7. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 10/02/2011 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 13/11/2019 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 724. maddesi uyarınca açılan temliken tescil istemine ilişkindir.
Davacı vekili, kayıt maliki Ali Kavak mirasçılarından haricen satın aldığı dava konusu 126 ada 11 (eski 613) parsel sayılı taşınmaz üzerine 1992 tarihinde iyi niyetle ev, dam, anbar ve fırın yaptığını, taşınmazın üzerindeki yapıların değerinin taşınmazın zemin değerinden fazla olduğunu beyan ederek TMK’nın 724. maddesi uyarınca dava konusu taşınmazın adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Bir kısım davalı davayı kabul etmiş; davalı Hazine vekili davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne dair verilen kararın davalı hazine vekili tarafından temyizi üzerine 14. Hukuk Dairesinin 05.06.2018 tarihli, 2015/16637 Esas- 2018/4456 Karar sayılı ilamı ile dava konusu taşınmazların bulunduğu bölgede 3402 sayılı Kanunun 22/2-a bendi gereğince yenileme çalışması yapıldığı ve taşınmazlara yeni parsel numaraları verildiği, yenileme çalışmasının kesinleşerek tapuya tescil edildiği, dava konusu taşınmazın 126 ada 11 parsel numarasını aldığı anlaşıldığından, sicil kayıtları kapatılarak işlerliğini yitiren kadastral parsel (eski 613 parsel) yönünden davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmadığından hükmün bozulması karar verilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne 126 ada 11 parsel sayılı taşınmazın tapusunun iptali ile, davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, depo edilen bedelin davalı Hazine'ye ödenmesine karar verilmiştir.
Hükmü davalı Hazine vekili temyiz etmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 684 ve 718. maddeleri hükümleri gereğince yapı, üzerinde bulunduğu taşınmazın mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) haline gelir ve o taşınmazın mülkiyetine tabi olur. Ancak, yasakoyucu taşınmazların maliki ile yapıyı yapan kişinin farklı olması halinde aradaki ilişkiyi 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 722, 723. ve 724. maddelerinde özel olarak düzenlemiş olup taraflar arasındaki uyuşmazlığın da bu kapsamda değerlendirilmesi gerekecektir.
Buna göre; bir kimsenin kendi malzemesi ile başkasının tapulu taşınmazına sürekli, esaslı ve mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) niteliğinde yapı yapması halinde diğer koşullar da mevcutsa malzeme sahibi yapının bulunduğu alan ile yapının kullanılması için zorunlu arazi parçasının tescilini mülkiyet hakkı sahibinden isteyebilir.
TMK’nın 724. maddesinde yapı sahibine tanınan bu hak, kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da onun külli haleflerine karşı ileri sürülebilir. Hemen belirtmek gerekir ki, taşınmaza sonradan malik olan kişiye karşı da bu kişisel hak ancak yapı sahibini bu haktan mahrum bırakmak amacıyla arsa sahibi ile el ve işbirliği içinde olduğu iddiasıyla ileri sürülebilir.
Malzeme sahibinin TMK’nın 724. maddesine dayanarak tescil talebinde bulunabilmesi bazı koşulların varlığına bağlıdır;
a) Birinci koşul, malzeme sahibinin iyiniyetli olmasıdır.
TMK’nın 724. maddesi hükmünden açıkça anlaşılacağı üzere, taşınmaz mülkiyetinin yapı sahibine verilebilmesi için öncelikli koşul iyiniyettir. Öngörülen iyiniyetin TMK’nın 3. maddesinde hükme bağlanan sübjektif iyiniyet olduğunda da kuşku yoktur. Bu kural, malzeme sahibinin, elattığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşılık bilebilecek durumda olmamasını ya da yapıyı yapmakta haklı bir sebebinin bulunmasını ifade eder.
Malzeme sahibinin tescil istemi ile açtığı davada iyiniyetin varlığı iddia ve savunmaya bakılmaksızın mahkemece re’sen araştırılmalıdır. Ne var ki, 14.02.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi olay ve karinelerden, durumun özelliklerine göre kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş olduğu açık bulunan malzeme sahibinin temliken tescil talebinde bulunması mümkün değildir. Çünkü bu gibi durumlarda kötüniyet karşı tarafın ispatı gerekmeden belirlenmiş olur. Ayrıca iyiniyet inşaatın başladığı andan tamamlandığı ana kadar devam etmelidir. (Sübjektif koşul)
İyiniyet koşulunun gerçekleşmediği durumlarda diğer koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılmasına gerek bulunmamaktadır.
b) İkinci koşul, yapı kıymetinin taşınmazın değerinden açıkça fazla olmasıdır. (Objektif koşul)
c) Üçüncü koşul ise yapıyı yapanın (malzeme sahibinin), taşınmaz malikine uygun bir bedel ödemesidir.
d) Yukarıda değinilen üç koşulun yanısıra, yapının bulunduğu arazi parçası davalıya ait taşınmazın bir kısmını kapsıyor ise tescile konu olacak yer, inşaat alanı ile zorunlu kullanım alanını kapsayacağından mahkemece iptal ve tescile karar verebilmek için bu kısmın ana taşınmazdan ifrazının da mümkün olması gereklidir.
HMK'nın 308. ve devamı maddelerinde düzenlenen davayı kabul, davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir. Kabul, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri davalarda hüküm doğurur.
Kural olarak tarafların dava konusu üzerinde tasarruf yetkileri bulunduğundan, yani medeni usul hukukunda taraflarca tasarruf ilkesi uygulandığından, davanın açılmasından sonra hüküm kesinleşinceye kadar davanın kabulü mümkündür. Yine belirtmek gerekir ki kabul karşı tarafın rızasına bağlı değildir. Etkisini onun yapanın tek yönlü irade beyanı ile doğurur. Yargıtayın yerleşik uygulamaları da bu yöndedir.
Somut olaya gelince; dava konusu taşınmazın maliki olan Ali Kavak 26.01.1972 tarihinde çocuksuz olarak vefat etmiş, kendisinden sonra vefat eden eşinin mirasçısı bulunmaması nedeniyle Hazine'nin dava konusu taşınmazın paydaşları arasında yer aldığı anlaşılmıştır.
Davalı Hazine dışındaki paydaşlar davayı kabul ettiklerini beyan etmiş, davalı Hazine davanın reddini savunmuştur. Dava konusu taşınmazın 02.03.1957 tarihinde çapa bağlandığı tespit edilmiştir.
Dava konusu taşınmaz 02.03.1957 tarihinde çapa bağlandığından, harici olarak taşınmazı satın aldığını iddia eden davacının iyiniyetli olduğunun kabulü mümkün değildir. Davayı kabul eden paydaşların payının kabul beyanı dikkate alınarak davacı adına tesciline, davanın reddini savunan davalı Hazinenin 1/2 payı hakkında davanın reddine karar verilmesi gerekirken taşınmazın tamamının davacı adına tesciline karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulmasına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, kararın tebliğinden itbaren 15 günlük yasal süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23.11.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi