(AİHS. m. 6) (2709 S. K. m. 36) (4857 S. K. m. 47) (2429 S. K. m. 2) (6100 S. K. m. 27) (YHGK. 21.03.2007 T. 2007/8-161 E. 2007/155 K.)
Dava: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı-karşı davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle davacının, prim usulü çalışması nedeniyle, fazla mesai alacağının reddi konusunda mahkeme gerekçesinin yerinde olması ve çıplak ücretin asgari ücret olarak kabulünün isabetli olmasına göre, davacı-karşı davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine,
2- Davacı, davalı işyerinde satış temsilcisi olarak çalışırken iş akdini fazla mesai, ulusal bayram ve genel tatil ile hafta tatili alacaklarının ödenmemesi nedeniyle haklı nedenle feshettiğinden bahisle kıdem tazminatı ile bazı işçilik alacaklarının ödetilmesini istemiştir.
Davalı, davacının iş akdinin haklı neden olmadan kendisinin sonlandırdığını, tüm haklarının ödendiğini hiçbir alacağı olmadığını savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, davacının aylık brüt 1.271,00 TL prim ödemesi yapılan bir işyerinde işçinin ayrıca fazla mesai yaptığı, bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını iddia ederek ek olarak bu çalışmaların karşılığını istemesi hakkaniyete ve olağan çalışma hayatına aykırı olduğu, bilirkişi raporunda tanık anlatımlarına göre davacının haftada 3 saat fazla mesai yaptığı baz alınarak tüm çalışma süresi itibariyle 1.513,71 TL fazla mesai ücreti hesaplanmış ise de, her 6 aylık dönemde hesaplanan fazla mesai tutarının dahi aylık 1.271,00 TL'lik brüt prim ödemesinin altında kaldığı gerekçesiyle fazla mesai, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ve kıdem tazminatı taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Davacı işçinin ulusal bayram ve genel tatillerde çalışma karşılığı ücretlere hak kazanıp kazanmadığı hususu taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.
4857 sayılı İş Kanununun 47 nci maddesinde, kanunun kapsamındaki işyerleri bakımından, ulusal bayram ve genel tatil günü olarak kabul edilen günlerde çalışma karşılığı olmaksızın o günün ücretinin ödeneceği, tatil yapılmayarak çalışıldığında ise, ayrıca çalışılan her gün için bir günlük ücretin ödenmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunun 2 nci maddesinde ise, resmi ve dini bayram günleriyle yılbaşı gününün genel tatil günleri olduğu açıklanmıştır.
Somut olayda, mahkemece, davacının ramazan ve kurban bayramlarında ikişer gün olmak kaydıyla tüm resmi bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığı baz alınarak 457,95 TL bayram genel tatil ücreti hesaplanmış ise de, aylık brüt 1.271,00 TL prim ödemesi alan bir işçinin ayrıca bu günlerde yapılan çalışmanın karşılığının ödenmediğini iddia etmesi usul ve yasaya uygun bulunmamıştır gerekçesiyle ulusal bayram ve genel tatillerdeki çalışmanın karşılığının alınan prim ile karşılandığı kabul edilmiş ise de bu kabul hatalıdır. Yasa gereği davacının ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığının tespiti halinde çıplak ücret üzerinden 1 günlük ücretinin ödenmesi gerekmektedir. Bu nedenle hatalı gerekçe ile verilen hüküm isabetsiz olup bozma nedenidir.
3- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.03.2007 tarih ve 2007/8-161 E., 2007/155 K. sayılı kararı ile de belirtildiği üzere adil yargılanma ve dinlenilme hakkının bir gereği olarak hakim, taraflara duruşmalarda hazır bulunmak, iddia ve savunmalarını bildirmek için imkan vermeli, tarafları usulüne uygun bir biçimde duruşmaya davet etmelidir. Fakat tarafların kendilerine tanınan bu imkana rağmen, duruşmaya gelmek zorunluluğu yoktur. Hukuk davalarında duruşmaya gelmemenin müeyyidesi, dava dosyasının işlemden kaldırılması veya yargılamanın gelmeyen tarafın yokluğunda devam edilmesidir.
Dava ile ilgili olan kişilerin davaya ilişkin bir işlemi öğrenebilmesi için, tebligatın usulüne uygun olarak yapılması, duruşma gün ve saatinin muhataba bildirilmesi gerekmektedir. Duruşma günü ile tebligatın çıkarıldığı tarih arasında makul bir süre olmalıdır. Aksi takdirde tarafların hukuksal dinlenme ve savunma hakkı kısıtlanmış olur.
AİHM'ye göre de iç hukuktaki duruşmada hazır bulunma hakkını kullanıp kullanmamaya karar verecek olan davanın bir tarafına, duruşmaya katılma imkanı verecek şekilde duruşmanın bildirilmemesi, silahlarda eşitlik ve çekişmeli yargılama ilkelerini özünden yoksun bırakır.
Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 27. maddesinde yer bulan Hukuki Dinlenilme Hakkı gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir.
Bu kapsamda hukuki dinlenilme hakkı, bilgilenme/bilgilendirme, açıklama yapma, yargı organlarınca dikkate alınma ve kararların gerekçeli olması gibi hususları içerdiği açıktır. Bilgilenme hakkı, yargılamanın içeriğine dair tam bir bilgi sahibi olmanın yanında gerek karşı tarafın gerekse de yargı organlarının dosya içeriğine yapmış oldukları işlemleri öğrenmelerini kapsar. Bilgilenme/ bilgilendirme hakkının etkin biçimde kullanılabilmesi için gönderilecek tebligat ve davetiyelerde kanunda öngörülmüş şekil şartlarına sıkı sıkıya uyulması gerekmektedir. Ayrıca bu hak sadece davanın başındaki iddia ve savunmalar açısından değil yargılamanın her aşamasında dikkate alınmalıdır. Bu kapsamda devam eden bir yargılamada, tarafların açıklamaları için bilgilendirme yeterli olmayıp yargılamada yer alan diğer kişilerin (tanık, bilirkişi gibi) açıklamaları açısından da önemlidir. Bilgilenme hakkının usulüne uygun kullanımı ile tarafların haklarında öğrendikleri isnat ve iddialara karşı beyanda bulunabilme, davaya yönelik bilgi ve belge verebilme yani açıklama yapma hakkı da hukuki güvenceye bağlanmaktadır. Böylece davanın her iki tarafına eşit şekilde açıklama yapma hakkı tanınması ile adaletin görünür kılınması sağlanacaktır. Açıklamada bulunma hakkı, tarafların, yazılı veya sözlü şekilde iddia ve savunmalara karşı itirazda bulunabilme, davaya ilişkin beyanda bulunmalarını sağlar.
Somut olayda, davacı vekili, dava dilekçesinde, işyerinde kural olarak haftanın 6 günü çalışıldığının, ancak her ayın 20 sinden sonra, son 10 günü hafta tatillerinin kaldırılarak ayın sonuna kadar hafta tatili kullanmaksızın çalıştırıldığını iddia ederek hafta tatili ücreti talebinde bulunmuştur. Davacı vekilinin, tanıklara bu yönde açıklama yaptırılması için soru sorma talebi de, mahkeme tarafından Tanık İsmail Hakkı Akarsu'nun 08.05.2013 tarihli mahkememizdeki ifadesinin ilk ifade olması, ayrıntılı bir şekilde iddia ve savunmalara matuf soruların tanığa yöneltilmesi ve cevaplarının alınması ve açık bir şekilde zapta geçirilmesi, yine diğer davacı tanığı M. T.'in beyanlarının ayrıntılı bir şekilde alınması ve sorgulanması dikkate alındığında davacı tanıklarının tekrar dinlenmesi yönündeki taleplerin usul ve yasaya aykırı olduğu görülmüş gerekçesiyle reddedilmiştir. Davacı vekilinin bu konudaki ısrarlı taleplerine rağmen tanıklara bu hususta soru yöneltilmemiştir. Davacının sunmuş olduğu emsal dosyalarda alınan tanık beyanlarının dosyaya sunulması sebebiyle davacı tanıklarının bu tarihler arasındaki mesai ile ilgili normal mesai saatlerinden ayrı çalışma saatlerinin uygulandığını beyan ettikleri anlaşılmıştır. Mahkemece davacının hafta tatili alacağı ispat edilemediğinden reddedilmiştir. Ancak davacının, davasını ispat hakkı kısıtlanmak suretiyle tanıklara soru sorması ve iddiasını ispatlaması engellenmek suretiyle eksik araştırma ile yazılı gerekçe ile talebin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Mahkemece yapılacak iş, tanıkları yeniden dinlenerek hafta tatili alacağı hususunu araştırmak, ulusal bayram ve genel tatil alacağı hususunda genel ilkelere göre yeniden bilirkişiye hesaplama yaptırmak ve çıkacak sonuca göre de davacı- karşı davalının kıdem tazminatı ile davalı-karşı davacının ihbar tazminatı talebi hakkında yeniden bir karar vermekten ibarettir.
O halde davacı-karşı davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde, davacı-karşı davalıya iadesine, 08.09.2014 tarihinde oybirliği ile, karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy