Mahkemesi : İstanbul Anadolu 7. İş Mahkemesi
Tarihi : 22/04/2014
Numarası : 2014/203-2014/290
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün uyulan önceki Yargıtay bozma ilamına uygun biçimde verilmiş olmasına, bozma ile kesinleşen ve karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça ve yasaca cevaz bulunmamasına göre davacının ve davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının yerinde olmaması nedeni ile reddine,
2-Davacı vekili, davacının davalıya ait işyerinde çalıştığını, iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini iddia ederek kıdem tazminatı ile bazı işçilik alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili davanın reddini istemiştir.
Mahkememe istek kısmen hüküm altına alınmış, davalı vekilinin temyizi üzerine Dairemizin 05.12.2013 tarihli ilamı ile özetle, “...Somut olayda davacı 22.06.2011 günü iş akdine haksız olarak son verildiğini, davalı ise davacının 23-28.06.2011 tarihleri arası devamsızlık yapması nedeniyle iş akdine son verildiğini iddia etmiştir. Davalı bu tarihler için devamsızlık tutanakları tutmuş ve 28.06.2011 tarihli fesih bildirimini davacıya göndermiştir. Her ne kadar mahkemece davalının haklı nedeni ispatlayamadığı ve bu nedenle davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı kabul edilmişse de davalının düzenlemiş olduğu devamsızlık tutanakları altında imzası bulunan zabıt mümzileri tanık olarak dinlenmemiştir. Bu nedenle mahkemece yapılması gereken zabıt mümzilerini re’sen dinlemek suretiyle davacının devamsızlığı ve kıdem ve ihbar tazminatı hak kazanıp kazanamadığı konusunda karar vermektir. Mahkemece bu husus yerine getirilmeksizin eksik inceleme ile hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Mahkemece 188,41 TL ücret alacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak yargılama esnasında dosyaya sunulan 07.07.2011 tarihli elektronik fon transferi çıktısına göre ücret alacağı davacıya ödenmiştir. Bu husus mahkemece değerlendirilmemiştir. Mahkemece davacının ücret alacağı konusunda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken talebin kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Yapılan yargılamada davacının fazla mesai ve ulusal bayram ve genel tatil alacağı talepleri hüküm altına alınmıştır. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda davacının bu taleplerinin davalı tarafından ödenmiş olduğu belirtilmiştir. Gerçekten de dosyada bulunan imzalı bordrolara göre davacıya her ay fazla mesai ve ulusal bayram ve genel tatil alacağı ödenmiştir. Bu nedenle fazla mesai ve ulusal bayram ve genel tatil alacağının reddedilmesi gerekirken kabulü isabetsiz olmuştur.” gerekçesi ile bozulmuştur.
Mahkeme bozma kararına uymuş, davayı yeniden kısmen kabul etmiştir.
Öncelikle belirtmelidir ki; 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da açıkça vurgulandığı üzere, bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda mahkeme yönünden o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine bozma kararında açıklanan hukuki esaslar çerçevesinde hüküm kurmak yükümlülüğü doğar. Bu hukuki aşama “usulü kazanılmış hak” olarak adlandırılır. Bu hukuki kurum mahkemeye; hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararındaki esaslar ve istenilenler kapsamında işlem yapmak ve hüküm kurmak zorunluluğunu getirir. Uzun yıllardan beri Yargıtay'ın kökleşmiş, sapma göstermeyen uygulamaları ve öğretide benimsenen usulü kazanılmış hak müessesesi, usul hukukunun dayandığı vazgeçilmez ana temellerinden biridir.
Öte yandan, Anayasanın 141'nci maddesi uyarınca, yargı kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerekir. Bu husus 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297nci maddesinde de hüküm altına alınmıştır. Anılan anayasal ve yasal düzenlemeler gereğince yargıcın, tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri kararda göstermesi zorunludur. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır.
Somut olayda; mahkemece bozma kararına uyulmasına rağmen, iş sözleşmesinin feshi ile ilgili olarak bozma ilamı uyarınca dinlenmesi gereken devamsızlık tutanakları altında imzası bulunan kişiler tanık olarak dinlenmemiş, bu husustaki bozma gereğini yerine getirilmemiştir. Ayrıca bozma kararında davacının dava konusu ettiği ücret alacağının dava sırasında ödendiğinin anlaşılması nedeni ile bu alacak hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği belirtilmiş ise de, bu bozma gereği de yerine getirilmemiş, ücret alacağı yeniden hükül altına alınmıştır.
Mahkemenin bozma sonrası yargılamaya ilişkin kararında kabulün gerekçelendirilmemiş, karar gerekçesiz bırakılmış, Anayasa ve HMK'na aykırı davranılmıştır.
O halde davacı ve davalı vekillerinin bu yönlere ilişkin temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde davacı ve davalıya iadesine, 08.07.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy