(5846 S. K. m.71) (6762 S. K. m.57,64)
Dava: 5846 sayılı Kanuna muhalefetten sanık Ö. ve M. hakkında yapılan duruşma sonunda; adı geçen Kanun`un 71/3-4. madde ve fıkraları uyarınca 500`er lira ağır para cezası ile hükümlülüklerine ve cezalarının ertelenmesine dair Kadıköy Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesi`nden verilen 5.3.1980 tarihli hükmün Yargıtay`ca incelenmesi, sanıklar vekili ve şahsi davacı vekili tarafından süresinde istenilerek, depo paraları ile şartı yerine getirilen dava evrakı C. Başsavcılığı`nın bozma isteyen 28.6.1980 tarihli tebliğnamesiyle daireye verilmekle, dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: 5486 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası`nın 1. maddesi bu yasaya göre koruma altına alınan "eser"i ( sahibinin hususiyetini taşıyan ve aşağıdaki hükümler uyarınca ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri sayılan her nev`i fikir ve san`at mahsulleridir ) biçiminde tanımlamış bulunmaktadır. Bu tarif; maksadı ifadeye yeterli bulmak günümüzün sanat ve edebiyat anlayışı içinde mümkün değildir. Ancak maddede yer verildiği üzere bir eserin mevcudiyetinden bahsedilmesi için, sahibinin özelliğini taşıması yaratıcı bir emek mahsulü olması veya herkes tarafından meydana getirilebilme olanağı mevcutsa, sahiplerinin ortaya koydukları şeyin bir san`at eseri olduğunu belirterek hukuki himaye beklediklerini açıklamaları gerekir ( Prof. Dr. Nuşin Ayiter, Hukuken Fikir ve San`at Ürünleri sh. 35-42 ). Diğer taraftan sahibinin hususiyetini taşıyan şeyin hukuki himaye görebilmesi de ancak, bilim ve edebiyat, musiki, güzel san`atlar ve sinema dallarında meydana getirilmesiyle kabildir.
Yaratmanın dışında kalan bazı değerlerin korunması ise, eser ile yakın ilişkileri gözönünde tutularak anılan yasa içinde düzenlenmiştir ( adı geçen eser sh. 67 ). İşte ( ad ) bu meyanda korunan kavramlardan birisidir. Ancak burada söz konusu edilen "ad" bir insana ait olan ve medeni kanunda himaye edilen anlamında kabul edilmeyip "eser" yaratıcısı tarafından konulan, onun sürüm ve tanıtılmasını sağlayan "ad" olarak kabul edilmek gerekir.
Bu açıklamalardan bakıldığında sanıkların kullandıkları tanıtıcı "ad"ın eser kavramında kabulüne olanak yoktur. Her ne kadar İstanbul On ikinci Asliye Hukuk Hakimliği`nden verilmiş sanıkların tazminat ödemekle mahkumiyetlerini içeren ilamlar mevcutsa da bunların sözleşmeye riayetsizlikten kaynaklandığı dikkate alınarak CMUK.nun 255. maddesinde yazılı olduğu üzere bağlayıcı nitelik taşımadıklarını da kabul etmek gerekir.
Bununla beraber, şahsi davacının ( B... sı ) veya ( B... ları ) adını ilk ortaklık kurduğu "E...." isimli arkadaşı ile birlikte kullanarak güldürü türünde bir takım sahne çalışmaları yaptığı ve kendisinin bu adlarla anılıp tanındığı da dosya içeriğinden anlaşılmasına göre sanıkların 1973 yılında yargı yoluyla "B... sı" soyadını aldıkları saptansa dahi TTK.nun haksız rekabet faslında 57. maddenin 5. bendinde yasaklanan ad, ünvan gibi tanıtma vasıflarının tescilli olması zorunluluğu bulunmadığı koşulundan hareketle sanıkların eylemlerinin aynı Yasa`nın 64. maddesine girip girmeyeceği tartışılmaksızın öğeleri bulunmadığı halde yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi,
Sonuç: Yasaya aykırı, şahsi davacı ve sanıklar vekillerinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden istem gibi hükmün BOZULMASINA, 17.6.1980 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy