YARGITAY İLAMI
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirkette 23.03.2015 tarihinden iş akdinin haksız olarak feshedildiği 05.11.2015 tarihine kadar aralıksız ve kesintisiz olarak çalıştığını, müvekkilinin davalı şirketin adresindeki şubesinde yetkili sıfatıyla çalışırken iş akdinin bu şubenin kapatılacağından bahisle feshedildiğini, feshin haksız olduğunu, müvekkiline başka bir şubede çalışıp çalışamayacağı önerisinin hiçbir zaman yapılmadığını, bu nedenle müvekkilinin iş akdinin feshinin geçersizliğine, müvekkilinin işe iadesine ve sonuçlarına karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, 30.10.2015 tarih ve 2015/129 sayılı Yönetim Kurulu kararı gereği işyerinin davacının çalıştığı kapatılmasına karar verildiğini, iş akdinin işletmesel karar gereği feshedildiğini, davacının özellikleri itibariyle müvekkili şirkette çalışabileceği boş bir kadro bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, iş akdinin davacının çalıştığı işyerinin kapatılmasına bağlı olarak geçerli nedenle yapıldığı, davacıya başka bir yer ya da pozisyonda çalışmasının teklif edilmediği, feshin son çare olarak uygulanması ilkesinin ihlal edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.03.2007 tarih ve 2007/8-161 E., 2007/155 K. sayılı kararı ile de belirtildiği üzere adil yargılanma ve dinlenilme hakkının bir gereği olarak hakim, taraflara duruşmalarda hazır bulunmak, iddia ve savunmalarını bildirmek için imkan vermeli, tarafları usulüne uygun bir biçimde duruşmaya davet etmelidir. Fakat tarafların kendilerine tanınan bu imkana rağmen, duruşmaya gelmek zorunluluğu yoktur. Hukuk davalarında duruşmaya gelmemenin müeyyidesi, dava dosyasının işlemden kaldırılması veya yargılamanın gelmeyen tarafın yokluğunda devam edilmesidir.
Dava ile ilgili olan kişilerin davaya ilişkin bir işlemi öğrenebilmesi için, tebligatın usulüne uygun olarak yapılması, duruşma gün ve saatinin muhataba bildirilmesi gerekmektedir. Duruşma günü ile tebligatın çıkarıldığı tarih arasında makul bir süre olmalıdır. Aksi takdirde tarafların hukuksal dinlenme ve savunma hakkı kısıtlanmış olur.
göre de iç hukuktaki duruşmada hazır bulunma hakkını kullanıp kullanmamaya karar verecek olan davanın bir tarafına, duruşmaya katılma imkanı verecek şekilde duruşmanın bildirilmemesi, silahlarda eşitlik ve çekişmeli yargılama ilkelerini özünden yoksun bırakır.
Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir.
Bu kapsamda hukuki dinlenilme hakkı, bilgilenme/bilgilendirme, açıklama yapma, yargı organlarınca dikkate alınma ve kararların gerekçeli olması gibi hususları içerdiği açıktır. Bilgilenme hakkı, yargılamanın içeriğine dair tam bir bilgi sahibi olmanın yanında gerek karşı tarafın gerekse de yargı organlarının dosya içeriğine yapmış oldukları işlemleri öğrenmelerini kapsar. Bilgilenme/bilgilendirme hakkının etkin biçimde kullanılabilmesi için gönderilecek tebligat ve davetiyelerde kanunda öngörülmüş şekil şartlarına sıkı sıkıya uyulması gerekmektedir. Ayrıca bu hak sadece davanın başındaki iddia ve savunmalar açısından değil yargılamanın her aşamasında dikkate alınmalıdır. Bu kapsamda devam eden bir yargılamada, tarafların açıklamaları için bilgilendirme yeterli olmayıp yargılamada yer alan diğer kişilerin ( tanık, bilirkişi gibi) açıklamaları açısından da önemlidir. Bilgilenme hakkının usulüne uygun kullanımı ile tarafların haklarında öğrendikleri isnat ve iddialara karşı beyanda bulunabilme, davaya yönelik bilgi ve belge verebilme yani açıklama yapma hakkı da hukuki güvenceye bağlanmaktadır. Böylece davanın her iki tarafına eşit şekilde açıklama yapma hakkı tanınması ile adaletin görünür kılınması sağlanacaktır. Açıklamada bulunma hakkı, tarafların, yazılı veya sözlü şekilde iddia ve savunmalara karşı itirazda bulunabilme, davaya ilişkin beyanda bulunmalarını sağlar.
6100 sayılı HMK’nun basit yargılama usulüne tabi dava ve işler başlıklı 316/g maddesine göre: “Diğer kanunlarda yer alan ve yazılı yargılama usulü dışındaki yargılama usullerinin uygulanacağı belirtilen dava ve işler.” düzenlemesi mevcuttur. Anılan madde gereği, İş Mahkemelerinde uygulanacak yargılama usulü basit yargılama usulü olup 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7. maddesi uyarınca mahkemelerin tarafları sulha teşvik etmeleri, uzlaşamadıkları hususların tespit edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekeceği belirtilmiştir.
Basit yargılama usulünde; dava ve cevap dilekçesi dışında cevaba cevap (replik) ve ikinci cevap (düplik) dilekçeleri verilmez (HMK. 317/3). İddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı dava açılması ve cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesi ile başlar (HMK 319), bu yargılama usulünde; dilekçeler aşaması, ön inceleme, tahkikat ve hüküm aşaması dışında, yazılı yargılamada olduğu gibi tahkikatın tamamlanmasından sonra sözlü yargılama için ayrıca bir aşama öngörülmemiştir.( Pekcanıtez /Atalay /Özekes. y.a.g.e, s. 736) Bu aşamalar içinde yeni olan ise “ön inceleme” aşamasıdır.
Yargılamanın gereksiz yere uzamasının engellenmesi, mahkemenin ve tarafların yargılamada gereken hazırlığı davanın başında yapmasının sağlanması bakımından, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile dilekçelerin verilmesinden sonra ve tahkikat aşamasından önce gelmek üzere "ön inceleme" adıyla yeni bir yargılama aşaması kabul edilmiştir ().
6100 sayılı HMK’nun 137.maddesinde ön incelemenin kapsamı, HMK 138.maddesinde öninceleme aşamasında dosya üzerinden dava şartları ve ilk itirazlar hakkında verilecek kararlar, HMK 139.maddesinde ön inceleme duruşmasına davet, HMK 140.maddesinde ise yapılması zorunlu olan ön inceleme duruşması düzenlenmiştir.
6100 sayılı HMK ön incelemenin kapsamı başlıklı 137.maddesinde dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılacağı, 138.madde dikkate alınarak öncelikle dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verileceği, dava şartları ve ilk itirazlar hakkında gerektiği takdirde kararını vermeden önce bu konuda tarafları ön inceleme duruşmasında dinleyebileceği, ön inceleme duruşmasında tarafların iddia ve savunmaları kapsamında uyuşmazlık konularını tam olarak belirleyeceği, hazırlık işlemleri ile tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemleri yapacağı, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe veya arabuluculuğa teşvik edeceği ve bu hususların tutanağa geçirileceği belirtilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise ön inceleme tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilemeyeceği ve tahkikat için duruşma günü verilemeyeceği belirtilmiştir
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 03/04.2013 tarih 2012/18-1355 E, 2013/413 Karar sayılı kararı ve sonraki kararlarında istikrar kazanmış ilkesi ön incelemenin duruşmalı yapılması yönündedir.
Ayrıca 6100 sayılı HMK'nun 320. maddesinde ise, " daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulhe (Ek ibare: ) veya arabuluculuğa teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır; tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür” hükmü yer almaktadır.
Tahkikat aşaması ise, 6100 Sayılı HMK’nun 143 vd. maddelerinde düzenlenmiş olup tarafların davada ileri sürdükleri bütün iddia ve savunmaların birlikte incelendiği ve taraf delillerinin toplanıldığı bir aşamadır. Buna göre, tahkikata başlandıktan sonra tarafların delilleri toplanarak karar verilmesi gerekmektedir. Tarafların hak arama özgürlüğü kapsamında iddia, savunma, usulüne uygun şekilde bilgilendirilme ve açıklama yapma hakkı ihlal edilerek gösterilen deliller toplanmaksızın ve varsa tanıklar dinlenilmeksizin ya da dinlenmesine gerek görülmemesi halinde gerekçesi de belirtilmeksizin karar verilmesi hukuki dinlenilme hakkını ihlal eder.
Somut olayda; usulüne uygun biçimde ön inceleme duruşmasına davet edilen taraf vekilleri duruşmaya katılmış ve ön incelemenin gerekleri yerine getirilmiştir. Yine, ön inceleme aşaması ile tahkikat aşamasının birleştirildiği görülmekte ise de, işe iade davası yasal olarak iki ay içerisinde sonuçlandırılması gerekmekte olup basit yargılama usulüne tabi iş yargılaması söz konusu olduğundan ön inceleme ile tahkikat aşaması usul ekonomisi gereği birleştirilebileceğinden bu yönüyle de usule aykırılık bulunmamaktadır. Ne var ki, mahkemece ön inceleme ve tahkikat aşamasının birleştirildiği taraf vekillerine bildirildikten sonra, davacı vekili “davalarının kabulüne karar verilmesini” talep ederken davalı vekili “Önceki beyanlarını tekrar ettiğini, kapatıldığını, davanın reddine karar verilmesini” talep etmiştir.
Dosya içeriğinden, davacının çalıştığı şubenin kararıyla kapatıldığı, diğer şubelerde davacının özelliklerine uygun başkaca pozisyon bulunmadığı gerekçesiyle iş akdinin işletmesel nedenle feshedildiği anlaşılmaktadır. Davalı vekili tarafından, cevap dilekçesinde Yönetim Kurulu kararı ve bu kararın tutarlı uygulandığını göstermeye yönelik çok sayıda yazılı delile dayanılmış ancak bu deliller cevap dilekçesi ekinde dosyaya sunulmamıştır. Yine, davalı vekili cevap dilekçesinde tanık, bilirkişi ve keşif deliline de dayanmış; tanıklarının isimlerini ise bildirmemiştir. Her ne kadar, davalı vekili karar celsesinde delillerini bildirmek üzere süre istememiş ise de, bu husus davalı tarafın dayandığı delillerden vazgeçtiği anlamına gelmeyecektir. Kaldı ki, davalı vekili, önceki beyanlarını tekrar ettiğini de belirtmiştir. O halde, mahkemece yukarıda belirtilen Yasa hükümleri, ilkeler ve davalı vekilinin bu beyanı gözardı edilerek davalı tarafın delilleri toplanılmadan davanın kabulüne karar verilmesi “Hukuki Dinlenme Hakkı”na aykırıdır.
Yapılacak iş, davalının delillerini toplamak ve tanıklarını dinlemek için gerekli usuli işlemleri yapmak, gerekirse yerinde yapılacak keşif ya da bilirkişiye yerinde inceleme yetkisi verilerek rapor aldıktan sonra toplanan tüm delilleri birlikte değerlendirip, dava konusu edilen talepler hakkında bir karar vermek olmalıdır.
O halde davalı vekilinin bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ:Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 24.11.2016 gününde oybirliği ile KESİN olarak karar verildi.