Mahkemesi : Zonguldak 3. İş Mahkemesi
Tarihi : 20/03/2014
Numarası : 2012/565-2014/166
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine.
2-Davacı, davalı işyerinde, davalı EÜAŞ’a ait termik santralde, davalı ... Yapı Malz.Mak.Dan.San.Ve Tic.Ltd. Şti.nin işçisi olarak aradaki sözleşme gereği, müşteri kabul ve dolum işçisi olarak çalışırken iş akdinin işveren tarafından haksız olarak sonlandırıldığından bahisle kıdem ve ihbar tazminatı ile bazı işçilik alacaklarının davalılara müşterek ve müteselsilen ödetilmesini istemiştir.
Davalı EÜAŞ, diğer davalı ... Yapı Malz.Mak.Dan.San.Ve Tic.Ltd. Şti. ile arasında asıl-alt işveren ilişkisinin bulunmadığından bahisle hakkında açılan davanın husumetten reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı P.. T.. davacının iş akdinin haklı nedenle sonlandırıldığını, tüm haklarının ödendiğini hiçbir alacağı olmadığını savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, davalı EÜAŞ yönünden davanın husumetten reddine, diğer davalı yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davalı EÜAŞ ile davalı şirket arasında alt –asıl işveren ilişkisi bulunup bulunmadığı konularında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Alt işveren; bir iş yerinde yürütülen mal ve hizmet üretimine ilişkin asıl işin bir bölümünde veya yardımcı işlerde, işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren alanlarda iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini, sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren olarak tanımlanabilir. Alt işverenin iş aldığı işveren ise asıl işveren olarak adlandırılabilir. Bu tanımlamalara göre asıl işveren - alt işveren ilişkisinin varlığından söz edebilmek için iki ayrı işverenin olması, mal veya hizmet üretimine dair bir işin varlığı, işçilerin sadece asıl işverenden alınan iş kapsamında çalıştırılması ve tarafların muvazaalı bir ilişki içine girmemeleri gerekmektedir.
Alt işverene yardımcı işin verilmesinde bir sınırlama olmasa da, asıl işin bir bölümünün teknolojik uzmanlık gerektirmesi zorunludur. 4857 sayılı İş Kanununun 2 nci maddesinde, asıl işveren alt işveren ilişkisinin sınırlandırılması yönünde yasa koyucunun amacından da yola çıkılarak, asıl işin bir bölümünün alt işverene verilmesinde “işletmenin ve işin gereği” ile “teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler” ölçütünün bir arada bulunması şarttır. Yasanın 2 nci maddesinin altıncı ve yedinci fıkralarında “işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler” sözcüklerine yer verilmiş olması bu gerekliliği ortaya koymaktadır. Alt İşverenlik Yönetmeliğinin 11 inci maddesinde de yukarıdaki anlatımlara paralel biçimde, asıl işin bir bölümünün alt işverene verilebilmesi için “işletmenin ve işin gereği ile teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektirmesi” şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerektiği belirtilmiştir.
Her ne kadar davalı EÜAŞ vekilince diğer davalıya söz konusu işin anahtar teslimi olarak verildiği, yine cevap dilekçesinde ileriye sürdükleri sair sebeplerle de müvekkilleri kurum ile diğer davalı şirket arasında asıl işveren alt işverenlik ilişkisinin bulunmadığı ileriye sürülmüş ve yine her iki davalı arasında Termik Santrali Ünitelerinde elektrik üretiminde kullanılan maden kömürünün yanması sonucu ortaya çıkan atık külün bir bedel karşılığında alım satımına ilişkin bir sözleşme akdedilmiş ve de bu kül alıcı konumundaki davalı Plato Şirketi tarafından çimento /beton vs üretim kollarında kullanılmak üzere dava dışı bir başkalarına da satılmakta ise de; davalı Plato Şirketince işletilen kül sepere tesisinin diğer davalı EÜAŞ'ın Termik Santralı sahasında olması yanında , ekonomik değer taşımamış olsa bile iş bu atık küllerin davalı EÜAŞ Santrallerinde elektrik üretiminin devamı için mutlaka buradan alınıp temizlenmesi gerekmesine, bunun yapılmaması halinde ise elektrik üretiminde diğer kullanılacak maden kömürlerinin yakılmasının mümkün olmayacak ve bununla bağlantılıda davalı EÜAŞ'ca elektrik üretim işinin devam ettirilemeyecek olmasına göre atık külün buradan ne sebeple olursa olsun ve yine bedelli veya bedelsiz olsun buradan temizlenip naklinde davalı EÜAŞ'ın elektrik üretim işinin bir parçası olup elektrik üretimi ile kül alma/nakletme işinin bir birinden farklı ve bağımsız işler olarak kabul edilemeyeceği, bundan bahislede her iki davalı arasındaki asıl alt işverenlik ilişkisinin varlığının kabulünde hukuki zorunluluk bulunduğu ,bu nedenle davalı EÜAŞ'ında asıl işveren olarak diğer davalı şirket çalışanının hak ettiği işçilik alacaklarından mer'i İş Kanunun 2/6 maddesi uyarınca ilerde rücu hakkı baki kalmak şartıyla birlikte müteselsilen sorumlu olacağı kabul edilerek davalı EÜAŞ hakkında da hüküm altına alınan alacaklardan müteselsilen ve müştereken sorumlu olduğuna karar verilmesi gerekirken isabetsiz gerekçe ile husumetten reddine karar verilmesi bozma nedenidir.
3-HMK'nun 107.maddesinde davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerde, alacaklının hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabileceği, karşı tarafın verdiği bilgi veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda, davacının iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği, ayrıca kısmi eda davasının açılabildiği hallerde, tespit davası da açılabileceği ve bu durumda hukuki yararın var olduğunun kabul edileceği, 109.maddesinde ise talep konusunun niteliği itibariyle bölünebilir olduğu durumlarda sadece bir kısmının da dava yoluyla ileri sürülebileceği, talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamayacağı, kısmi dava açılması halinde dava açılırken talep konusunun kalan kısmından açıkca feragat edilmiş olması hali dışında talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmeyeceği bildirilmiştir.
Görüldüğü gibi her iki dava çeşidinin de açılabilirlik şartı alacağın konusunun miktarının yahut değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmamasıdır. Her iki dava çeşidinde de (alacak miktarının tespiti davası dışında) dava açan alacağın asgari bir miktar ve değerini belirterek talepte bulunmaktadır.
Dava dilekçesinin talep sonucu bölümünde davacı neye karar verilmesi istiyorsa onu açık şekilde yazar. Tespit davalarında davacı bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitine karar verilmesini ister, kısmi davada davacının dava dilekçesinde kısmi dava açtığını açıkça bildirmesi gerekir, belirsiz alacak davasında ise alacağın miktarının belirlenmesi açıkça talep edilmelidir.Somut olayda, davacı, dava dilekçesinde, açıkça belirsiz alacak davası olarak dava açtığını belirtmiştir. Bu durum karşısında, davacının davasının, belirsiz alacak davası kabulü ile tüm alacağa ilk dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerekirken, kısmi dava sayılarak dava ve ıslah tarihine göre faize hükmedilmesi hatalı olup bozma nedenidir.
O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 08.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy