(1412 S. K. m. 97, 254) (556 S. KHK. m. 61/A) (YCGK. 29.11.2005 T. 2005/7-144 E. 2005/150 K.)
Dava: 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye muhalefetten sanık Ahmet Akkuş hakkında yapılan duruşma sonunda, beraatına ve müsadereye dair Uşak 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nden verilen 17.06.2003 tarihli hükmün Yargıtay'ca incelenmesi müdahil vekili tarafından süresinde istenilerek dava evrakı Cumhuriyet Başsavcılığı'nın bozma isteyen 15.04.2004 tarihli tebliğnamesiyle daireye verilmekle dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: Müşteki vekilinin, sanığın işyerinde, müvekkili şirket adına tescil edilmiş markalı kalemlerin taklitlerinin satıldığı iddiasıyla Cumhuriyet Savcılığına verdiği şikayet dilekçesinin Cumhuriyet Savcılığınca gereğinin yapılması için zabıtaya havalesi üzerine; ilçe merkezinde, hakim kararı olmadan ya da gecikmesinde sakıncalı bir hal illeri sürülerek Cumhuriyet Savcısı veya diğer yetkililerce verilmiş bir emirde bulunmadan 28.12.2001 günü işyerinde yapılan aramada müşteki adına tescilli ürünlerin taklitleri bulunmuş, yapılan yargılama sonunda suça konu ürünlerin taklit olduğunu bilerek satışa sunduğu yolunda yeterli delil elde edilmediği anlaşıldığından sanığın beraatına karar verilmiştir.
Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulu'nun 29.11.2005 gün ve 2005/7-144 E. 150 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi soruşturma ve kovuşturma işlemleri gerçekleştirildikleri tarihte yürürlükte bulunan usul kurallarına uygun olmalıdır.
Olayımızda arama işleminin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK.'nun arama ile ilgili 97. maddesinde Aramaya karar vermek salahiyeti hakimindir. Ancak tehirinde mazarat umulan hallerde Cumhuriyet müddeiumumileri ve müddeiumumilerin muavini sıfatıyla emirlerini icraya memur olan zabıta memurları arama yapabilirler hükmü bulunmaktadır.
Bu yasal düzenlemeye göre arama esas itibariyle ancak hakim kararıyla mümkündür. C. Savcıları ile onun yardımcıları sıfatıyla emirlerini yerine getirmekle görevli kolluğun arama emri yetkisi istisnaidir. Bu yetkinin kullanılabilmesi için ön şart olarak, gecikmesinde sakınca bulunan halin gerçekleşmesi gerekmektedir.
Gecikmesinde sakınca bulunduğundan söz edebilmek için ise, ilgili merciin hakime başvurup, karar aldıktan sonra tedbiri (aramayı) uygulamak istemesi halinde, o tedbirin (aramanın) uygulanamaz duruma düşmesi ya da uygulanması halinde dahi beklenen faydanın elde edilememesi söz konusu olmalıdır.
Somut olayımızda ise, sanığın işyerinde arama yapılmadan önce hakim kararı alınmamıştır. Öte yandan kolluk tarafından düzenlenen tutanaklarda gecikmesinde sakınca bulunan bir halden de söz edilmemiştir. Kaldı ki çalışma gün ve saatleri içerisinde hakim kararı alınmasının gecikmede sakınca yaratacağını düşündürecek bir belge ve bilgi de dosya içerisinde bulunmamaktadır.
Dolayısıyla C. Savcısı ve kolluğun arama konusundaki istisnai yetkisinin doğabilmesi için yasal koşullar oluşmadan gerçekleştirilen bu arama işleminin hukuka aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
Hukuka aykırı olarak yapılmış bir arama sonucu elde edilen deliller de, suç tarihinde yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK.'nun 254. maddesindeki soruşturma ve kovuşturma organlarının hukuka aykırı şekilde elde ettikleri deliller hükme esas alınamaz hükmü gereğince mahkemece geçerli bir delil olarak gözetilemeyeceğinden ve sanık aleyhine mahkumiyeti gerektirecek başkaca da yasal delil bulunmadığından bu nedenlerle beraat kararı verilmesi gerekirken, delil yetersizliğinden beraat kararı verilmesi doğru değilse de açıklanan gerekçelerle, müdahil vekili'nin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibariyle doğru olan beraat kararın ONANMASINA, 08.03.2007 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy