Mahkemesi : Bursa 9. İş Mahkemesi
Tarihi : 21/03/2014
Numarası : 2013/157-2014/112
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda; hükmün taraf vekillerince temyiz edilmesi incelemenin duruşmalı olarak yapılması davacı vekili tarafından istenilmiş ise de; HUMK'nun 435.maddesi gereğince duruşma isteğinin süreden reddine ve incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı, davalı şirkette 22/12/1997-20/05/2013 tarihleri arasında en son bölge müdürü unvanı ile görev yaptığını, hafta içi 5 gün 07.45-19.45 saatleri arasında ve ayda üç Cumartesi günü 09.00-17.00 saatleri arasında çalıştığını, Nisan-Ekim ayının ilk haftasının Cuma ve Cumartesi günleri, Temmuz, Aralık ya da Ocak aylarının bir haftasında beş gün 08.00-18.30 saatleri arasında çalıştığını, bunların dışında yılda dört ya da altı defa haftada iki gün 08.00-18.30 saatleri arasında çalıştığını, 20/05/2013 tarihli "ibraname ve feragatname" isimli belgede bahsi geçen ödemelerin yapıldığı Mayıs 2013 ve önceki dönem bordrolarından fazla çalışma ücretlerinin ödenmediğinin görüleceğini ileri sürerek fazla mesai ücreti alacaklarının tahsilini istemiştir.
Davalı, davacının en son bölge müdürü pozisyonunda çalıştığını, yaş dışındaki diğer emeklilik şartlarını sağlayarak ve kıdem tazminatının ödenmesi suretiyle 23/05/2013 tarihinde iş akdinin sonlandırıldığını, davacının varsa bile fazla çalışmalarının karşılığının saha primi ile ödendiğini, davacının esnek ve serbest zamanlı bir çalışan olduğunu, bölge müdürlerinin tanıtım faaliyeti de yaptıklarını, ancak tanıtım sürelerini ve tanıtımlarını ne zaman yapacaklarını kendilerinin belirlediğini, bu görevi serbest ve esnek çalışma ile gerçekleştirdiklerini, bölge müdürü olmadan önce tıbbi mümessil olarak çalışan davacının görevinin tanımı gereği kendi çalışma saatlerini kendisinin ayarladığını, içtihatlara göre prim alan saha işçilerinin fazla çalışmalarının karşılığının bu primlerle karşılanmaması halinde aradaki farkın işçiye fazla mesai ücreti olarak ödenmesi gerektiğini, davacıya Ocak 2012-Mayıs 2013 arası 11.000,00 TL prim ve 33.509,49 TL ikramiye ödendiğini, zamanaşımına göre geriye dönük son 5 yılda davacıya 110.342,43 TL prim ödendiğini, davacının 16 yıl boyunca bordro karşılıklarının ihtirazı kayıtsız tahsil ettiğini, davacının son brüt ücretinin 6.287,98 TL olduğunu, bu rakamın dönemin asgari ücretinin sekiz katı oranında olduğunu, davacının prim aldığı aylardan örnek olarak 2012 Nisan ayında ücretinin asgari ücretin 19 katına ulaştığını, ayrıca hizmet aktinde davacının aldığı ücretin içinde yılda 270 saate kadar yapılan fazla çalışmaların dahil olduğunu, taleplerin zamanaşımına uğradığını bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının 1997 yılından 2012 Nisan ayına kadar satış mümessili olarak çalıştığı, bu dönem içerisinde kendisine yüksek meblağlarda prim ödendiği, 2012 Nisan ayından sonra prim ödemesi yapılmadığı, 2012 Nisan ayından sonra bölge müdürü olarak saha çalışmasından ziyade ofis çalışması yaptığı, çalışma sürelerinin davalı şirketin İstanbul'daki üst düzey yönetimince belirlendiği, bu saatlerin şirketin bölge müdürü B.. T.. vasıtasıyla çalışanlara duyurulduğu ve uygulandığının anlaşıldığı, satış mümessili olarak çalışılan dönemde davacıya ödenen satış priminin fazla çalışma karşılığında ödenmesi gereken ücretleri fazlasıyla karşılaması sebebiyle fazla çalışma alacağı doğmadığı sonucuna varıldığı, 2012 Nisan ayından sonra prim ödemesi yapılmadığı, davacının bu dönemde bölge müdürü sıfatıyla çalışmasına rağmen çalışma saatlerinin şirket yönetimince belirlendiği ve ofis çalışması yapan davacının varsa fazla çalışma ücretine hak kazandığının kabul edildiği, bilirkişi tarafından da 2012 Nisan ayı sonrası fazla çalışma ücreti hesaplandığı ve bu miktarın 29.473,00 TL olarak tespit edildiği, bordrolarda fazla mesai tahakkuku bulunmadığı, ibraname ve feragatname başlıklı belgede fazla mesai ücretinin alındığının belirtildiği, ancak miktar zikredilmediği, bu durumda ibranamenin geçerli kabul edilmediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davacı işçinin fazla çalışma yapıp yapmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir. İşçiye bordro imzalatılmadığı halde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda, ihtirazi kayıt ileri sürülmemiş olması, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının yazılı delille ispatlanması gerektiği sonucunu doğurmaktadır.
İşyerinde üst düzey yönetici konumda çalışan işçi, görev ve sorumluluklarının gerektirdiği ücretinin ödenmesi durumunda, ayrıca fazla çalışma ücretine hak kazanamaz. Bununla birlikte üst düzey yönetici konumunda olan işçiye aynı yerde görev ve talimat veren bir başka yönetici ya da şirket ortağı bulunması halinde, işçinin çalışma gün ve saatlerini kendisinin belirlediğinden söz edilemeyeceğinden, yasal sınırlamaları aşan çalışmalar için fazla çalışma ücreti talep hakkı doğar. O halde üst düzey yönetici bakımından şirketin yöneticisi veya yönetim kurulu üyesi tarafından fazla çalışma yapması yönünde bir talimatın verilip verilmediğinin de araştırılması gerekir.
İşyerinde yüksek ücret alarak görev yapan üst düzey yöneticiye işveren tarafından fazla çalışma yapması yönünde açık bir talimat verilmemişse, görevinin gereği gibi yerine getirilmesi noktasında kendisinin belirlediği çalışma saatleri sebebiyle fazla çalışma ücreti talep edemeyeceği kabul edilmelidir.
Satış temsilcilerinin fazla çalışma yapıp yapmadıkları hususu, günlük faaliyet planları ile iş çizelgeleri de dikkate alınarak belirlenmelidir. Genelde belli hedeflerin gerçekleşmesine bağlı olarak prim karşılığı çalışan bu işçiler yönünden prim ödemelerinin fazla çalışmayı karşılayıp karşılamadığı araştırılmalıdır. İşçiye ödenen satış priminin fazla çalışmaların karşılığında ödenmesi gereken ücretleri tam olarak karşılamaması halinde aradaki farkın işçiye ödenmesi gerekir.
İş sözleşmelerinde fazla çalışma ücretinin aylık ücrete dahil olduğu yönünde kurallara sınırlı olarak değer verilmelidir. Dairemiz, 270 saatle sınırlı olarak söz konusu hükümlerin geçerli olduğunu kabul etmektedir.
Günlük çalışma süresinin onbir saati aşamayacağı Kanunda emredici şekilde düzenlendiğine göre, bu süreyi aşan çalışmaların denkleştirmeye tabi tutulamayacağı, zamlı ücret ödemesi veya serbest zaman kullanımının söz konusu olacağı kabul edilmelidir.
Yine işçilerin gece çalışmaları günde yedibuçuk saati geçemez (İş Kanunu, Md. 69/3). Bu durum günlük çalışmanın, dolayısıyla fazla çalışmanın sınırını oluşturur. Gece çalışmaları yönünden, haftalık kırkbeş saat olan yasal çalışma sınırı aşılmamış olsa da günde yedibuçuk saati aşan çalışmalar için fazla çalışma ücreti ödenmelidir. Dairemizin kararları da bu yöndedir.
Fazla çalışma yönünden diğer bir yasal sınırlama da, İş Kanununun 41 inci maddesindeki, fazla çalışma süresinin toplamının bir yılda ikiyüzyetmiş saatten fazla olamayacağı şeklindeki hükümdür. Ancak bu sınırlamaya rağmen işçinin daha fazla çalıştırılması halinde, bu çalışmalarının karşılığı olan fazla mesai ücretinin de ödenmesi gerektiği açıktır. Yasadaki sınırlama esasen işçiyi korumaya yöneliktir.
Fazla çalışmanın belirlenmesinde, 4857 sayılı Yasanın 68 inci maddesi uyarınca ara dinlenme sürelerinin de dikkate alınması gerekir.
Fazla çalışmaların uzun bir süre için hesaplanması ve miktarın yüksek çıkması halinde Yargıtay’ca son yıllarda hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği istikrarlı uygulama halini almıştır. Ancak fazla çalışmanın tanık anlatımları yerine yazılı belgelere ve işveren kayıtlarına dayanması durumunda böyle bir indirime gidilmemektedir. Yapılacak indirim, işçinin çalışma şekline ve işin düzenlenmesine ve hesaplanan fazla çalışma miktarına göre taktir edilmelidir. Hakkın özünü ortadan kaldıracak oranda bir indirime gidilmemelidir.
Somut olayda; Mahkemece davacının 1997 yılından 2012 Nisan ayına kadar satış mümessili, 2012 Nisan ayından sonra bölge müdürü olarak çalıştığı, 2012 Nisan ayına kadar satış mümessili olduğu dönem için aldığı primlerin davacının fazla mesai alacağını karşıladığı, 2012 Nisan ayı sonrasında ise prim ödemesi yapılmadığı, davacının 2012 Nisan ayı sonrasında saha çalışmasından ziyade ofis çalışması yaptığı, çalışma sürelerinin davalı şirketin İstanbul'daki üst düzey yönetimince belirlendiği gerekçesiyle davacının 2012 Nisan ayı sonrası çalışması için fazla mesai alacağı olduğu kabul edilmiş ise de mahkemenin bu kabulü dosya kapsamına ve oluşa uygun değildir. Şöyle ki mahkemece davacının 2012 Nisan ayına kadar satış mümessili, sonrasında müdür olduğu kabul edilmiş ise de dosyaya sunulan ücret bordrolarında davacının 2012 Nisan ayı öncesinde de bölge müdürü sıfatıyla çalıştığı görülmektedir. Taraf tanıkları ise davacının hangi tarihten itibaren bölge müdürü olarak çalıştığını beyan etmemişlerdir. Davacının bölge müdürü olarak çalıştığı dönemde mesaisinin davalı şirketin genel merkezince belirlendiği dosya kapsamıyla sabit olup mahkemenin de kabulündedir. O halde davacının bölge müdürü olarak görev yaptığı dönem tereddüte yer bırakmayacak şekilde belirlenerek ilgili dönem için fazla mesai alacağının hesaplanması gerekmektedir. Eksik inceleme ile karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının davalıya yükletilmesine, 10/07/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy