Mahkemesi :İş Mahkemesi
YARGITAY İLAMI
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
İş sözleşmesinin geçerli neden olmadan davalı işveren tarafından feshedildiğini belirten davacı işçi, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ise davacının şirket nezdinde 08.07.2014-05.01.2015 tarihleri arasında 6 aydan kısa bir süreyle çalıştığını, davacının 05.01.2015 tarihinde fesih bildirimini tebellüğden imtina etmesinin feshi ertelemediğini ve o gün sağlık raporu almasının davacının şirket nezdindeki kıdem süresine hiçbir etkisinin de olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davacının 05.01.2015-14.01.2015 tarihleri arasında raporlu olduğundan 6 ay süreyle çalışma koşulunu taşıdığı ve yapılan fesih işleminin de geçerli olmadığından bahisle davanın kabulüne karar verilmiştir.
4857 sayılı İş Kanunu'nun 18.maddesi uyarınca işçinin iş güvencesi hükümlerinden yararlanabilmesi için fesih bildiriminin yapıldığı tarihte aynı işverene ait işyeri veya işyerlerinde fasılalı da olsa iş ilişkisine dayalı kıdeminin en az altı ay olması gerekir.
İşçinin 6 aylık kıdem hesabına deneme ve askıda kalan süreler de dahil edilir.Başka bir anlatımla bu hesapta fiili çalışma süreleri mutlak olarak aranmaz. Aynı Kanununun 66'ncı maddesinde belirtilen çalışma süresinden sayılan haller altı aylık kıdemin sayılmasında dikkate alınacaktır. İşçinin feshe karşı koruyan hükümlerden yararlanabilmesi için, altı aylık kıdem süresini aynı işveren nezdinde iş sözleşmesine dayanan iş ilişkisi içerisinde geçirmiş olması zorunludur. Bireysel veya toplu iş sözleşmesi ile altı aylık sürenin kısaltılması ya da tamamen kaldırılması mümkündür. Çünkü bu hüküm nisbi emredicidir. Söz konusu sürenin, işverenin bildirim süresine ait ücreti peşin vermek suretiyle iş sözleşmesini feshetmesi durumunda 17'nci maddedeki ihbar süreleri ile doldurulması mümkün değildir.
Kanunda kıdemin esas alındığı haklarda, kıdem tazminatı ve yıllık ücretli izinlerde kıdem başlangıcı için, iş sözleşmesinin yapıldığı tarih değil; işçinin eylemli olarak işe başladığı tarih gözönünde tutulduğu için iş güvencesine ilişkin kıdemin başlangıcında da işe başlama tarihinin dikkate alınması uygun olacaktır. İşverenin işi kabulde temerrüde düşmesi veya işçinin hastalanması, kıdem süresinin başlangıcını engellemez, kıdem işlemeye başlar. Ancak, işçi, kusuruyla işe geç başlarsa, fiilen işe başladığı tarih, altı aylık sürenin başlangıcı olarak kabul edilmelidir.
Kanun altı aylık kıdemi olan işçilerin iş güvencesinden yararlanacaklarını öngördüğüne göre, bu sürenin fesih bildiriminin işçiye ulaştığı tarihte doldurulmuş olması şarttır.Sürenin bildirim önelleri sonunda dolacak olması, güvenceden yararlanabilmek için yeterli değildir.
Bu sürenin tamamı iş sözleşmesine dayalı olarak geçirilmiş olmalıdır. Bu açıdan, Kanundaki aylık kıdem şartını, “altı aylık işçilik kıdemi” şekilde anlamak gerekir. Bu nedenle işçinin iş ilişkisinden önce işverenle vekalet, ortaklık ilişkilerindeki süreler bu sürenin hesabında dikkate alınmamalıdır.
4857 sayılı Kanunda bu şekilde bir şart getirilmediğinden aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde iş ilişkisi hukuken kesintiye uğramış olsa dahi, işçinin o işverene bağlı işyerlerinde geçen hizmet süreleri birleştirilmelidir. Değişik işyerlerinde geçirilen sürelerin toplanması, işverenin aynı olması koşuluna bağlıdır. Altı aylık kıdemin hesabında, otuz işçi ölçütü ile ilgili düzenlemeden farklı olarak açıkça bir düzenleme yer almadığından daha önce çalışılan işyerlerinin aynı işkolunda bulunması şart değildir.
Altı aylık kıdem şartı öngören düzenleme, İş Kanununun 21'nci maddesinin son fıkrası uyarınca sözleşme ile aksi kararlaştırılamayacak hükümler arasında sayılmadığından, bu süreyi kısaltan veya tamamen ortadan kaldıran sözleşme hükümlerini geçerli kabul etmek gerekir.
Somut uyuşmazlıkta davacı işçinin işyerinde 08.07.2014 tarihinde çalışmaya başladığı, davacıya 05.01.2015 tarihli düşük performans ve iş düzenine uymayan davranışlar nedeniyle iş sözleşmesinin feshedildiğine dair bildirimin aynı tarihte tebliğ edilmek istendiği, davacının ise bildirim yapılmasına rağmen iş akdi fesih bildirimini imzadan imtina ettiği şerhi düşüldüğü, davacının aynı gün tarihli Aile Hekiminden verilen 05.01.2015-14.01.2015 tarihleri arasında raporlu olduğuna dair sağlık raporu aldığı, davalı işverenin de 07.01.2015 tarih kaşesi bulunan noter ihtarı ile şirket tarafından 05.01.2015 tarihinde fesih ihbar yazısı tebliğ edilmek istenmesine karşın tebellüğ etmekten imtina etmesi sebebiyle fesih bildiriminin noter aracılığıyla gönderilmek zorunda kalındığı belirtilerek aynı gerekçelerle iş sözleşmesinin 05.01.2015 tarihi itibariyle feshedildiğinin belirtildiği ve bu bildirimin davacı işçiye 12.01.2015 tarihinde tebliğ edilmiş olduğu görülmektedir.
Tutanak mümzi olup aynı zamanda davalı tanığı olarak dinlenen ...beyanında davacının performansının düşük olması nedeniyle işten çıkarılmak üzere ofise çağrıldığını ve işten çıkarılmak üzere fesih bildiriminin tebliğ edildiğini ve davacının bunu imzalamadığını bildiğini, davacı imzalamadığı için haklarının ödenemediğini, imzadan kaçındığını, davacının sağlık raporunu gelmeden önce mi yoksa Bölge Müdürlüğü'ne geldikten sonra mı aldığını ise bilmediğini beyan etmiştir.
Tutanak mümzi olan davalı tanığı ... ise davacının birkaç gün önceden iş akdinin feshedileceğine dair bildirimin tebliğ için çağırıldığını bildiğini davacı bölge ofisine geldiğinde kendisinin orda olduğunu, bölge müdürünün davacıya tüm haklarının hatta hak etmediği primlerin bile ödeneceğini söylediğini, akdinin feshedileceğini bizzat duyduğunu, ancak davacının akdin feshine ilişkin belgeyi imzalamadığını, bu şekilde işten ayrıldığını beyan etmiştir.
Davacı tanığı ... ...'nın ise feshe yönelik beyanları olmadığı, diğer davacı tanığının ise davacıdan önce işten ayrılmış olduğunu beyan ettiği görülmüştür.
Tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde özellikle davacıya tebliğ edilmek istenen fesih bildirimi ile imtina ettiğine dair şerhi yazan tutanak mümzilerinin tutarlı beyanları yanında noter kanalıyla gönderilen fesih bildiriminde de yapılmak istenen fesih bildirimini imzadan imtina etmesi nedeniyle noter aracılığı ile gönderildiğinin ifade edilmesi karşısında davacının fesih bildiriminden 05.01.2015 tarihinde haberdar olduğu başka bir deyişle işverenin fesih iradesinin bu tarihte işçiye ulaştığı neticesine varılmıştır.
Dolayısıyla 05.01.2015 tarihinde davacının kıdeminin 6 aydan az olduğu görülmekle davanın reddine karar verilmesi gerekirken fesih iradesinin ulaştığı günden itibaren aldığı rapor süresi de eklenerek kıdem koşulunun oluştuğu şeklindeki eksik ve yanılgılı değerlendirme ile kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
4857 sayılı İş Yasasının 20/3.maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
SONUÇ:Yukarda açıklanan gerekçe ile;
1. Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. Davanın REDDİNE,
3. Alınması gereken 29,20 TL harçtan peşin yatırılan 27,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 1,50 TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,
4. Davacının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yapmış olduğu 76,00 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,
5.Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre 1.800,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Artan gider ve delil avansının ilgilisine iadesine,
7..Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, 09/11/2016 tarihinde oybirliğiyle KESİN olarak karar verildi.