(5237 S. K. m. 7) (1412 S. K. m. 326)
Dava: Bankalar Kanununa muhalefet suçundan sanık Rıfat Ülker hakkında bozma üzerine yapılan duruşma sonunda:
Hükümlülüğüne dair İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nden verilen 07.05.2002 günlü hükmün Yargıtay'ca tetkiki müdahil vekili tarafından süresinde istenilerek dava evrakı Cumhuriyet Başsavcılığının bozma isteyen 14.11.2003 günlü tebliğnamesiyle daireye verilmekle dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: Sanığın neden olduğu banka zararının tazmini nitelikte bulunduğu gözetilmeden, bankanın uğradığı zarar miktarı kadar ağır para cezasına hükmolunması sonuca etkili görülmediğinden bozma sebebi yapılmamıştır.
I- Banka zararının özel hukuk hükümleri çerçevesinde hukuk mahkemesinden de talebi mümkün, tazmini nitelikte olduğu ve bu konuda CMUK. nun 326. maddesi uyarınca kazanılmış haktan bahsedilemeyeceği gözetilerek; müdahil bankanın uğradığı zararın konunun uzmanı bilirkişiye tespit ettirilip uğranılan zararın, tazminine hükmolunması gerektiği nazara alınmadan, kazanılmış haktan bahisle yazılı biçimde hüküm tesisi,
Yasaya aykırı ve;
II- Hükümden sonra, 01.11.2005 gününde yürürlüğe giren ve 4389 s. yasayı yürürlükten kaldıran 5411 s. Bankacılık Yasası sanık lehine değişiklik içermekte olup, anılan düzenlemeler ve 5237 s. Türk Ceza Kanunu'nun 7. maddesi hükmü birlikte değerlendirilerek yeniden bir karar verilmesinin gerekmesi,
Sonuç: Bozmayı gerektirmiş olup, müdahil vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5320 s. kanunun 8/1 maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 s. CMUK. nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 06.03.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Sanığın 765 s. TCK. nun 510. maddesi uyarınca 4 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına ait Asliye Ceza Mahkemesi kararının sadece sanık tarafından temyizi üzerine, 11. Ceza Dairesince, sanığın kazanılmış hakları saklı tutularak, görev noktasından bozulduğu ve bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda Ağır Ceza Mahkemesince, zimmet suçundan mahkum edilip, cezasının kazanılmış hakkı nedeniyle; 4 yıl hapse indirildiği ve aynı sebeple banka zararının tazminine karar verilmediği dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
Yargılamanın başlamasından sonra kamu davasına müdahil olan bankanın hiçbir aşamada şahsi hakkına hükmedilmesini istemediği ve Asliye Ceza Mahkemesince verilen 4 yıl hapis cezasını içeren kararı temyiz etmediği de görülmektedir.
Bu durum karşısında, her ne kadar 4389 s. Bankalar Yasası'nın 22. maddesi, zararın resen ödettirilmemesini öngörüyor ise de, sonuçları itibariyle ceza benzeri bu yaptırımın da CMUK. nun 326. maddesinin son fıkrası kapsamında düşünülerek kazanılmış hak sebebiyle resen ödettirmeye gerek bulunmadığına dair kararın doğru olduğu kanısına varmaktayız. Şahsi hak istemini ve dolayısıyla bu konudaki bir kararı içermeyen Asliye Ceza Mahkemesinin mahkumiyet kararının sanık tarafından da temyiz edilmemesi halinde kesinleşeceği ve zararın ödettirilmesinin hukuk mahkemesinden istenebileceği açık iken ve müdahil tarafından bu hakkın kullanılması her zaman olanaklı iken, ilk kararı kendi yararına temyiz eden sanığın, kendi işlemi ile zarar görebileceğini kabulle, resen zarar ödettirme yaptırımına tabi kılmak, adalet duygularını da zedeleyecek sonuçlara yol açacaktır.
Açıklanan nedenlerle, yerel mahkemenin bu konudaki uygulamasını yerinde bulduğumuzdan, sayın çoğunlukça oluşturulan 1 no.lu bozma nedenine katılamıyorum.
KARŞI OY YAZISI
Sanık hükmü temyiz etmeseydi önceki hükümde verilen 4 yıl hürriyeti bağlayıcı ceza kesinleşecekti. Sanığın hükmü temyiz etmesi sonucu verilen ikinci kararda sanık aleyhine sonuç doğuracak biçimde karar verilemez. Bu sebeple çoğunluğun 1 no.lu bozma nedenine katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy