MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1279 E., 2025/698 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bulancak 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2023/42 E., 2024/199 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin dava konusu bağımsız bölümün maliki olduğunu, davalının taşınmazda hiçbir hakka dayanmadan oturduğunu, taşınmazdaki haksız işgalini sona erdirmesi için gönderilen 24.01.2023 tarihli ihtarnameye rağmen taşınmazda işgaline devam ettiğini belirterek davalının haksız işgalinin önlenmesine ve taşınmazdan tahliyesine, bilirkişi raporundan sonra artırılmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL ecrimisilin haksız işgalin başladığı 11.08.2022 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı cevap dilekçesinde; davacının iddialarının asılsız olduğunu, 2022 yılı Ağustos ayında taşınmazı boşalttığını ve aynı apartmanın alt katında bulunan 2 numaralı dairede ikamet etmeye başladığını, davaya konu taşınmazın ihale yoluyla satıldığını bilmediğini, davacı tarafın göndermiş olduğu ihtarnameyi 24.01.2023 tarihinde tebliğ aldığını, davacı tarafın kötü niyetli olduğunu, davanın kira akdi nedeniyle sulh hukuk mahkemesinde açılması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu 4 68... parsel, 2. Normal kat, 3 No.lu bağımsız bölümün davacı ... adına kayıtlı olduğu, taşınmazın davacı tarafından 11.08.2022 tarihinde dava dışı ... Bankasından satın alındığı, Banka tarafından ise önceki maliki ........... adına kayıtlı iken 24.06.2021 tarihinde gerçekleştirilen cebri satış ile ... Bankası A.Ş. tarafından satın alındığı,
Davalının bir dönem taşınmazda ikamet ettiği hususunu kabul ettiği, her ne kadar taşınmazı kullanmadığı savunmasında bulunmuş ise de; keşif esnasında taşınmazın anahtarlarının davalı tarafça kardeşine emaneten bırakmış olduğu, uhdesinde bulunan bu anahtar yardımı ile taşınmaz içerisinde keşfin gerçekleştirilmiş olduğu, davalının anahtarlar üzerindeki hâkimiyetini devam ettirmesi nedeniyle; yine önceki sahibi ve akrabası ............. ile kira ilişkilerinin söz konusu olduğunu savunmuş ise de cevap dilekçesi ile bu ilişkiyi ortaya koyar herhangi bir delile dayanmadığı kaldı ki yargılama sürecinde de kira ilişkisini ispat edemediği,
Yargılama sırasında da davaya konu taşınmaza yönelik tapu iptali ve tescil davası açıldığına ilişkin herhangi bir mahkeme ve dosya numarasının bildirilmediği gibi taraflar arasında herhangi bir anlaşma olgusunun da öne sürülmediği, rızanın varlığının da ispatlanamadığı, davalı tarafından davacıya ait taşınmaza haksız olarak müdahale edildiği hususunun sabit olduğu gerekçesiyle davanın men'i müdahale talebi yönünden kabulüne; ecrimisil talebinin davacının taşınmazı edindiği tarih ile davanın açıldığı tarih arasındaki döneme ait olabileceği, emsal kira sözleşmesinin tespit edilememesi üzerine alanında uzman bilirkişi tarafından re'sen tespit olunan bedel üzerinden ecrimisil talebinin kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konu taşınmazın davacı tarafça cebri icra yoluyla edinildiği, davalı tarafın herhangi bir hakka dayanmaksızın dava konusu taşınmazı kullanmaya devam ettiği ve taşınmazı kiracı sıfatıyla kullandığını ve dava tarihinden çok önce de tahliye ettiğini iddia ettiği, UYAP üzerinden alınan MERNİS kaydına göre de hâlen adresinin dava konusu taşınmaz olduğu, davalı tarafın taşınmazı boşalttığını savunmuş olmakla taşınmazı davacının hâkimiyetine geçirdiğini (zira konut niteliğindeki taşınmazı sadece boşaltmış olması işgalin sona erdiği anlamına gelmez anahtarının da davacıya teslim edilerek davacının fiili hâkimiyetinin sağlanması gerekir) ve bunun zamanını kanıtlaması gerektiği, davalı tarafın dosyaya bu yönde herhangi bir delil sunmadığı, davacı tarafın açıkça mahalli bilirkişi deliline dayanmamış olması karşısında; dinlenen bu kişilerin beyanlarının hükme esas alınamayacağı, davaya konu taşınmazın anahtarının teslim edilmediği davalı yanca da kabul edildiğine göre, davalının taşınmazı dava tarihinden sonra ancak keşiften önce tahliye ettiğinin kabulü gerektiği; hâl böyleyken dava konusu taşınmazdaki işgalin, keşif tarihinden sonra sona erdirilip bu yönden davanın konusuz kaldığı anlaşılmakta olup esasında konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına şeklinde karar verilmesi gerekirken davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, davacı tarafın ön inceleme duruşmasından önce taşınmazı tahliye ettiğini ispat edemediği bu durumda davanın konusuz kalması nedeniyle davanın el atılan alanın/taşınmazın değeri üzerinden vekâlet ücreti takdirinin gerektiği, kira toplamı üzerinden değerlendirme yapılamayacağı, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf talebinin kabulüne;
Cebri icra yoluyla yapılan ihaleden taşınmazı satın alan kişi veya kurumun taşınmazın mülkiyetini ihalenin kesinleşmesi hâlinde ihale tarihinde kazanmış olacağı, ihale yoluyla satılan taşınmazın kayıt maliki dışındaki üçüncü kişiler tarafından işgali hâlinde ise 2004 sayılı İcra İflas Kanununu'nun 135/2. maddesi gereği öncelikle maddede açıklanan ihtarı içerir ihtarname tebliği ile işgal eden üçüncü kişiye on beş gün süre tanınması gerektiği, üçüncü kişi ihtarname tebliğine rağmen verilen süre içerisinde taşınmazı tahliye etmezse kötüniyetli zilyet konumuna geleceğinden süre sonundan itibaren ecrimisil ödeme yükümlülüğü ile karşı karşıya geleceği, bu durumda ecrimisil başlangıç tarihinin ise onbeş günlük sürenin sona erdiği tarih olacağı, dosyaya davalı tarafa ihtarname çekildiğine dair bir belge de sunulmadığı; bu nedenle ecrimisil yönünden davanın reddi gerekirken kabulünün hatalı olduğu, ayrıca dava değeri bir bütün olarak nazara alınması gerektiği hâlde ayrı belirlenmesinin de hatalı olduğu gerekçesiyle davalının bu yöndeki istinaf talebinin kabulüne ve ecrimisil talebinin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde;
1. Görevli mahkemenin sulh hukuk mahkemesi olduğunu,
2. Keşif sırasında dinlenilen mahalli bilirkişi beyanlarına göre, müvekkilinin dava açılmadan önce söz konusu yerdeki kira ilişkisini sonlandırarak daireden çıktığını, bu durumun cevap dilekçesinde de belirtildiğini, davacının satın aldığı dairede Ağustos 2022 yılına kadar oturduğunu,
3. Kira ilişkisinin varlığı için yazılı kira sözleşmesinin şart olmadığı gibi kiracının kira bedelini de bankadan ödeme zorunluluğu bulunmadığını, evin anahtarının eski malik olan ve müvekkiline evi kiralayan ... tarafından getirilmesinin, müvekkil davalının hâla taşınmazı uhdesinde bulundurduğu şeklinde yorumlanamayacağını,
4. Davalının gerekçede "davaya konu taşınmazın anahtarının teslim edilmediği davalı yanca da kabul edildiğine göre" şeklinde yorumlanacak bir beyanı bulunmadığını,
5. Müvekkilin MERNİS adresinin hâla dava konusu taşınmazın gözüktüğü gerekçesiyle, taşınmazı tahliye etmediğini var saymanın amacını aşan bir yorum olduğunu,
6. Keşif sırasında anahtarı getirenin ......... olduğunun kabul edildiği, ......... eski malik ........ eşi olduğunu, sırf müvekkilin akrabası olduğu gerekçesiyle getirdiği anahtarı müvekkil davalının aleyhine yorumlamanın hatalı olduğunu,
7. Davacının işbu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığını, 2004 sayılı Kanun'un 135/2. maddesinde öngörülen tahliye yolu yerine el atmanın önlenmesi davası açılmasının kötüniyetli olduğunu gösterdiğini,
8. Men'i müdahale bakımından hükmedilen vekâlet ücretinin ve harç bedelinin daire bedeli üzerinden hesaplanmasının hatalı olduğunu, dairenin 1 yıllık kira bedeli üzerinden vekâlet ücreti hesaplanması gerektiğini ileri sürerek hükmün bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, el atmanın önlenmesi ve ecrimisil istemine ilişkindir.
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.02.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.
K A R Ş I O Y
1. Uyuşmazlık, müdahalenin men'i ve ecrimisil istemlerine ilişkindir.
2. İlk Derece Mahkemesince (İDM) davalının dava konusu taşınmazdan tahliyesine ve el atmanın önlenmesine karar verilmiştir. Kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince (BAM) istinaf başvurusu kabul edilmiş, İDM'ce verilen karar kaldırılarak esas hakkında yeniden hüküm kurulmuş ve el atmanın önlenmesi talebi davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına, davacının haksız işgal tazminatı yönünden istemlerinin ise reddi yönünde hüküm kurulmuştur. Dairemizin Sayın Çoğunluğunca da anılan hüküm onanmıştır.
3. Sayın Çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık müdahalenin men'i davası yönünden esas alınması gereken dava değerinin ne olduğu, bir başka ifadeyle söz konusu davanın taşınmazın aynına ilişkin bir dava olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Sayın Çoğunluk müdahalenin men'i davalarının tümünün kategorik olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olduğunu ve bu davalar yönünden 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca taşınmazın değeri üzerinden nispi harca ve vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini benimsemektedir. Kanaatimizce ise müdahalenin men'i davalarının tamamının kategorik olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olarak kabul edilmesi doğru olmayıp taraflar arasındaki ihtilafın niteliğine göre davanın taşınmazın aynına ilişkin olup olmadığının saptanması gerekmektedir. Aşağıda bu görüşün dayanağı açıklanmaya çalışılacaktır.
4. 492 sayılı Kanun'un "Değer" başlıklı 16. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahelenin men'i, tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır."
5. Buna göre gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda harcın gayrimenkulün değeri nazara alınarak belirleneceği açıktır. Bir başka ifadeyle anılan hükümle taşınmazın değerinin esas alınacağı davalar tek tek sayılmak suretiyle değil bazı örnekler verilmek suretiyle ama nihai kertede temel kıstas gayrimenkulün aynına taalluk eden dava olarak belirlenmiştir. Burada dikkat edilecek husus hükümde müdahalenin men'i davası bir belirleyeci kriter olarak değil belirleyici kriter olan taşınmazın aynına ilişkin dava esasının bir örneği olarak gösterilmiştir.
6. Gerçekten de müdahalenin men'i davalarının önemli bir kısmına bakıldığında davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta karşı taraf davalı da taşınmazda davacının değil kendisinin mülkiyet hakkının bulunduğunu, davacının mülkiyet kaydının yolsuz veya hukuka aykırı olarak oluştuğu yönünde ihtilaf çıkarmaktadır. Bu çerçevede bu nevi müdahalenin men'i davalarının taşınmazın aynına ilişkin olduğu hususunda hiçbir kuşku bulunmamaktadır.
7. Ancak el atma davalarının tamamı bu niteliğe sahip olmayıp bazılarında davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta iken davalı taraf kira ilişkisi vb. şahsi hakka dayanmakta, bu bağlamda taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğunu davalı da kabul etmektedir. Sadece kira, davacı gayrimenkul sahibinin taşınmazı belli bir süre kullanmasına rıza göstermesi ve benzeri gibi bir şahsi hakka dayanarak taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin bulunduğunu ileri sürmektedir. Bu ikinci örnekte taraflar arasında taşınmazın mülkiyeti üzerinde bir ihtilafın bulunmadığı çok açıktır. Bir başka ifadeyle taşınmazın kime ait olduğu hususunda taraflar arasında bir uyuşmazlık dolayısıyla bir dava bulunmamaktadır. Bu nedenle bu davaların da taşınmazın aynına ilişkin kabul edillerek harç ve vekâlet ücretinin taşınmazın toplam değeri üzerinden hesaplanmasının, tarafların mülkiyet hakkını ölçüsüz biçimde ihlal etmesi söz konusu olacağı gibi bunun gerek hakkaniyetle ve gerekse de mevzuatımızın bu konuyla ilgili genel sistemiyle/mantığıyla bağdaştırılması mümkün olmayan sonuçlar doğurabileceği değerlendirilmektedir.
8. Bu çerçevede örneğin taşınmazın değerinin çok yüksek olduğu ancak bir yıllık kira ücretinin nispeten çok daha az olduğu ve fakat davalının taşınmazın mülkiyeti üzerinde bir hak iddia etmediği sadece kira sözleşmesine dayanarak bir yıllık kullanım açısından taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin bulunduğunu iddia ettiği ve davanın da kira sözleşmesinin geçerli olup olmadığı noktasında ele alındığı müdahalenin men'i davalarında davalının haksız çıkması durumunda taşınmazın değeri üzerinden harç ve vekâlet ücretine mahkûm edilmesinin davalının uğrayabileceği fahiş maddi kayıplar nedeniyle mülkiyet hakkı açısından ciddi bir mağduriyete maruz kalacağı tartışmasızdır.
9. Keza davalının taşınmazın aynı üzerinde hiçbir hak iddiasında bulunmazken davayı davalının kazanması hâlinde davalının taşınmazın tamamı üzerinden vekâlet ücreti almaya hak kazanması da aynı derecede hakkaniyet duygusunu zedeleyecektir.
10. Dolayısıyla anılan hükümde kastedilen "dava"nın "ihtilaf konusu uyuşmazlık" olarak anlaşılması gerektiği, bu çerçevede iki tarafın da taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğunu benimsediği, dolayısıyla taşınmazın mülkiyeti konusunda aralarında uyuşmazlığın/ihtilafın bulunmadığı davalarda dava konusunun taşınmazın aynına müteallik olmadığının kabul edilmesi gerekir. Söz konusu Kanun maddesinin de yorum yapmaya elverişli olması karşısında kanun koyucunun buradaki muradının sadece taşınmazın aynına ilişkin olan davalara yönelik müdahalenin men'i davasına örnek göstermek olduğu, yoksa taşınmazın aynının ihtilaflı olmadığı müdahalenin men'i davalarında ihtilaf konusu ne ise onun dava değeri olarak belirlenmesini, bu çerçevede örneğin kira ilişkisinin bulunduğu durumlarda ecrimisil bedeli üzerinden harç ve vekâlet ücretine hükmedilmesini amaçladığı söylenebilir.
11. Dolayısıyla bu anlayışla anılan kanun hükmü yorumlandığında kategorik olarak tüm müdahalenin men'i davalarının değil, sadece taşınmazın aynına ilişkin olan müdahalenin men'i davalarında taşınmazın değerinin harca ve vekâlet ücretine esas alınması gerektiği değerlendirilmektedir. Aksi takdirde çözdüğü uyuşmazlığın niteliğine göre harç alan devletin aslında ihtilaflı olmayan ve devletin yargı yetkisini kullanan mahkemenin çözmediği bir hususta harç alınması gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır ki bunun gerek hukukla gerekse de sistemin mantığıyla bağdaştırılması mümkün değildir.
12. Öte yandan 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'nun "Mülkiyet Hakkının İçeriği" başlıklı 683. maddesinde yer alan "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir." biçimindeki hüküm de yukarıdaki yorumun yapılmasını engellememektedir. Zira ifade edildiği üzere el atmanın önlenmesi davalarının çok önemli bir bölümü, davanın iki tarafının da gayrimenkulün mülkiyetini ihtilaf konusu ettiği davalardan oluşmaktadır. Dolayısıyla bu hükümde geçen el atmanın önlenmesi kavramı da kategorik olarak tüm el atmanın önlenmesi davalarının taşınmazın aynına ilişkin olduğu sonucuna gidilmesini gerektirmemektedir.
13. Belirtmek gerekir ki 492 sayılı Kanun'un 16. maddesinde belirtilen dava kavramı taraflar arasındaki uyuşmazlık veya ihtilaf olarak kabul edilmesi gereken bir kavram olup neyin dava olduğuna sadece davacının dayandığı hakka göre karar vermek doğru olmayacaktır. Burada esas alınması gereken taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu olmalıdır. Yoksa taraflar arasında ihtilaf veya uyuşmazlık bulunmayan konularda bir davanın bulunduğunu söylemek makul olmayacaktır. Bu bağlamda bir örnek vermek gerekirse kira tespit ve tahliye davalarında da davacı taraf çoğu zaman mülkiyet hakkına dayanmaktadır. Bir başka ifadeyle davacı taşınmazın mâliki olduğu hâlde davalının taşınmazı haksız bir şekilde elinde bulundurduğunu iddia etmektedir. Davanın davacının dayandığı hakka göre nitelendirilmesi gerektiği kabul edildiğinde tahliye davalarının da taşınmazın aynına ilişkin dava olarak kabul edilmesi gerekir ki bunun gerek teoride gerekse Yargıtay uygulamasında böyle görülmediği ve görülmemesi gerektiği açıktır.
14. Bir an için anılan hükmün önerdiğimiz şekilde yorumlanamayacağının kabul edilmesi durumunda dahi bu tür davalarda taşınmazın toplam değeri üzerinden harç ve vekâlet ücreti hesaplanmasının yine de hukuken mümkün olmaması gerektiği düşünülmektedir. Zira hükmün bu şekilde anlaşılmasının zorunlu olduğunun kabulü hâlinde de söz konusu hükmün Anayasa'ya aykırı olduğunun dikkate alınması gerekmektedir. Bu çerçevede taşınmazın aynına ilişkin bir ihtilaf bulunmadığı hâlde davanın taşınmazın aynına ilişkin olduğu kabul edilerek tarafları makul olmayan ve fahiş sayılabilecek parasal yükümlülükler altına sokmanın mülkiyet hakkını açıkça ihlal edeceğinin değerlendirilmesi ve bu durumda söz konusu hükmün anılan haksızlığa yol açmayacak biçimde yeniden düzenlenmesi sağlamak üzere Anayasa Mahkemesine somut norm denetimi yoluyla itiraz başvurusunda bulunulması gerektiği değerlendirilmektedir.
15. Dava konusu olay bu çerçevede ele alındığında davacının davada mülkiyet hakkına dayanırken davalının taşınmazda kiracı sıfatının bulunduğunu savunduğu, bu yönüyle davalının mülkiyet iddiasında bulunmadığı, uyuşmazlığın taşınmazın aynına ilişkin değil taraflar arasında kira sözleşmesi ilişkisinin bulunup bulunmadığı noktasında toplandığı anlaşılmaktadır. Buna göre müdahalenin men'i davası yönünden dava değerinin yoksun kalınan kullanım bedeli üzerinden hesaplanması gerektiği düşünülmektedir.
16. Açıklanan nedenlerle BAM kararının harç yönünden bozulması veya Sayın Heyet Kanun'un lafzının yoruma elverişli olmadığının kabul etmekte ise Anayasa Mahkemesine itiraz başvurusunda bulunulması yönünde karar alınması gerekirken Sayın Çoğunluğun aksi yönündeki düzeltilerek onama kararına iştirak edilememiştir.