Mahkemesi : Sakarya İş Mahkemesi
Tarihi : 07/03/2013
Numarası : 2011/404-2013/179
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalın aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı vekili davacının davalıya ait işyerinde çalıştığını, emekli olarak işten ayrıldığını, sendika üyesi olup Toplu İş Sözleşmesinden yararlanmasına rağmen davacının kıdem tazminatının TİS hükümleri dikkate alınmadığından eksik ödendiğini, ücret zamlarının eksik yansıtıldığını, giyim, bayram, izin yardımı, ikramiye alacaklarının, bayram çalışmalarının, kullanmadığı 2006- 2007- 2008- 2009- 2010 yıllarına ait izin ücretlerinin ödenmediğini iddia ederek fark kıdem tazminatı ile bazı işçilik alacaklarının tahsilini istemiştir.
Davalı vekili davacıya haklarının ödendiğini, ikramiyenin ise 2002 yılından sonra ödenmediğini, alacaklarının zaman aşımına uğradığını beyanla davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece toplanan delillere ve alınan ikinci bilirkişi raporuna itibar edilerek davanın kısmen kabülüne karar verilmiştir.
Taraflar arasında, davacının yıllık izinlerini kullanıp kullanmadığı ve kullandığı yıllık izin ücretlerinin ödenip ödenmediği ihtilaflıdır.
Davacı vekili davacının 2006-2007-2008-2009-2010 yıllarına ait izinlerini kullanmadığını, ücretlerinin de ödenmediğini iddia etmiştir.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının hizmet süresine göre hakettiği yıllık izin süresi tespit edilmiş, bundan kullandığı yıllık izin süresi mahsup edilerek kullanmadığı bakiye 528 gün için yıllık izin ücreti hesap edilmiş, mahkemece bu miktar hüküm altına alınmış ise de, davacı vekili dava dilekçesinde davacının kullanmadığı 2006-2007-2008-2009-2010 yıllarına ait izin ücretlerinin ödenmediğini belirterek talebini sınırlamıştır. Bu hale göre 2006-2008 dönemine ait TİS de getirtilmeli, davacının 2006-2007-2008-2009-2010 yıllarına ait toplam yıllık izin süresi belirlenmeli, sunulan yıllık izin belgeleri arasında bu yıllara ait kullandığı yıllık izin varsa mahsup edilerek bakiye yıllık izin ücreti hesap edilerek davalıdan tahsiline karar verilmelidir. 6100 sayılı HMK'nun 26.maddesine aykırı biçimde talep aşılarak yapılan hesaplamaya itibarla karar verilmesi hatalı olmuştur.
3-Davacı vekili davacının bayramlarda çalıştığını iddia ederek milli bayram ve genel tatil ücretinin tahsilini talep etmiştir.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda takdir mahkemeye bırakılarak tüm tatil günlerinde çalıştığı kabulle milli bayram ve genel tatil ücreti hesap edilmiştir.
Milli bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını iddia eden işçi iddiasını ispatla yükümlüdür.
Milli bayram ve genel tatil günlerinde çalışıldığının ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları, yazılı delil niteliğindedir. Ancak, sözü edilen çalışmanın bu tür yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda takdir mahkemeye bırakılarak davacının tüm tatil günlerinde çalıştığı kabulle milli bayram ve genel tatil ücreti hesap edilmiştir.
Davacı tanıkları bayramda mesai ücretlerinin ödenmediğini beyan etmişlerdir.
Davalı Belediye'nin kamu kurumu olması, tüm iş ve işlemlerinin kayıt altında tutulmasının gerekliliği karşısında öncelikle davalı işverenden istek dönemini kapsar şekilde imza föyleri, çalışma çizelgeleri, puantajlar gibi davacının mesai düzenini ve çalıştığı günleri tespit etmeye yarayacak yazılı belgeler celbedilmeli, davacının milli bayram ve genel tatillerde çalışıp çalışmadığı kayden tespit edilmeli, başka bir anlatımla davalının tuttuğu kayıtlara göre ödenmesi gereken alacak varsa hüküm altına alınmalıdır. Aksi halde soyut tanık anlatımları davacının iddiasını ispata yeterli olmadığından talebin reddine karar verilmelidir.
4-Anayasanın 141'nci maddesi uyarınca, yargı kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerekir. Bu husus 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297'nci maddesinde de hüküm altına alınmıştır. Anılan anayasal ve yasal düzenlemeler gereğince yargıcın, tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri kararda göstermesi zorunludur. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır . Sadece bilirkişi raporuna atıfla karar yazılması usul ve yasaya ayrıkı olup bozma nedenidir.
Yapılacak iş, yukarıda yazılı 2, 3 ve 4 numaralı bozma nedenleri konusunda ek hesap raporu alıp bir değerlendirmeye tabi tuttuktan sonra çıkacak sonuca göre karar vermek olmalıdır.
O halde davalı vekilinin bu yönlere ilişkin temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 30.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy