Mahkemesi: Samsun 3. İş Mahkemesi
Tarihi: 27/03/2014
Numarası: 2012/389-2014/118
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine.
2-Davacı, 6100 sayılı HMK'nun yürürlükte olduğu dönemde açtığı davada davalı son işverenin dahil olduğu gruba bağlı ve işyeri devri yapılan şirketlerde önceleri satış temsilcisi olarak 1994 yılında çalışmaya başladığını iş aktinin emekliliğe hak kazanması nedeniyle 16/09/2011 tarihinde sona erdiğini, çalışmasının sürekli ve aralıksız olup daha önceki çalışma dönemlerinden Şubat 1994-31/07/2010 tarihleri arası için 34,580 TL kıdem tazminatı ve yine 01/08/2010-01/03/2011 dönemi için 4200 TL ödendiğini; sonrasında yine davalı nezdinde çalışmaya devam ettiğini iddia ederek bakiye kıdem tazminatı ile fazla mesai, ulusal bayram, genel tatil, hafta tatili çalışma ücretlerinin ödetilmesini istemiştir.
Davalı, davacının İş Kanunundan doğan haklarının kendisine ödendiğini, bu hususta davacının ibraname verdiğini, fazla mesai yapmadığı gibi mesaisini kendisinin belirlediğini, hafta tatili ve ulusal bayram genel tatilde çalışma yapmadığını savunmuş, davaya cevap dilekçesini ıslah etmek suretiyle dava dilekçesine karşı zamanaşımı def'inde bulunmuş, davacının miktar arttırım dilekçesine verdiği cevapta da arttırılan miktarlar için zamanaşımı def'inde bulunmuştur.
Mahkemece, davacının aynı gruba ait şirketlerde aralarında hiçbir kesinti bulunmaksızın İş Kanununun 6.maddesi anlamında hizmet sözleşmesinin devri suretiyle çalıştığı, bu hali ile son işveren sıfatıyla davalının kıdem tazminatının tamamından sorumlu olduğu gerekçesiyle daha önce faizsiz ödenenlerin mahsubu suretiyle hesaplanan bakiye kıdem tazminatı ile davacıya ve ıslah (miktar arttırım) dilekçesine karşı davalının zamanaşımı def'i ile bilirkişi ikinci ek raporu esas alınarak hesaplanan fazla çalışma ücreti miktarını ödenen primler karşıladığından, ulusal bayram genel tatilde çalışma yapıldığı bunun karşılığının ödendiği ve hafta tatilinde çalışma yapılmadığı gerekçeleriyle fazla mesai, hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil ücret alacakları yönünden istemlerin reddine karar verilmiştir.
Bilindiği gibi, "belirsiz alacak davası" 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda düzenlenmediği halde 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile düzenlenmiş bir dava çeşididir. Kanunumuzda “belirsiz alacak davası”nı düzenleyen hüküm (m.107), İsviçre Medenî Usul Kanununa oldukça paraleldir. Belirsiz alacak davası, Alman Medenî Usul Kanununda açık olarak düzenlenmemiş olmakla birlikte, öğreti ve Alman Federal Mahkemesi tarafından yüzyılı aşkın bir zamandan beri kabul edilmektedir. HMK nun 107' nci maddesinde düzenlenen “belirsiz alacak davası”, İsviçre ve Alman hukuklarında “rakamlandırılmamış alacak davası ”veya “rakamlandırılmamış alacak talebi” ibareleri ile anılmaktadır. Belirsiz alacak davası, hukukî niteliği itibariyle bir eda davasıdır. Belirsiz alacak davası açılabilmesi için, davacının dava açacağı miktarı ya da değeri, tam ve kesin olarak gerçekten belirleyebilmesinin imkânsız olması ya da bunun kendisinden beklenememesi gerekir. Davacı açılacak davanın miktarını tam ve kesin olarak biliyorsa, yahut bunu bilebilecek durumda ise, belirsiz alacak davası açılamaz.
Belirsiz alacak davasının açılmasının sonuçlarından biri de zamanaşımının kesilmesidir. (BK m.133/2).Yargıtay'ın bu güne kadarki uygulamalarına göre zamanaşımı kesilmesi, dava dilekçesinde talep edilen miktarla sınırlıdır ve dava edilmeyen kısım için zamanaşımı kesilmez. Ne var ki, bu kuralı HMK m.107 ile hukukumuza yeni giren belirsiz alacak davası bakımından uygulayabilmek mümkün değildir. Aksinin kabulü, belirsiz alacak davasının kanun koyucu tarafından usul kanununda düzenlenmesine rağmen (daha başlangıçtan) reddi anlamına gelir. Belirsiz alacak davasında, kısmî alacak davasından farklı olarak, dava sırasında belirli hale gelen alacağın davaya sokulmasına izin verildiğinden, geçici talep sonucu ile açılan belirsiz alacak davasında, ileride belirli hale gelecek olan alacağın tamamı için zamanaşımı kesilmesi sonucu ortaya çıkar. Asgari miktar belirtilerek açılan belirsiz alacak davasında mahkemece yapılan araştırma esnasında alacağın miktarının veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına (m.141, 319) tâbi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini arttırabilir. Yapılan bu arttırım zamanaşımına tabi değildir.
Hangi davaların belirsiz alacak davası olacağı, bu yönde hangi kıstasa başvurulacağı yönünde çeşitli tartışmalar yapılmaktadır. Doktrinde, talep konusunun belirlenmesinin imkânsız olduğu durumlara örnek olarak: hukuki anlamda imkânsızlık hali, hakimin takdir yetkisinin bulunduğu durumlar gibi gösterilmektedir. Sonuç olarak; işçilik alacaklarının özelliği de dikkate alınarak, bu alacaklarda, talep konusunun miktarının taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli olduğunu söylemek mutlak olarak doğru olmadığı gibi, aksinin kabulü de doğru değildir. Bu nedenle, talep konusu işçilik alacaklarının belirli olup olmadığının somut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi ve sonuca gidilmesi daha doğru olacaktır.
Öğretide kabul gören ve bizlerin de katıldığı ağırlıklı görüşe göre, davacının talep sonucunu belirleyebilmesi için gereken bilgilerin üçüncü kişi veya davalının bünyesinde olması nedeniyle davanın tarafları ve mahkeme tarafından davanın başlangıcında hesap edilemiyorsa, bu durumda belirsiz alacak davası açılabilecektir.
Somut olayda, tüm bu açıklamalar dikkate alındığında dava konusu fazla mesai ücreti alacağı istemi için de HMK m.109/2 anlamında talep konusunun miktarının taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli olduğundan söz edilmesi mümkün değildir. Davanın 6100 sayılı HMK'nun yürürlüğe girmesinden sonra açılmış olması nedeniyle, davanın belirsiz alacak davası olarak kabul edilmesi ve ıslah edilen miktarlar yönünden de zamanaşımının dava açılması ile kesildiği gözetilerek ıslaha karşı yapılan zamanaşımı savunmasının dikkate alınmaması gerekirken hatalı değerlendirme ile zamanaşımı süresinin ıslah tarihine göre belirlenerek hüküm kurulması isabetsiz olup bozma nedenidir.
O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
3-Mahkemece davacının 01/02/1993-16/09/2011 tarihleri arasındaki çalışma dönemi arasındaki çalışma dönemi için hükme dayanak yapılan bilirkişi raporunda hesaplanan 48.250,32 TL (net) kıdem tazminatı miktarından davalı tarafça daha önce yapılan kıdem tazminatları toplamı olan 36.078,32 TL'nin faizsiz mahsubu sonucunda bulunan bakiye 12.171,42 TL(net) kıdem tazminatına hükmedilmiştir.
Dosya kapsamından davalı tarafça daha önce 16/12/2009-16/09/2011 arası için 4.756,62 TL ile 01/02/1994-31/07/2008 arası için ise 31.322,19 TL kıdem tazminatı tahakkukları yapıldığı ancak ödeme tarihlerinin araştırılmadığı ve özellikle 01/02/1994-31/07/2008 dönemi için hesaplanan miktarın 16/09/2011 olan fesih tarihindeki ücrete göre hesaplanan miktardan ödeme tarihinin fesih tarihinden önce olma ihtimali bulunduğundan anılan dönem için önceden tahakkuku yapılan 34.322,19 TL'nin ödeme tarihi araştırılıp, ödeme tarihi ile (fesih tarihi olan) 16/09/2011 arasında işlemiş yasal faizinin de hesaplanarak bulunacak toplam miktarın mahsubu gerekir. Bu yön gözetilmeksizin daha önceki tarihte ödemesi yapılan kıdem tazminatının hesaplanandan faizsiz düşülmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde taraflara iadesine, 11/09/2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.