlü yargılama ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet edeceği, taraflara çıkartılacak olan davetiyede, belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususu bildirilerek, taraflara son sözlerinin sorulmasından sonra hüküm verileceğine dair düzenleme getirilmiştir.
Somut olayda mahkemece 23.01.2014 tarihli celsede dosyanın bilirkişiden döndüğü, raporların taraflara tebliğ edildiği, tarafların rapora ilişkin itirazlarının içerir dilekçe verdikleri tespiti yapıldıktan sonra taraflara söz verilmiş ve bunun akabinde yargılamaya son verildiği bildirilmiştir. 6100 sayılı HMK. 184/1. maddesinde “Hâkim, tarafların iddia ve savunmalarıyla toplanan delilleri inceledikten sonra, duruşmada hazır bulunan taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için söz verir.” hükmü düzenlenmiş olup, bu madde ayrıca savunma hakkının HMK' daki karşılığı olan hukuki dinlenilme hakkını düzenleyen 6100 sayılı HMK 27. madde ile de bağlantılıdır. Mahkemece taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapılması için söz verilmeden, bununla bağlantılı olarak da davacıya davasını ıslah etme fırsatı sunulmadan, sözlü yargılama ve hüküm aşamasına geçilmeksizin 6100 sayılı HMK 184,186 ve 27. maddelerine aykırı olarak hüküm verilmiş olması hatalı olup, diğer bir bozma nedenidir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 25.06.2014 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy