(765 S. K. m. 102, 104) (647 S. K. m. 4, 6) (YCGK. 27.06.2000 T. 2000/2-136 E. 2000/146 K.)
Dava: 213 sayılı kanuna muhalefetten sanıklar Hasan Kartal, Erol Baytaş ve İlhami Aktaş hakkında yapılan duruşma sonunda; sanıkların hükümlülüklerine dair Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nden verilen 10.06.2005 tarihli hükmün Yargıtay'ca incelenmesi katılan vekili, sanık Erol Baytaş ve sanık İlhami Aktaş müdafii tarafından süresinde ve sanık İlhami Aktaş müdafii tarafından da duruşmalı inceleme isteğinde bulunulan dava evrakı Cumhuriyet Başsavcılığı'nın onama isteyen 21.03.2006 tarihli tebliğnamesiyle daireye verilmekle dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: I- Katılan vekilinin sanık Hasan Kartal hakkında defter ve belgeleri gizlemek suçundan verilen hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yapılan duruşmaya, toplanan ve karar yerinde açıklanan delillere, gösterilen gerekçeye ve takdire göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün istem gibi ve oyçokluğuyla ONANMASINA,
II- Sanık Erol Baytaş, sanık İlhami Aktaş müdafii ile katılan vekilinin bu sanıklar ile sanık Hasan Kartal hakkında sahte belge düzenlemek suçlarından verilen hükme yönelik temyizine gelince;
Hükmolunan cezanın miktarına göre sanık İlhami Aktaş müdafiinin duruşmalı inceleme isteğinin 5320 sayılı yasanın 8. maddesi uyarınca yürürlükte olan CMUK. nun 318. maddesine göre REDDİNE karar verilerek yapılan incelemede;
Suç tarihleri olan 1.5.1999 ve 1.4.2000 tarihleri itibariyle temyiz inceleme gününde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 7. maddesi karşısında; yüklenen suçun tabi olduğu 765 sayılı TCK. nun 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen dava zamanaşımı gerçekleşmiş bulunduğundan hükmün 5320 sayılı yasanın 8/1 maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK. nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, anılan madde uyarınca sanıklar hakkındaki kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle ORTADAN KALDIRILMASINA, 31.01.2008 günü oybirliğiyle karar verildi.
KARŞI GÖRÜŞ
Mahkemece, sanığın suçu sabit görülerek defter ve belgeleri gizlemek suçundan 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Miktar itibariyle verilen ceza erteleme kapsamı içerisinde olup, dosya içeriğine göre erteleme olasılığına yasal engel teşkil edecek bir durum da bulunamamaktadır.
Sanık tarafından, mahkemece verilecek cezanın ertelenmesi talebinde bulunulmamıştır.
Mahkeme de verilen cezanın ertelenmesine yer olup olmadığını tartışmamıştır.
Mahkemelerce, verilen cezalar kişiselleştirilirken takdiri indirime yer olup olmadığı, miktar itibariyle seçenek yaptırımlara çevirme ve erteleme kapsamı içerisinde bulunduğu takdirde bu hususların uygulanmasına yer olup olmadığı, talep olmasa dahi resen tartışılması ve değerlendirilmesi aşağıda açıklayacağımız nedenlerle zorunludur;
1- 21. Yüzyıl ceza kanunlarının amaçları değişmiş ve gelişmiştir. Bu bağlamda caydırıcılığın ve başkalarına örnek olmasının yanında sanığın kişiliğine uygun yaptırıma karar verilmek suretiyle ıslah amacı da öncelikli hale gelmiştir. Bu amacın gerçekleşmesi için talebe bağlı kalınmaksızın verilecek cezaların kişiselleştirilmesi konularında mahkemenin resen değerlendirme yapması gerekmektedir ki takdiri indirim, seçenek yaptırıma çevirme ve erteleme kurumları cezaların kişiselleştirilmesi kapsamındadır. O halde bu hususların uygulanmasına yer olup olmadığının talebe bağlı kalmaksızın mahkemece kararda tartışılması gerekmektedir.
2- Hürriyeti bağlayıcı cezanın seçenek yaptırımlara çevrilmesi ve cezaların ertelenmesi 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanunda düzenlendiği için infaz hükmü olduğu düşüncesi ile uygulamada talep olmadığı takdirde mahkemenin bu hususu resen değerlendirme zorunluluğunun bulunmadığı kabul görmekte idi. Ancak, 01.06.2005 tarihinden itibaren seçenek yaptırımlar ve erteleme ile ilgili hükümler 5237 sayılı yeni TCK. nun da düzenlenmiş ve maddi hukuk kuralı haline gelmiştir. Ceza Kanununda düzenlenen bir maddi hukuk kuralının da mahkemelerce yargılamada uygulanıp uygulanmayacağı konusunda talebe bağlı olmasını kabul etmek çağdaş hukuk anlayışı ile bağdaşmayacaktır. Başka deyişle mahkeme, maddi hukuk kuralını yargıladığı olayda hüküm kurarken talebe bağlı olmaksızın resen uygulamak zorundadır.
3- Takdiri indirim, seçenek yaptırımlar ve erteleme müesseseleri sanığa verilen bir lütuf değil koşullarını taşıyan her sanık için bir haktır ve bu haktan yararlanıp yararlanamayacağı mahkeme tarafından resen gözetilip değerlendirilmesi gerekir.
4- Bu üç müessese bakımından cezaların kişiselleştirilmesinin bir an için sanığın talebine bırakıldığını kabul edersek bu durum yasaları bilmeyen (ki ülkemizin gerçeği budur) sanıklar aleyhine sonuç doğuracaktır.
Böyle bir haksızlığı yasa koyucusunun isteyeceği düşünülemez. (Sedat Bakıcı-Ceza Hukuku Genel Hükümleri Adalet yayınevi Ankara 2007-Shf. 946)
5- Öte yandan öğretide baskın görüş olarak miktar ve kapsam itibariyle koşullarını taşıyan cezaların kişiselleştirilmesi bağlamında, takdiri indirim, seçenek yaptırımlar ve erteleme hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı konusunun mahkemelerce tartışılmasının zorunlu olduğu kabul edilmektedir.(Centel, Zafer Çakmut-Türk Ceza Hukukuna Giriş 3 baskı Beta yayınevi Shf. 610, 680, Prof. Dr. Ersan Şen-Yeni Türk Ceza Kanunu yorumu Cilt. 1 Vedat Kitapçılık 2006 baskı Shf. 161, 198, Doç Dr.Veli Özer Özbek-Yeni Türk Ceza Kanunun Anlamı, Genel Hükümler, İzmir Şerhi 2. Baskı Seçkin Kitabevi Shf. 495, 514, Sedat Bakıcı Ceza Hukuku Genel Hükümleri Adalet Kitabevi 2007 baskı Shf. 946, 985)
6- Uygulamada, cezaların kişiselleştirilmesinde takdiri indirim, seçenek yaptırımlar ve erteleme hükümlerinin sanığın talebi olmadığı durumlarda mahkemece uygulanıp uygulanmayacağı hususunun tartışılmaması bozma nedeni yapılmamakla birlikte Ceza Genel kurulunun son zamanlarda bu konudaki görüşünün değiştiğini görmekteyiz. Örneğin; 27.06.2000 gün ve 2/136-146 sayılı kararında Yüksek Ceza Genel Kurulu öğretideki
sonuç cezanın 647 sayılı yasanın 4 ve 6. maddelerinde belirtilen sınırlar içerisinde kalması halinde bu maddelerin uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin talep olmasa bile karar verilmesi gerekir. 647 sayılı yasanın 4. maddesinde yapılan değişiklik sonucu hüküm infaza değil maddi ceza hukukuna ilişkin bir hüküm haline dönüştüğünden resen nazara alınmalıdır
şeklindeki görüşlere yer vererek bu düşünceyi benimsediğini ortaya koymuştur.
Açıklanan nedenlerle sanığa verilen cezanın ertelenip ertelenemeyeceğinin mahkemece tartışılıp değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu için kararın bozulması gerektiği kanaatiyle sayın çoğunluğun sanık Hasan Kartal hakkında defter ve belgeleri gizlemek suçundan verilen onama yönündeki kararına katılamıyoruz. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy